Dili bozuk olanın gafleti çok olur!
Ağzı/dili bozuk olan kırık testi gibi içindekini sızdırır.
Göz, bazen uğradığı bir hastalık sebebiyle (veya yamuk baktığı için yeryüzünün sultanı olan) güneşin ışınlarını inkar edip yok farzediyor.
(Hasta bir insanın ağzı veya bizzat hasta olan) ağzın kendisi hastalıktan dolayı tadı bozuk olduğu için balın tadı bozuktur diye balın tadını inkar ediyor, bozuk olduğunu iddia ediyor.
Hastalık ya bedende ya akılda ya da ruhta olur.
Bedendeki hastalık ya uyku azlığı ya da bir kaza veya buna benzer sebeplerden meydana gelir.
Akıldaki hastalık, insana layık olmayan ölçüsüz tasarruf ve hareketlerden meydana gelir.
Ruhi hastalık ise, insanın yaratıldığı asıl gaye dışına sapması ile meydana gelir.
İnsan da üç unsurdan meydana gelir: Beden, akıl ve ruh.
Beden topraktan, ruh Allah'ın emrinden olan gaybi bir üfürüş, akıl ise rabbani bir nur ki, onunla insan eşyayı idrak eder.
İslam dini bu üç unsura hitab eder. İman akla, islam bedene, ihsan da ruha hitap eder.
Ruhun en büyük hastalığı gaflettir! Gaflet kişinin ne için yaratıldığının farkında olmaması, yarın ahirette aleyhinde olacak delillerden gafil olması, kendini kuşatan sayısız nimetlerden habersiz olması, kendisini yaratan Allah'a, Yüce Allah'ın gönderdiği elçiye ve indirdiği kitaba karşı edepli olmamasıdır.
Bu gaflet, insanı şükürsüz kılar ki, bu durum nimete nankörlüktür!
Bu da şeytanın en büyük kozudur.
Kur'anı Kerim, iblis için şöyle buyurur: "Ve sen onların çoğunu şükredenlerden bulamayacaksın." (A'râf: 16,17)
Bu gaflet, kişiyi dünya ve ahirette kendisine fayda vermeyecek aksine zarar verecek şeylerle uğraştırır ve ömrünü boş yere geçirmesine yol açar!
Bu gaflet, kişiyi dünyayı ahirete tercih etmeye sürükler!
Ahireti yok farz edenler veya dünyayı ahirete tercih edenler meşhur alim Hattabi'nin"Risaleler" isimli kitabında naklettiği şu olayı dinlemelerinde fayda vardır.
İbni Semmak, Harun Reşid'in yanına girer.
Harun Reşid o'na “bana vaaz et” der.
İbni Semmak: “Ey müminlerin emir'i susuzluktan helak olacak dereceye geldiğinde içecek bir su için ne verirsin? Servetimin yarısını verir misin?”
Harun Reşid, hiç tereddüt etmeden “evet” der.
“Peki o suyu içtin ama çıkaramadın çıkarmak için servetinin geri kalan yarısını verir misin?” diye sorar. Harun Reşid, yine hiç tereddüt etmeden “evet” der.
Bunun üzerine İbni Semmâk der ki: “O zaman ancak bir içim su ve bir miktar bevl (sidik) eden dünyayı ne diye (bu kadar) seviyorsun?”
Testi içindekini sızdırırsa aslı, unsuru, mayası temiz olmayanın ağzından temiz, güzel söz çıkmaz.
Herkesin yaptığı kendine benzer, baksana her testi içindekini dışarıya sızdırır.
Söz, öz'ün tercümanıdır.
Sözü doğru olana sadık, hem sözü hem özü doğru olana sıddık denir.
“Allah'a ve peygamberlerine iman edenler (ve aralarında ayırım yapmayanlar) işte onlar sıddıkların ta kendileridir, (bunlar inancın zirvesinde bulunur) zira özleri sözleri davranışları ile inandılar.” (Hadid: 19)
Kişinin düşüncesi sözüne, düşüncesi ve sözü, duygularına, duyguları alışkanlıklarına, alışkanlıkları değerlerine, değerleri karakterine, karakteri de, kaderine etki eder ve dönüşebilir.
Onun için sözümüze dikkat etmeliyiz!
Şaka bile olsa yalana yol vermemeliyiz.
İnsanlar, kapalı dükkanlar gibidirler, konuştukları zaman kişinin attar mı, baytar mı olduğu ortaya çıkar.
Nisbet, bereket ve asalet içimizden dışarıya sızma yapmıyorsa, hiç olmazsa dışımızı, dilimizi, sözümüzü fiziğimizi Kur'an ve sünnete göre uyarlayalım ki, dıştan içeriye belki yansıma yapar ve Yüce Allah düzgün halimize bakarak içimizi de düzgün kılar.
Allah'ım!
Bizleri ve bütün mü'min kardeşlerimizi özüyle, sözüyle davranışlarıyla samimi olanlardan eyle, meth ettiğin
sıddıklardan kıl!