En büyük nimet imandır; İman nasıl tazelenir?
Resulullah efendimizden: “Kalbi dürüst olmadıkça kulun imanı doğru olmaz.”
Ahmet, dış dünyanı düzeltmeden önce iç dünyandaki yönü kontrol et.
Çünkü davranışların kalbinden, kalbin de bağlandığın şeylerden beslenir.
İman, sadece zihinde kabul edilen bir inanç değil, kalbin istikamet kazandırdığı bir hayat biçimidir.
“İman kalp ile tasdik, dil ile ikrar ve organlarla amel etmektir.” (İbni Mace)
İman, zihnin kabul ettiği bir hakikatin kalbe yerleşmesi, dilde anlam kazanması ve hayatta görünür hâle gelmesidir.
İman; namazda kulluğa, ticarette dürüstlüğe, ailede merhamete, komşulukta sorumluluğa, iş hayatında emanete, güç karşısında adalete, zayıf karşısında merhamete dönüşüyorsa, hayatta karşılığını bulmuş demektir.
“İman, kuru temennilerden ve süslenip görünmekten ibaret değildir. Bilakis iman, kalpte yerleşen ve amelin kendisini tasdik ettiği şeydir”. (Deylemi)
İman, temenni edilen bir gelecek değil; kalpte yerleşen, dilde ifade edilen ve hayat tarafından doğrulanan bir hakikattir.
Ömer b. Abdülaziz şöyle dedi: ‘Şüphesiz imanın farzları, şeriat hükümleri, sınırları ve sünnetleri vardır. Kim bunları eksiksiz yerine getirirse imanını tamamlamış olur, kim de bunları eksiksiz yerine getirmezse imanını tamamlamış olmaz.’” (Buhari)
İman kalpte başlar, dil onu ifade eder, amel onu doğrular.
Farzlar, sınırlar ve sünnetler ise bu imanı hayatın bütün alanlarına taşır.
“ALLAH’A inanıyorum, kalbim de temiz ve ben iyi bir insanım” deyip, Allah yokmuş gibi yaşayanlar imanın levazımını idrak edememişlerdir.
En büyük nimet imandır.
Zira insan, imanla yücelir, imanla istikamet ve huzur bulur ve imanla cennete girer.
“İmanınızı yenileyiniz! “İmanımızı nasıl yenileyelim” diye sorulunca şöyle dedi: “Lâ ilâhe illallah sözünü çokça söyleyiniz.” (Taberani) Dünya meşguliyetleri, makam, servet, itibar ve nefsin arzuları kalbin merkezini yavaş yavaş değiştirebilir. İnsan diliyle Allah'ı ilah kabul ederken, hayatının bazı alanlarında başka şeylerin emrine girmeye başlayabilir. İmanı yenilemek, yalnızca dili hareket ettirmek değil; kalbin yönünü yeniden Allah'a çevirmektir.
Ömer Radıyallahu anh (arkadaşlarına): “Haydi gelin, imanımızı arttıralım” der, ardından da Allah'ı zikrederlerdi.
İmanımızı arttırmamızın yolu Allah’ı zikretmektir.
Zikir, Allah'ı hayatın dışından merkeze taşımaktır.
Telefonlar, haberler, reklamlar, sosyal medya, ekonomik kaygılar, kariyer hedefleri, tüketim arzuları ve gündelik telaş zihni sürekli meşgul eder.
İşte zikir, bu dağılmış zihni ve kalbi tekrar asıl merkeze çağırır.
Zikir, bu açıdan imanın hafızasıdır. Muaz b. Cebel Radiyallahu anh bir adama: “Gel beraber oturalım da bir saat iman edelim, yani Allah’ı zikredelim” dedi.
Buhari İbn Mes'ud Radiyallahu anh da dua'sında: “Allah'ım imanımızı, yakin'imizi ve fıkhımızı arttır” derdi. İman kalpte kök salar, yakin ile güçlenir, anlayış ve idrak ile hayata yön verir.