Azar-bay-can dedikleri…

Sesli Makale👇

AZAR-BAY-CAN DEDİKLERİ…

BİR ÇOCUĞUN BAŞÖRTÜSÜNE BARİKAT KURAN DEVLET

Hiç kimse bu meseleyi “kılık-kıyafet yönetmeliği” diyerek geçiştiremez. Ortada bir düzen arayışı değil; açık, pervasız ve sistematik bir hak gaspı vardır.

Kendi vatandaşına, kendi inancına ve kendi öz evladına yabancılaşmış bir zihniyetin kurduğu bu utanç barikatının adını artık açıkça koymak zorundayız: AZAR-BAY-CAN.

• AZAR: Okul kapılarında (Azar)lanan masum çocuklar!

• BAY: İnancının bedelini ödemeye zorlanan Bayanlar!

• CAN: Yalnızca başörtülülerin değil, vicdanı yaralanan Canlar!

Bu üç hece bir söz sanatı değildir; kapı eşiklerinde boğazlanan temel insan haklarının feryadıdır.

AZAR-LANAN ÇOCUKLAR: Devletin Gücü 14 Yaşındaki Kıza mı Yetiyor?

Bir okul kapısında, 12, 13 veya 14 yaşındaki bir kız çocuğunun önüne dikilip içeri girmesini engellemek eğitim değil, açık bir şiddettir.

“Tarafsız kural” dedikleri şey, doğrudan inançlı insanları hedef alan ideolojik bir infaz aracına dönüşmüştür.

Koskoca devlet mekanizması, arkasına aldığı bürokrasi gücüyle küçücük bir kız çocuğunun başındaki örtüyle savaşıyor!

Verilen mesaj nettir: “Eşit yurttaş olamazsın; inancını kapıda bırakmadıkça bu kapıdan içeri giremezsin.”

Bir çocuğu inancıyla geleceği arasında tercihe zorlamak, ruhunu ezmektir.

Devletin gücü, savunmasız bir çocuğun başörtüsünü çekiştirerek değil; onun onurunu koruyarak ölçülür. Kendi evladının başındaki örtüden korkan bir düzen modern değil; özgüvensiz ve acizdir.

BAY-ANLAR: İdeolojik Tahakkümün Kurbanları

Soruyoruz: Bir kadının (kızın) bedeni ve inancı üzerindeki tasarruf hakkını devlete kim verdi?

Laiklik maskesi arkasına sığınarak kadınları sınıflardan, amfilerden, kürsülerden kovmak çağdaşlık değil; tipik bir totaliter zihniyet kopyasıdır.

Devlet bir din dayatamaz/dayatamaz; ama vatandaşın dini inancını nasıl yaşayacağını da dikte edemez. Bir öğretmeni inancı yüzünden mesleğinden etmek, bir öğrenciyi başı örtülü diye kapı dışarı etmek, kadını özgürleştirmek değil; kadını köleleştirmektir.

Asıl rahatsızlık bir kumaş parçasından mı, yoksa o kumaşın temsil ettiği kimlikten mi? Bu sorunun cevabı, bu yasakçı zihniyetin gerçek niyetini ele verir.

Kadın hakları savunuculuğunu tekeline alanların, başörtülü kadınlar dışlanırken sus pus olması ise tarihe geçecek bir ikiyüzlülük vesikasıdır.

CAN-LAR: Şehidin Kanı, Gazinin Ahı ve Çiğnenen Adalet

Karabağ’da can veren evlatları cepheye sürenler; aynı gazinin kızına okul kapısında “Sen bu kapıdan giremezsin” deme cüretini nereden buluyor?

Toprağı vatan yapanların emanetine bu muameleyi reva görmek, yalnızca bir yönetim hatası değil; tarihe, millete ve şehitlerin aziz hatırasına karşı işlenmiş ağır bir vebaldir.

Sınırları korumakla övünen bir iktidar, o sınırların içindeki mazlumun onurunu eziyorsa, ortada korunmuş bir vatan değil; kendi halkına yabancılaşmış bir vesayet vardır.

Sovyet Artığı Zihniyet ve 28 Şubat Hortlağı

Bu sahneleri tarih daha önce gördü:

• Sovyetler Birliği’nin inançları silmeye çalışan tek tipçi despotizminde gördü.

• Türkiye’nin 28 Şubat karanlığında, ikna odalarında kız çocuklarının başlarını zorla açtıran vesayetçilerinde gördü.

Sonuç ne oldu? O yasakçıların hepsi tarihin çöplüğüne gömüldü; geriye sadece milletin hafızasına kazınan utançları kaldı.

Modernlik adına zorbalık yapmak çağdaşlık değil; barbarlıktır.

Düzen adına zulme kılıf uydurmak kanun değil; hukuksuzluktur.

HESAP VAKTİ: Ya Adalet Ya İflas!

AZAR-BAY-CAN, artık bir milletin sabır sınırıdır.

• AZAR-lanan çocukların gözyaşı bu düzenin alnındaki kara lekedir.

• BAY-anlara uygulanan abluka, hak ve hürriyetlerin katlidir.

• CAN-ların yandığı bu coğrafyada adalet can çekişmeye başlamıştır.

Gardaş dediklerimize sesleniyorum: Bu zulmü derhal durdurun!

Çocukların başörtüsüyle uğraşmayı, inançları kamusal alandan silmeyi bırakın!

Ve şimdi dikkatle dinleyin, çünkü bu çağrı artık yalnızca bir eleştiri değil, tarihin uyarısıdır:

Seksen yıllık laikçi yasakların mimarı olan bir siyasi geleneğin bugünkü lideri Kemal Kılıçdaroğlu bile, vicdanının sesini bastıramayıp Azerbaycan’a şöyle sesleniyor:

“Kadınları özgür bırakın! İstediği kıyafeti seçsin.

Kadınların başı açık, başı kapalı diye ayrılması doğru değildir.

Laikliğin güvencesi demokrasi, insan hakları ve herkesin inancına saygı duymaktır.”

Duydunuz mu? Geçmişte başörtüsü yasaklarının merkezinde duran bir siyasi geleneğin lideri bile bugün bu uygulamalara “dur” diyor.

Bu söz, yalnızca bir eleştiri değil; tarihin aynasıdır.

Bu aynaya bakmak zorundasınız. Çünkü kardeşlik, sloganlarla değil; kardeşin evladının onurunu korumakla ölçülür.

Unutmayın! Bir devletin büyüklüğü sarayların ihtişamında değil; okul kapısında ağlatılan bir kız çocuğunun döktüğü tek bir damla gözyaşında sıfırlanır.

Vesselam.