Ahlak Sınavı: Kadıköy’deki Gay yürüyüşü

28 Haziran Pazar günü Kadıköy'de "Açık saçık yürüyoruz" temasıyla düzenlenmek istenen 24. İstanbul Onur Yürüyüşü(!), Kaymakamlıkların yasak kararına rağmen gerçekleştirilmeye çalışıldı. Polisin müdahalesi sonucunda birçok kişi gözaltına alındı.

Yasak gerekçeleri son derece haklıydı: "Genel ahlaka aykırılık" ve toplumda provokasyon yaratma tehlikesi. Bu yaşananlar, Türkiye'de ahlaki çürümenin ve fıtrat inkârının ulaştığı vahim boyutu bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Asıl tartışılması gereken mesele şudur: Eşcinsellik neden temelden yanlıştır, neden açık bir sapmadır ve neden topluma dayatılamaz?

Bu sorunun cevabı, biyolojik, dini ve sosyolojik gerçeklerde apaçık ortadadır.

Biyolojik Gerçek: Doğaya Aykırı Sapma!

Yüce Yaratıcı, insanı erkek ve dişi olarak yaratmıştır.

Erkek ile kadının bedensel ve hormonal uyumu, üreme ve neslin devamı için mükemmel şekilde tasarlanmıştır.

Oysa erkek erkeğe veya kadın kadına cinsel ilişki, üreme yeteneğinden tamamen yoksundur.

Eğer eşcinsellik doğal bir davranış olsaydı, aynı cinsten insanlar da çocuk doğurabilirdi. Bu fiziksel imkânın olmaması, eşcinselliğin biyolojik bir gerçek değil, açık bir sapma olduğunu kesin olarak ispatlamaktadır.

Doğa, her canlıda cinsiyet ikiliğini korumuş ve bu dengeyi bozulmaz kılmıştır. İnsanın bunu reddetmesi, kendi bedenine ve yaratılış amacına karşı işlenmiş büyük bir ihanettir.

Bu noktada eşcinselliğin savunucuları sık sık şu argümanı öne sürerler: "Hayvanlarda da eşcinsel davranışlar görülür, dolayısıyla bu doğaldır." Oysa bu iddia, bilimsel bir aldatmacadan ibarettir.

Belki de siz maymun, köpek, eşekmişsiniz ki hayvanlığa hevesleniyorsunuz? Siz insansınız, hayvan değilsiniz.

İnsan aklı, vicdanı ve sorumluluğu olan yüce bir varlıktır; hayvanların içgüdüsel davranışları, insan için asla ahlaki veya biyolojik bir kıyas olamaz.

Biyoloji literatüründe hayvanlardaki aynı cinsiyet davranışları, çoğunlukla hâkimiyet kurma, oyun veya stres atma gibi geçici sosyal etkileşimler olarak tanımlanır.

Bunlar, asla insandaki gibi bir "cinsel kimlik" veya "hayat tarzı" değildir. Üstelik bu davranışlar, o türün üreme stratejisine asla zarar vermez ve nesiller boyu baskın hale gelmez.

Güncel genetik ve nörobilim çalışmaları da eşcinselliği belirleyen tek bir "gay geni" olmadığını, sosyal çevre, psikolojik faktörler ve kişisel tercihlerin bu süreçte çok daha etkili olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

Dolayısıyla bilim, eşcinselliği "doğal" değil, "edinsel ve değiştirilebilir bir eğilim"olarak sınıflandırmaktadır. Bilimsel gerçekler, bu apaçık gerçeği asla örtemez.

Dini Gerçek: Günah ve İsyan!

Tüm ilahi dinler eşcinselliği kesin bir dille haram ve büyük günah olarak ilan etmiştir. Kur'an-ı Kerim'de Lut kavminin helak edilmesinin en önemli sebebi, bu iğrenç fiildir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de bu davranışı lanetlemiş ve ümmetini bu büyük fitneden şiddetle sakındırmıştır.

Eşcinsellik, Yaradan'ın koyduğu fıtrata ve ahlaki sınırlara doğrudan bir isyandır.

İnsan, "kendi değerini bilerek yaşamalı" diyorsa, önce Allah'ın emirlerine teslim olmalıdır.

Kendi şehvetini ilahlaştırarak "bu benim tercihim, bu benim onurumdur" demek, hem dine hem de vicdana karşı açık bir saygısızlıktır.

Bu fiili normalleştirmeye çalışanlar, yalnızca kendilerini değil, tüm toplumu cehenneme sürüklemektedir.

Sosyolojik Gerçek: Toplumsal Yıkım

Eşcinsellik, toplumun temel taşı olan aile kurumunu doğrudan hedef almaktadır.

Sağlıklı bir millet, ancak anne-baba modelinin hâkim olduğu, çocukların hem anne hem de baba sevgisiyle yetiştiği güçlü aileler üzerine inşa edilir.

Eşcinsel ilişkiler bu kutlu yapıyı kökünden sarsmakta, evlilik kurumunu değersizleştirmekte ve doğurganlık oranlarını dramatik şekilde düşürmektedir.

Günümüz Batı toplumlarında gözlenen aile parçalanması, düşük doğum oranları ve toplumsal cinsiyet kargaşası, bu sapmanın acı sonuçlarını açıkça gözler önüne sermektedir.

Araştırmalar, eşcinsel bireyler arasında depresyon, anksiyete, uyuşturucu bağımlılığı ve intihar oranlarının genel nüfusa göre çok daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur.

Bu yaşam tarzı, bireyi derin bir mutsuzluğa iterken, toplumu da uzun vadede çürütmektedir.

Eşcinselliği savunanların en çok sığındığı iki argüman vardır: "İki yetişkinin rızasıyla kimse karışamaz" ve "Bu özel hayattır." Oysa bu iddialar vicdani ve sosyolojik olarak tamamen çürüktür. Toplum, bireylerin özel hayatına karışmaz; ancak o özel hayat kamusal alana taşındığında, çocukların ve gençlerin gözü önüne serildiğinde ve bir "hak" olarak dayatıldığında, toplumun bu sapmaya sessiz kalma hakkı yoktur.

Ensest, pedofili veya çok eşlilik nasıl "özel hayattır" denilerek meşrulaştırılamazsa, eşcinsellik de bu masumane maskeyle korunamaz.

Özel hayat dokunulmazdır ama sapkınlık propagandası asla değildir.

"Özel hayat" adı altında kamusal alana taşınan bu sapma, özellikle gençleri ve çocukları zehirlemektedir.

Toplum bu tür dayatmalara karşı sessiz kalırsa, kendi geleceğini yok etmiş olur.

Sonuç; 

Gay Pride yürüyüşleri, ahlaksızlığı, fıtrat inkârını ve toplumsal yozlaşmayı "onur", "özgürlük" ve "hak" maskesi altında sokaklara dökmekten ibarettir.

Bu etkinlikler ne masumdur ne de barışçıldır. Tam tersine, toplumun ahlaki dokusunu tahrip eden, genç nesilleri kirleten ve milletin temel değerlerini aşındıran tehlikeli bir propagandadır.

İnsan, kendi değerini bilerek yaşamak istiyorsa, biyolojik gerçeğe, dini emirlere ve toplumsal düzeni koruma zorunluluğuna sırtını dönemez. Eşcinsellik bir hak değil, açık bir sapmadır. Yanlış, yanlış olduğu yerde kalmalıdır.

Toplum bu sapmaya karşı dimdik durmak, aileyi ve fıtratı korumak zorundadır. Ne kadar yüksek sesle bağırırlarsa bağırsınlar, gerçek asla değişmez: Doğru olan, yaratılışa uygun olandır.

Geri kalan her şey sapkınlık ve yozlaşmadır.

Bu yozlaşmaya "tolerans" göstermek, milletin kendi kendini yok etmesine göz yummak demektir.