Allah bir kulunu severse…
Dostlar;
Allah, bir kulu sevdiği zaman: “Cebraile ben falanı sevdim sende onu sev diye seslenir.”
Cebrail’de bunu gökyüzüne ilan eder.
Sonra o kimsenin sevgisi yeryüzü halkına indirilir de böylece yeryüzündeki insanlar da o kimseyi sever.
İşte Meryem sûresi 96. ayetinin anlamı budur.
Allah, bir kulundan da hoşlanmadı mı Cibril’i çağırır ve: “Ben falan kuluma kızgınım onu sevmiyorum” der.
Cebrail’de bunu gökyüzüne ilan eder.
Sonra bu haber yeryüzüne indirilir de insanlar o kimseye nefret ederler.
İnsan, bir mal alırken markasına bakar, iyi olup olmadığını araştırır. Kişi de, arkadaş edineceği kimsenin kâmil bir iman ve güzel bir ahlak sahibi olup olmadığını, ibadetlerine devam edip etmediğini araştırmalıdır.
Çünkü; yola koyan da, yoldan çıkaran da arkadaştır.
Kişi arkadaşının dini (ahlakı) üzeredir.
Öyleyse her biriniz kiminle arkadaşlık ettiğine baksın (dikkat etsin).
(Ebu Davud Süneni)
"Ev almadan önce komşu, yola çıkmadan önce de arkadaş arayın."(Taberani)
Hz. Ömer, şöyle dedi: “İslam’dan sonra bir kula, salih arkadaştan daha hayırlısı verilmemiştir.
O gün zalim ellerini ısırıp: "Ne olaydı keşke ben peygamber ile beraber bir yol edineydim!" der.
“Sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek O'na yalvaranlarla beraber sen de sabret.” (Kehf: 28)
"Ümmetimden, kendileri ile birlikte sabretmekle emrolunduğum kimseler yaratan Allah'a hamd olsun." (Ebu davud Sünen)
İyi bir arkadaşın ne büyük bir rızık olduğunu, bu duada görmekteyiz.
“Ancak müminle arkadaş ol yemeğini de ancak (haramdan sakınan) kimse yesin.” (Tirmizi)
Kuran-i Kerim ve sünnet, salih arkadaşlarla dostluk önemine dikkatlerimizi çeker.
“Ey iman edenler!
Allah'tan korkun ve doğrularla beraber olun.” (Tövbe, 119)
İnsanlık ne kadar yoldan çıksa da, Allah’ın rehberliği her daim onların önüne serilir.
Ayrıca kötülük içinde insanları kendi haline bırakmak, İslam’ın ne terbiyesiyle, ne de rahmetiyle uyuşmaz.
Çünkü kötülüğe seyirci olmanın, hepimiz için çok ağır sonuçları olacaktır.
“Semud kavmine gelince; onlara doğru yolu gösterdik, fakat onlar körlüğü hidayete tercih ettiler. Bu yüzden, yapmakta oldukları kötülükler yüzünden onları alçaltıcı bir azap yıldırımı yakalayıverdi." (Fusilet:4)
“Siz (kötülüğe) dönerseniz, biz de (sizi cezalandırmağa) döneriz.” (İsra:8)
Sonra ferdin, ailenin, toplumun ve devletin saadeti için kötülüğe karşı çıkmak zaruridir.
Dilediğini yap. Nasıl davranırsan öyle karşılık görürsün.
Kur’an’ın değişik ayetleriyle, gerçek mü’min olmayı, insanın söz ve davranışlarından iç alemine kadar her hal ve tavrını sıdka göre dizayn
etmesine ve sadakat etrafında toplanmasına bağlamıştır.
Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar cennetlerde ırmak
başlarındadırlar.
Muktedir bir hükümdarın katında doğruluk meclisindedirler.
Dünya bir sistem ve bir fabrika gibi bütünüyle ahiret hesabına işlediği için, onlar bir işe teşebbüs ederken, bir beldeye girerken, bir yere hicret ederken, bir yerde ikamete karar verirken, otururken, kalkarken hep sadakati gözetler, dünyada kalmayı ve yaşamayı, sırf hakkı tutup
kaldırmak ve Allah’ın rızasına mazhar olmak için arzu etmektir ki, bunun da bir kısım emareleri vardır: “Her zaman nefsinin eksik ve kusurlarını görmek, dünyanın cazibeli güzellikleri karşısında“pes” etmemek, dünyevi endişelerle yol ve yön değiştirmemek bunlardan sadece birkaçıdır.”
Efendimiz (s.a.v.), bizlere şöyle bir hâdise naklederler: “Cenâb-ı Hakk (c.c.) ’ın, yeryüzünü dolaşan, “GEZİCİ” melekleri vardır.
Bunlar zikir meclislerini dolaşırlar.” (Zikir denince sadece tesbihle Rabb’imizi zikretmeyi anlamamalıyız.
Kulluk adına derinlemesine tefekkürün yapıldığı ve daima böyle meselelerin konuşulduğu yerler de birer zikir meclisleridir. Hatta buralarda hem zikir vardır hem tefekkür, hem de şükür vardır.
Dolayısıyla, zikir meclislerini çok geniş anlamda kabul etmeliyiz.)
İşte melekler, bu manada zikir meclislerini dolaşırlar.
Sonra da Cenâb-ı Hakkı huzuruna çıkarlar.
O her şeyi bilmesine rağmen meleklerine sorar:
“Kullarım ne yapıyorlardı?
Ya Rabb, Seni tesbih, tahmid ve temcid ediyorlardı. (Yani
Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahu ekber, diyorlardı. Onlar Senin kusursuzluğunu ve noksan sıfatlardan münezzeh olduğunu düşününce,
kalp ve gönülleri dolu dolu Sübhanallah,
onlar nimetlerin için Elhamdülillah.
azametini müşahede ettiklerinde ise hayret ve
hayranlıkla “Allahu ekber” diyor ve zikrediyorlar.)
Peki onlar Beni gördüler mi?
Hayır, Ya Rabb, görmediler.
Ya görselerdi!…
Yani, o zaman delicesine ve en şiddetli iştiyakla bunları söyleyeceklerdi.
Kullarım ne istiyorlar?
Cennetini istiyorlar.
Onlar Benim cennetimi gördüler mi?
Hayır, görmediler.
Birde görselerdi çok daha şiddetli bir şekilde isterlerdi.
Onları hangi şeyden korumamı istiyorlar?
Cehenneminden.
Onlar cehennemi gördüler mi?
Hayır, görmediler.
Birde görseler di ondan kaçar ve korunmak için çok daha fazla yalvarırlardı.
Meleklerim, sizler de şahid olun, ben onların hepsini affettim.”
Allah’ım! cümle dostlarımı af etiklerinden eyle.