Babalar, oğullar, Erkam Yıldırım ve devlet terbiyesi
Geçtiğimiz günlerde eski Başbakan Sayın Binali Yıldırım’ ın oğlu, Erkam Yıldırım’ ın Erzurum’ da bir mağazanın açılışında medyaya bir fotoğrafı düştü.
Fotoğraf ülkenin gündemine oturdu.
Fotoğrafta, Erkam Yıldırım koltuğa yayılmış ve elindeki tesbihi sallar bir şekilde ve karşısında ilin Valisi, Jandarma Komutanı ise bir sehpaya çıkışıp vaziyette oturuyorlar.
Fotoğraf son derece kötü görüntü verdi.
Devlet erkanı karşısında saygısız bir davranış olarak addedildi.
Devleti yönetenlerin çocuklarının bu kadar göz önünde olması, sürekli gündeme gelmesini, yöneticilerin en büyük zaaflarından biri olarak sayılabilir.
Öyle zaman gelir ki, yılların birikimi, emek ve gayreti bir anda uçuverir.
Aileyi koruyayım derken ülkeye büyük zararlar ve yaralar açar.
Erzurum Valisi Okay Memiş, konunun yanlış anlaşıldığını ve Erkam Yıldırım’ ın kilolu olduğu için öyle oturmak zorunda kaldığını açıkladı.
Sayın vali, kusura bakmasın görüntü hoş, şık olmamış ve savunulacak bir tarafıda yok.
Devlet terbiyesi devletin yöneten erkânın ailesi içinde geçerli bir kuraldır.
ŞEHİT BAŞBAKAN ADNAN MENDERES
Rahmetli Başbakan Adnan Menderes, Başvekil olunca çocuklarına şu veciz cümleleri aktarır: “Siz artık Başvekil çocuklarısınız, ticaretle uğraşmayacaksınız, dahiliye veya hariciye vekaletinde çalışacaksınız, seçin birisini” diye talimat verir.
BÜLENT ECEVİT VE KORUMA MÜDÜRÜ
Eski Başbakanlardan merhum Bülent Ecevit’ e Başbakanlığı döneminde koruma müdürü atanacak.
Emniyet, bir emniyet müdürünü Ecevit’ e gönderir.
Göndermeden öncede, nasıl davranması gerektiği konusunda bilgilendirir.
Bir nevi adabı muaşeret izahı yapılır.
Bir Başbakana, emniyet müdürü nasıl davranmalı?
“Seni çağırmadan kapı açık olsada içeri girme. İçeri girerken esas duruşta gir. Sana ‘otur’ diye yer gösterirse, sakın oturma. Elini kolunu sallayarak konuşma. Soru sormadan cevap verme. Odadan çıkarken arkanı dönüp çıkma, geri geri çık” vs.
Devletin yetişmiş bir emniyet müdürüne bile makama giderken telkinde bulunma gereği duyuluyor.
Önce devlet terbiyesi, önce edep, önce ahlak, önce saygı…
Devletin bürokratı bu kurallar manzumesine göre yetiştirilip, görevlendiriliyorken, hangi makamın sahibinin oğlu olunursa olunsun, saygıda kusur etmemek birinci görev olmalı. Devlet erkanını bir tarafa bırakın, sıradan vatandaşa dahi destur saygı olmalı.
ABDULLAH GÜL VE OĞLU
Sayın Abdullah Gül, Dışişleri Bakanıdır. AK Parti’ nin önde gelen 4 kurucusundan birisi ve ilk Başbakanı.
Oğlu Ahmet Münir Gül, Ankara’ da bir trafik kazasına karışır.
Gelen polislere öğrenci olduğunu söyler.
Soy isminin Gül olduğunu öğrenen polisler, babasının ne iş yaptığı sorarlar, “Babam devlet memuru” diye cevap verir.
Alıp ifade için karakola götürürler orada da ısrarlı sorulara cevap vermez. Ve normal işlemler yapılır. Sonra Abdullah Gül’ ün oğlu olduğunu anlaşılır. Eve polis aracı ile götürmeyi teklif ederler kabul etmez.
Devlete adamının oğluna verdiği terbiye.
RAHMETLİ BAKAN CEVAT AYHAN
Refahyol Hükümeti’ nin Bayındırlık ve İskan Bakanı Cevat Ayhan.
Trafikte sivil aracı ile seyrederken hatalı çıkış yaparlar. Polis çevirir ve cezai işlem uygulardır.
“Ben bakanım, ne yapıyorsunuz” diye tepki vermez.
Bakan olduğunu ceza işlemi bitince açıklar ve polisleri tebrik eder. Cezayı iptal etmek isteyen polislere, “Siz görevinizi yaptınız, biz yanlış yaptım, cezamızı ödeyeceğiz” der.
Buda devlet adamı örneği ve terbiyesi olsa gerek.
Özledik bu tür naif, zerafetli yaklaşımları.
AK PARTİ MİLLETVEKİLİ
AK Parti, Mersin Zeynep Gül Yilmaz, denetim sırasında arabası çeviren polislere hakaret eder ve o meşhur sözü söyler: “Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?” Buna denir bilmiyorum!
BAŞBAKAN AHMET DAVUTOĞLU
Ahmet Davutoğlu, iki yıl süreyle AK Parti Genel Başkanlığı yaptı. Başbakan olarak ülkeyi yönetti. Kaç çocuğu var ya da çocuğu var mı? Bilen beri gelsin? Ben söyleyeyim: 4 yetişkin çocuk babasıdır. Hiç gündeme geldiler mi, isimlerini bilen var mı?
İşte işin sırrı ve devlet adamlığının gereği burada gizli.
RAHMETLİ CUMHURBAŞKANI TURGUT ÖZAL
1983 yılından 1993 yılının Nisan ayına kadar ülkeye Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak hizmet eden Turgut Özal’ ı evlatları üzerinden ne kadar yaylım ateşine tuttukları hala hafızalarda canlı.
Atılmadık iftira bırakmadılar.
Her türlü dezenformasyonda bulundular.
Çocuklarının her iş insanına ortak oldukları, komisyon aldıklarını, hatta daha ileri gidip, ülkenin tabusunu bile aldıklarını utanmadan, sıkılmadan her gün yazıp çizgidiler. Alaycı, aşağılayıcı üsluplarından hiç vazgeçmediler.
Maalesef evlatlarıda sürekli basına malzeme oldular.
Özal, yaptığı hizmetlerin önüne sürekli çocukları geçti.
En sonunda Özal, “Çocuklarına söz geçiremeyen tek baba ben değilim” diye açıklama yapmak zorunda kaldı.
‘Ülkeyi soydular, deveyi hamuduyla götürdüler’ denilen o çocuklar şimdilerde hayat, geçim mücadalesinde.
Bidiğim kadarıyla eşi Semra Özal, rahmetli Turgut Özal’ ın emekli maaşı ile iaşesini karşılıyor.
Sözün özü; devlet adamlarının, devlet yöneticilerinin çoçukları ne iş yaptıklarına, kiminle iş yaptıklarına, kimlerle oturup-kalktıklarına, kimlerle arkadaşlık ettiklerine, ne yiyip - içtiklerine aşırı özen göstermek zorundalar.
Bugün AK Parti en çok ne ile tenkit ediliyor?
“Gurura, kibre büründüler, burunlarından kıl aldırmıyor, kimseyi beğenmiyor, kendilerini kaf dağında görüyorlar, eski dava arkadaşlarına selam vermiyorlar, artık halktan koptular, rezidanslarda, özel korunaklı villalarda yaşıyorlar” denmiyor mu?
Hala ısrar etmiyorlar mı?
Avamın bireysel hata ve yanlışlar kendisini bağlar, devlet adamınının yanlışı milleti, ülkeyi baltalar.
Saygılarımla.