Çok mal haramsız, çok laf yalansız, çok kişi de dalaveresiz olmaz!

Dostlar “kimse beni satmaz” diye aldanma, konu menfaat olunca seni çok ucuza satarlar.

Yaş mı önemli, yaşantı mı?

Yaşantı derim.

Çünkü bir günde on yıl yaşlananları gördüm.

Dostum hatan olmasa da kaybedenlerden olursun, bazen çok sevmekten, bazen çok değer vermekten, en çok ta iyi niyetinden dolayı kaybedersin.

Varda kaybet doğruluk yolun olduktan sonra hiç üzülme.

Keser döner sap döner gün gelir hesap döner.

Onun için kalabalıkları değil, hatırı sayılır birkaç insanı sev.

Herkesle bir araya gelmeyi değil, sağlam bir dostla görüşmeyi seç çünkü az çoktan iyidir.

Çok laf yalansız, çok mal haramsız, çok kişi de dalaveresiz olmaz.

Siz Allah’ın hoşnutluğuna ve rızasına bakınız “kimse beni satmaz” diye aldanmayın.

Sizi satmayan tek olan Allahtır.

“Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O'ndan razı olmuşlardır."

(Mâide: 119)

Bu Ayet-i Kerime Kur’an da dört yerde geçer.

Bu ayette iki husus vardır.

Birinci husus: Yüce Allah'ın kulundan razı olması ki, bu her kulun en büyük hayali, talebi ve  arzusudur.

Kul'un yüce Allah'ın rızasını kazanmak için yaptığı her şey ibadettir.

İkinci husus: Kulların Yüce Allah'dan razı olmalarıdır.

Bu husus çok önemli ve bunun üzerinde durulmaya değer.

Yüce Allah'ın tasarrufunda kulun razı olmasına da ubudiyet denir.

Birinci husus belki ve aşağı yukarı herkese malumdur.

İkinci husus çok önemli ve bu önemli hususu bir kaç soruya çevirelim.

Ey kul(mü'min) sen yüce Allah'dan razı mısın?

Zor bir soru tabi.

Bu sorunun cevabı her kulun kendisinde mahfuz ve herkes kendini daha iyi bilir.

O zaman şöyle soralım:

Kulun Yüce Allah'dan razı olması ne demektir?

Bu dünyada yüce Allah'ın, hayır ve şer adına taksim ve takdir ettiği her şeyden kul razı mıdır?

Kulun, başına bir sıkıntı gelirse bunun kendi lehine olduğuna inanarak Yüce Allah'tan razı mıdır?

Kulun, Yüce Allah'ı kullara şikayet etmeden olup bitenleri Kur'an ve sünnet çerçevesinde tahlil ederek (meşrû sebeblere sarıldıktan sonra) halini yüce Allah'a havale  edebiliyor mu?

Yüce Allah kuluna verse de, alsa da zengin de etse, fakir de etse, sıhhat da verse hastalık da verse kul,  Allah'tan razı mı?

Kul dönüp kendine ve etrafına baktığında kendi tipinden, boy bosundan eşinden, Allah'ın ona verdiği imkanlardan, toplumdaki kadr-ü kıymetinden dolayı Allah'tan razı mı?

Kul, Yüce Allah'ın kendisi için seçtiğini ve takdir buyurduğunu  kendisi de kabul ediyor mu, razı mı? kişinin bir musibet veya hastalık karşısında üzülmesi, acı duyması ağlaması rızaya aykırı değildir.

En büyük insan olan Rasulullah efendimiz, oğlunun vefatında gözyaşı dökmüştür.

Rıza ve sabır ayrı ayrı şeylerdir.

Sabır başa gelen herhangi bir şeyden dolayı kulun yutkunması, acı çeksede sabretmesi şer-i şerife aykırı herhangi bir şey yapmamasıdır.

Bunu dışarıya yansıtmaması ise, sabr-ı cemil'dir.

Rıza ise, bırakın itirazı

olup bitenlerden dolayı Yüce Allah'a hamd etmek demektir.

Çok büyük bir mertebe olan "Allah'tan razı olmak" ancak kalbin Yüce Allah'ın sevgisi ile dop dolu olmasına bağlıdır.

Bütün bu gerçekler ve dahası karşısında mü'min şunu bilmeli: Ben ikide bir Yüce Allah'ı olup bitenlerden dolayı adeta kullarına şikayet mi ediyorum, yoksa her halü kârda Yüce Allah'tan razı mıyım, sözlerimle, davranışlarımla kalbimle “Yüce Allah'dan razıyım”

diyebiliyor muyum?

Unutulmamalıdır ki, Yüce Allah'tan razı olmak yüce Allah'ın rızasını talep etmenin olmazsa olmaz şartıdır.

Zira Allah'tan razı olmayan bir kul, nasıl onun rızasına talip olsun ve nasıl Yüce Allah'ın kendisinden razı olmasını isteyecek yüzü bulsun?

Ey Yüce Allah'ım!

Bizleri ve bütün mü'minleri razı olduğun ve senden razı olan kullarından eyle.

Yüce zatından razı olmanın bizim gibi çok aciz kullar noktasından çok çetin olduğunu en iyi bilen sensin, bu hususta ihatalı rahmetinle ve  yardımınla bizlere rahmet eyle.

Bize yardımcı ol ya rabbi.

Amin.