Erdoğan sonrası Türkiye ve AK Parti…

Erdoğan’dan sonrası…

Demirel’den,

Ecevit’ten,

Erbakan’dan,

Türkeş’ten

ve Özal’dan sonra siyaset…

Ve Sayın Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı adaylığı hatta parti genel başkanlığı konusunda, “olacaktır, olmayacaktır” kabilinden yürütülen mütelaların içinde “Erdoğan sonrası” değerlendirmeleri de işin önemli bir yanıdır.

Önce, Süleyman Soylu sonra, Hakan Fidan isimleri ileri sürülerek “Erdoğan sonrası” için gündeme getirildi.

Siyaset zemini böyledir.

Ne kadar güçlü lider olursanız olun sizin yerinize, sizden sonrası size rağmen konuşulur.

Konuşulmakla kalmaz, siyasette ön almak isteyen aktörlerin cesareti oranında şüyuu bulur.

Öncelikle Sayın Erdoğan’ın yerine konuşanların iddialarını şöyle özetlemek mümkündür.

-“Erdoğan’dan sonra AK Parti de aynı Anavatan Partisi gibi dağılır” diyenler,

-“Erdoğan, oğlu Bilal Erdoğan’ı yerine getirecek” diyenler,

-“Hakan Fidan, Erdoğan’ın yerine hazırlanıyor” diyenler…

Ana hatları ile Sayın Erdoğan sonrası, Erdoğan ve partisi ile ilgili düşünceler böyle.

Sayın Erdoğan’ın şahsının halk tarafından kabulü ve partisinin varlığının bizzat şahsına bağlanması ve ayrıca da Turgut Özal’ın sağlığında Anavatan Partisi Genel başkanlığından ayrılması ve yerini Mesut Yılmaz’a bırakması sonrası Anavatan Partisi önce iktidarı kaybetmesi sonrasında siyasi sonunun gelmesinin halk üzerinde bıraktığı kanaat “Erdoğan sonrası partisinin dağılması” görüşünü beslemektedir.

Bir de AK Parti’nin dağılması beklentisi içinde olanlar elbette vardır.

Böyle beklentide olanlar yazının konusu dışındadır.

Erdoğan sonrası AK Parti için, Anavatan Partisi  benzetmesi ne derece doğrudur?

AK Parti ile Anavatan Partisi sosyolojik varlığı tam olarak örtüşmemesine rağmen, Anavatan Partisi örneği böyle düşünmenin önünü açıyor.

Erdoğan, oğlu Bilal Erdoğan’ı mı yerine getirmek ister?

Erdoğan’ın siyasi tecrübesi böyle düşünenleri haklı çıkarır mı? Sanmam.

Hakan Fidan meselesine gelince, hatırlatmak isterim daha önce de Süleyman Soylu’nun ismi güçlü bir şekilde geçmekte ve Sayın Devlet Bahçeli’nin kendisini desteklediği topluma fısıldanmakta idi.

Aynı süreç şimdi de Sayın Hakan Fidan ile ilgili devam etmektedir. Erdoğan sonrası için Hakan Fidan’ın ismini geçirilmesi Hakan Fidan’ın yıpratılması ile sonuçlanması ihtimalini gözardı etmemek gerekir.

Hakan Fidan, yetişmiş tecrübe kazanmış devlet adamıdır. Yıpratılması, yıpranmasını ne derece doğrudur?

Hakan Fidan, ismini bizzat kendisi Erdoğan’a rağmen ön plana çıkarıyorsa kendisi açısından hiç de hayra alamet değildir!

Bunun anlamı bir bakıma yıllardır en yakınında olmasına rağmen Sayın Erdoğan’ı tanımamış demektir ki, bu da “öngörüsüzlük” olarak değerlendirilecektir.

Şayet etrafındakilerin verdikleri havadan ibaret ise, onlara sormak lazım “bre kardeşim Sayın Fidan’ın ne kötülüğünü gördünüz!”

Ha bir de “dışardan destek/gaz verilme” meselesi varsa böyle bir gazdan umutlanmak ne nerece doğru adımdır ciddi bir değerlendirme yapmak gerekir. Türkiye’de halka rağmen “dış destekli” siyaset dönemi kapanmıştır.

Türk milleti artık, “onun adamı bunun adamı, arkasında onlar var bunlar vara” itibar etmemektedir.

Sayın Fidan’ın şayet böyle bir niyeti varsa işi zorun zoru görünüyor…!

Bu arada İsrail artı ABD’nin, İran’a saldırısı sürecinde Sayın Fidan’ın, İran’la ilgili bazı ifadeleri de vatandaşların dikkatinden kaçmamış ve “dış destek arayışı” olarak değerlendirilmesine yol açmıştır.

Erdoğan’dan sonra Erdoğan…

Peki o halde hangi Erdoğan?

Allah sağlık afiyetle uzun ömür versin Sayın Erdoğan’ın sağlığı elverdiği sürece Erdoğan’ın gerek cumhurbaşkanlığı adaylığı, gerekse partisinin genel başkanlığının devamı da gönül vereler açısından vazgeçilmezdir.

Sayın Erdoğan’ın “karizmatik liderliği ile yeri doldurulamaz” kanaati sevenlerinde hakim düşüncedir.

Karizmatik liderlerin yeri kendilerinden sonra doldurulamamaktadır.

Turgut Özal’ın yerine gelen Mesut Yılmaz, Özal’ın yerini dolduramamış, Özal, partisinin başına tekrar dönmek istemiştir.

Erdoğan, Özal’ın yolunda yürürse partisi ve kendisini aynı akıbetin beklediğini de tecrübesi gereği bildiğini düşünüyoruz.

Bu tesbitten sonra…

Türkiye’nin siyaset yolculuğunda kuvvetli iz bırakan karizmatik liderleri üzerinden kısa bir tahlil yapalım.

Demirel’den,

Ecevit’ten,

Erbakan’dan,

Türkeş ve

Özal’dan sonra siyaset…

Farkında mısınız siyasete ve Türkiye tarihine damga vurmuş lider/başkanların kendilerinden sonra yerleri doldurulamadı.

Yerlerinin doldurulamamasının pek çok sebeplerinden söz edebiliriz. Ancak birkaçını şöyle sıralayabiliriz. Öncelikle adı geçen merhum siyasetçilerimizin ortak özellikleri, “Genel Başkan”dan ziyade, “Lider”olmalarıydı.

Kritik zamanda çözümsüzlüğün, umutsuzluğun boy verdiği zamanlarda işte bu liderlerin sorunu tereyağından kıl çeker gibi çözme yetenekleri vardı.

Kendilerine gönül verenlerin güvenlerini ve saygılarını kazanmışlardı.

Danışmak, bilgi almak genel tavırlarıydı.

Başkalarından görüş almak, fikir almaktan gocunmuyorlardı.

Bu durumu başta merhum Necmeddin Erbakan hocamız olmak üzere merhum Alparslan Türkeş’le de yakınen tecrübe etme imkanım olmuştur.

Liderler, toplumun değerleri ile ilgili absürt çelişki içine girmiyorlardı.

Oturmaları, kalkmaları, konuşmaları, öz güvenleri, olaylar karşısında savrulmamaları takipçilerine umut veriyordu.

Kendilerinden sonra siyasi temsilcisi olduğunu iddia eden siyasetçilerimiz şimdiye kadar takipçisi oldukları siyasetçilerin bir bakıma tarlalarına harman kurdukları liderlerin yerlerini doldurabildiklerini şimdilik söyleyemiyoruz.

İlerde bizleri neler bekliyor bekleyip göreceğiz.

Şimdilik umudumuzu koruyoruz.

Karizmatik lider versiyonunun son temsilcisi kabul edilen, halkın kuvvetli desteğini ve güvenin kazanmış ve ülkeyi uzun zamandır yöneten cumhuriyet tarihinde seçim kazanma ve yönetme de rekor kırmayı başaran “lider” vasfını Türkiye dışında da tartışmasız olarak kabul ettiren Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yerine talip olmak da doğrusu yürek ister.

Merhum siyasetçilerimiz gibi halkın lider“ olarak kabulünü kazanmak kolay değildir.

Artık kadro siyaseti gerek.

Bundan sonra lider olmak çok zor görünüyor.

Siyasetçiler artık geçmişteki siyasetçilere özenmek yerine kollektif kadro oluşturmalılar.

Ülke yönetmek; gemiyi sulhu salahla limana yanaştırmak, kadro ile ve  ortak akılla mümkündür.

Sayın Erdoğan’ın “yeri” için yapılan hesaplar, (Allah sağlık afiyetle uzun ömürler versin) sağlığı elverdiği sürece hesaba uymaz.

Erdoğan’ın yerine ve Erdoğan’ın geleceğine, başta gönüllerin de sahibi olan, “kararların üstünde karar verici”nin nasip etmesi ile halk karar verecektir.

Hangi yönetim ve temsil yeri olursa olsun, yönetenlerin yerine soyunanlar genellikle kendilerine en yakınları arasından çıkmaktadır.

Ancak akıllarından çıkarmamaları gereken:

Erken öten horozun başını keserler.” ata sözümüzü unutmamalarıdır.

Ayrıca hangi parti veya kuruluş olursa olsun, zirveye oynamak demek, var olmak veya yok olmak demektir.

Bunun ortası yoktur.

Vesselam.