Çavuşoğlu: Yunanistan’a karşılık verdiğimizde ağlıyor

Yunanistan'ın becerikli olduğu alanlar var. Bunlardan biri de en haksız durumdayken bile mağdur olduğunu ağlayarak anlatma yetenekleri var. Diğer taraftan Yunanistan demokrasi der,  demokrasiyi en çok ihlal eden ülkelerden bir tanesi. 

Uluslararası anlaşma, uluslararası hukukun bir parçası da uluslararası anlaşma. İşine geldiği zaman en iyi şekilde kullanır, işine gelmediği zaman da çok saçma gerekçelere bile önce kendisini inandırır sonra başkalarını inandırmaya çalışır. Biz Türkiye olarak haklı davamızı savunmak için ne yapılması gerekiyorsa onu yapıyoruz. Yunanistan 6 millik kara suları üzerinde 10 millik hava sahası iddiasına bulunan dünyadaki tek ülke. Biz bunun saçmalığını anlatıyoruz. ABD yönetimi bile Kongre'sine yazdığı mektupta bunun kabul edilemez olduğunu söylüyor. Diğer taraftan Yunanistan'a soruyoruz, neden adaları silahlandırdın, anlaşmalara aykırı bir şekilde. Şimdi Türkiye'den tehdit var diyor. Türkiye'den tehdit algısı somut mu soyut mu. 

Benim hava sahamı ihlal etti Türkiye diyor. Yunanistan bizim hava sahamızı ihlal ettiği zaman bizim askerimiz tabii ki karşılık verecek. İlave dört mili kendi hava sahası gördüğü için buraya giren herkesi suçluyor.

Yunanistan'ın insan hakları konusunda yatacak yeri yok. Burada Lozan Anlaşması gereği seçilmiş müftülere yapmadığı işkence kalmadı. Cenaze namazı kıldırdı diye dava açtı.

Biz Yunanistan'ın Batı Trakya Türk azınlığına yaptığının binde birini Türkiye'de herhangi bir azınlığa yapsak dünyada kıyamet kopar. Türk isimlerini bile kullanamıyorlar. Yunanistan, Atina camiisi olmayan tek başkent olarak herkes tarafından eleştirilir. Bir yeri camiye çevirdiler, bir dernek kurdular. Bu derneğin 9 yöneticisi var. 

Beş tanesi Ortodoks, dört tanesi Müslüman. Yunanistan yapınca oluyor. Yunanistan, uluslararası hukuk diyor sürekli. Peki terör örgütlerine destek veriyor mu, veriyor. Yunanistan'da FETÖ var mı, var. PKK var mı, var. PKK kampları var mı, var. Kime yönelik bunlar? Türkiye'ye yönelik. İnsan haklarından bahsediyorlar, Avrupa Parlamentosu da soruşturma açtı. İHA'lardan da tespit yapılıyor. 

Halen denizin ortasında masum göçmenleri denize gömüyorlar. 

Geri itmeler. Kışın soğukta insanların tüm kıyafetlerini alıyorlar. Daha yüzlerce örnek verebilirim. Silahsızlandırılmış adaların statüsünü ihlal ettikten sonra BM'ye bir mektup yazdık. Sekiz ay sonra cevap verdi sadece demagoji var. 

Deniz hukukundan, sözleşmelerden bahşediyor. Gerek deniz yetki alanlarıyla ilgili, gerek biraz önce bahsettiğim hava sahasıyla ilgili, adaların silahsızlandırılmış statüsüyle ilgili maddelere rezerv koymuş ve Adalet Divanı'nın yetkisini de tanımıyor. 

Ama uluslararası hukuktan bahşediyor. Buluşursun Yunanlıyla, hemen biz komşuyuz, ilişkilerimiz geliştirmemiz lazım, üçüncü ülkeleri devreye sokmayalım, çözelim. 

Sonra hemen içeri bir toplantıya girersiniz orada tek derdi Türkiye'yi yalan, iftira, utanmazca Türkiye'yi kötülemek olur.

Yunanistan bunları yapıyor diye sessiz mi kalacağız? Bu yalanlara iftiralara karşı biz de Türkiye olarak kendi düşüncelerimizi, doğruyu anlatmakla mükellefiz. 

(ABD Kongre, F-16 kararı) ABD, Türk-Yunanistan ilişkileri konusunda dengeyi bozdu. Amerika bozdu. Bu konularda uyarılarımızı da yaptık. Her şeyden önce bu bağlayıcı bir kanun değil, bir karar. Senato'dan da bir karar çıkacak. Sonra iki kararın uyumlaştırılması çalışması oluyor. Sonra ortak bir karar çıkmış olacak. En nihayetinde tabii bu hava sahası ne demek. Yunanistan'ın hava sahası ne demek? Yunanistan'a silah verirken Türkiye'nin hava sahasını ihlal etmeyeceksin diye bir şey var mı? Yunanistan bizim bırakın adalarımızı, bazen ana karanın da hava sahasını ihlal ediyor. Tabii karşılık veriyor. Geliyor yapıyor, biz karşılık verince de ağlıyorlar. Sonuçta ABD'nin, Kongre'nin aldığı karar bağlayıcı olmasa da yanlış. Elbette F-16ları almak isteriz, müzakereler iyi gidiyor ama elimizi kolumuzu bağlayacak bir sürecin içinde de olmayız. Biz ABD'yle diğer müttefiklerimizle görüşmelerimizi sürdürüyoruz. 

(AB ile vize serbestisi ve geri kabul anlaşması) Vize serbestisi ve geri iade anlaşmaları 2013 yılında gerçekleştirildi. Herhalde 16 Aralık'tı. 17-25 Aralık darbe girişimlerinden hemen önce yapılmıştı. Ben de o zaman Genel Başkan Yardımcısı'ydım. Sonuçta bu anlaşmalar var ama vize serbestisi konusunda özellikle AB, oyalamaya başlayınca teknik toplantıları bile geciktirmeye başlayınca biz bir yazılı belge ile AB'ye bu geri kabul anlaşmasının uygulamasını durduruyoruz dedilk. Askıya alıyoruz dedik. Vize serbestisi oluncaya kadar da uygulamayacağız dedik. Kısmen askıya aldık çünkü Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının geri iadesin biz kabul ediyoruz ama üçüncü ülke vatandaşlarını AB ülkelerinden geri almıyoruz. 

Üçüncü ülke vatandaşları derken, düzensiz göç, göçmen Türkiye üzerinden gittiği anlaşılsa bile almıyoruz. 

(Belediyelere Dışişleri Bakanlığı'ndan izin tartışması) Yazıyı biz gönderdik, kabinede de bir sunum yaptık. Herhangi bir belediyeyi, valiliği ya da herhangi bir bakanlığı bağlayan bir şey değil. Tüm devlet kurumları için geçerli. Burada bir koordinasyonun olması lazım. Bu koordinasyonu kim yapıyor? Dışişleri Bakanlığı yapıyor. Viyana Sözleşmesi'nin 41'inci maddesi de bunu söylüyor. 2019'da da buna benzer, eşgüdüm yapılmasına dair bir genelge çıkmıştı. Sonuçta şimdi, ülkede yabancı misyonların yaptığı faaliyetlerin bir koordinasyon içinde gerçekleştirilmesinin çok önemi var. Mesela benim Büyükelçi'm o ülkede kimse tarafından kabul ediliyorsa, o ülkenin Büyükelçisi'nin de burada herkes tarafından kabul edilmemesi lazım. Ülkenin yararınaysa, biz burada katı mütekabiliyet uygulayalım demiyoruz. Eş güdüm yapılması lazım. Ayrıca yine kanun gereği, bu kurumlar Dışişleri Bakanlığı'na bilgi vermek zorunda. Muhalefetin suçlamasına gelelim. Cumhurbaşkanı'mızın genelgesine baktığımız zaman, 2019 ve Haziran 2022'de. Aslında biz daha önce göndermiştik. Tek adam rejimi diyorlar. Ne alakası var. 

Gelelim bilgi verilmesine, nerede bilgi verilmiş. Bu sadece muhalefet belediyeleri için geçerli değil. Tüm belediyeler ve başka kurumlar için geçerli. Bu sadece bir parti için değil ki. Bir belediye başkanı için de değil. 1969'da çıkan kanun bir parti ya da bir iktidar için çıkmamış ki. Bunun koordinasyonunu yapalım, biz bu belediye başkanları yurt dışına çıktığında her türlü imkanı sağlıyoruz. Ayrım yapmıyoruz. İçeride neden bizi yok sayıyorlar. Kanun gereği, Viyana Sözleşmesi gereği. Biz her şeyi kontrol edelim, kimse bizde izinsiz bir şey yapmasın demiyoruz. Bu kanunlar ve genelgeler de aslında ister belediye başkanı olsun, ister vali olsun, ister başka yetkili olsun, onları korumak bakımından da faydalıdır. Burada eşgüdüm yapılacak, görüş sorulacak.

En başa dönelim, benim Büyükelçi'mi kimse kabul etmiyor. Belki diyeceğim ki 'Siz de kabul etmeyin kardeşim'. Buna da saygı duymak zorundasın."

(Tercüman tartışması) "Bu konularda bu kadar cahil olmadıklarını ben biliyorum. Bu partilerin içinde büyükelçilik yapmış arkadaşlar da var. Bu arkadaşlar çokça toplantıya katıldılar. Hiçbir şey bilmeseler bile bunlardan öğrenebilirler.

Neden Fatma kardeşimize böyle saldırıyorlar başörtülü olduğu için. Annesi Merve hanımı da zamanında meclisten çıkardılar. Peki bu insanı mi, ahlaki mi?