Bir Portre… Oktay Sinanoğlu
Bütün hayatını kültür emperyalizmine karşı verdiği mücadele ile tanınan, dil kavramını kimlik bilincinde ana unsur olarak gören, halkını uyarmakla kalmamış, uygulamış ve yol gösterici olmuş bir bilim insanı Oktay Sinanoğlu…
Yeni neslin sadece sosyal medyadan tanıdığı ancak seksenli yıların sonu itibariyle sürekli gündemde olan bir dil bilimcisi.
Aynı zamanda topluma unutturulmaması ve hafızalarda taze tutulması gereken ve gelecek nesillere aktarılma zorunluluğu elzem bir bilim insanı.
Akademik kariyerine kimya mühendisi olarak başladı.
Yirmi sekiz yaşında profesör oldu.
Bilimsel teorilerde dünyanın yakından tanıdığı ve aranan isimlerden idi.
En prestijli üniversitelerden davetler aldı ve aynı zamanda öğretim üyelikleri yaptı.
Batı kültürünün dayattığı tüm evleri yaşayarak gördü ve nihayetinde ülkesine döndü çalışmalarını burada yürüttü.
Oktay Sinanoğlu’nu esas meşgale alanı bilim ve özellikle matematiksel kimya olsa da; Türk Dili üzerindeki çalışmalarıyla dikkat çekti.
Türkçenin istila altında olduğunu, eğitim dilinin kesinlikle Türkçe olması gerekliliğini ve günümüzde dahi tartışılan “hazırlık sınıflarının” zaman kaybı olarak değerlendirdi ve bu alanda uğraşları oldu.
Batının ve özellikle sömürgeci batının; girdiği ve işgal ettiği her toplumda bir kültür erozyonu yaşattığını tarihi örneklerle toplumlara sundu.
Toplumların millet ve ulus kavramlarında dil faktörünün öncelikli olduğunu, bu işgaller ve sömürüler neticesinde yerel halka mâl olmuş bütün değerlerin yerel dile vurulan darbeler ve sonunda batının kendi dil anlayışının halka dayatılmasını görmüş yeri geldiğinde bu mazlum halklara akıl hocalığı da yapmıştır.
Dil ve kültür baskısı beraberinde bütün kaynaklarıyla teslimiyetin başlangıcı olduğu da bilinmektedir.
Oktay Sinanoğlu; onlarca eseri ve binlerce makale yazılarında bilime dem vuruken dil emperyalizmini es geçmemiş toplumlara mesajlar vermeyi de sürdürmüştür.
Bugün hâlâ aynı yanlışların sürdüre geliyor olması sadece ülkemiz için değil kimlik arayışı olan tüm toplumlarda bir hastalık anlayışıyla maalesef uygulanmakta olduğunu görmekteyiz.