Günah sultasına takılmalar…

Dostlar;

İnsan bazı günahlarda ısrar ettikçe, hayatını öyle bir noktaya sürükleyebilir ki, geçimini ancak yeni günahlar işleyerek sağlayabileceğini düşünmeye başlar.

Kişi, faizsiz iş yapamayacağına inanır…

Yalan söylemeden ticaret yapamayacağını düşünür…

Rüşvet vermeden iş yürümeyeceğini sanır…

Aldatmadan başarılı olunamayacağını kabul eder…

Artık günah, istisna olmaktan çıkmış ve hayat sistemi hâline gelmiştir.

"Kişi işlediği günah sebebiyle rızıktan mahrum bırakılır."

(Sünen İbni Mace)

Rızık, sadece para/maddiyat değildir. Sağlık, huzur, bereket, ilim, aile saadeti, güven, dostluk, gönül zenginliği ve zamanın bereketi gibi Allah'ın kuluna verdiği her nimeti kapsar.

Günahkar olduğu halde serveti artan insanlar vardır.

Yüce Allah, istidracen bazen günahkara nimet vermeye devam eder.

"Eğer Allah'ın masiyetlerine rağmen bir kula dünyadan sevdiği şeyleri verdiğini görürsen şunu bil ki: O ancak ve ancak bir istidraçtır.” (İbni Hanbel)

(Yani bu, onu derece derece cehenneme yaklaştırmak içindir).

Daha sonra Rasulullah (s.a.v) şu Ayet-i Kerimeyi okudu: "Bunlar kendilerine hatırlatılanı unutunca üzerlerine her şeyin kapılarını açtık..." (Enam, 45)

Bu kadar günah ve isyana rağmen, bu nimetler elimizden alınmıyor, başımıza bir iş gelmiyorsa bunun çetin bir istidraç olduğunu artık idrak etmeliyiz.

“Ayetlerimizi yalanlayanları hiç bilmeyecekleri yerden yavaş yavaş helâke götüreceğiz.” (A’raf,182)

"Allah’ın nimetinin zevalinden (elden çıkmasından), afiyetinin (belaya) dönüşmesinden, belanın ansızın gelmesinden ve gazabının cemisinden (Seni kızdıracak bütün işlerden) sana sığınırım." (Müslim)

Hulasa; her günah doğrudan fakirlik üretir demek doğru değildir.

Ancak günah; insan ile Allah arasındaki bağı, insanın iç huzurunu, bereketini, ilişkilerini ve hayatındaki hayırlı fırsatları olumsuz etkileyebilir; bu da rızkın daralmasının farklı biçimlerine yol açabilir.

Dolayısıyla hadis, rızkı yalnızca maddi kazanç olarak değil, insanın hayatını anlamlı ve hayırlı kılan bütün ilahî nimetler olarak anlamaya davet eder.

Allah, gizli ve takvalı salih kullarını sever.

Onlar, yok olduklarında özlenmezler.

Bulunduklarında tanınmazlar ve davet edilmezler.

Kalpleri hidayet lambaları gibidir. Her karanlık ve tozlu yerden çıkarlar.

Müsned Şihab Elkadaii, modern çağda insanlar görünür olmayı, tanınmayı, takipçi kazanmayı, övülmeyi ve dikkat çekmeyi başarı ölçüsü sayarken; hadisler ise Allah'ın sevdiği kulların çoğu zaman tam tersine sahip olduklarını bildiriyor.

Çağımızın en büyük imtihanlarından biri, "kimse görmüyor" aldatmacasıdır.

Takva sahibi kul ise: "Allah görüyor." der.

Kaybolduklarında aranmazlar. Yani, toplantılarda isimleri geçmez, medya da görünmezler, yoklukları fark edilmez.

Hadis Şerif diyor ki: “Allah'ın sevdiği kulların çoğu zaten görülmeyen kimselerdir. Geldiklerinde tanınmazlar."

Bu kişiler, şöhret peşinde değildir, kendilerini pazarlamazlar, sürekli kendilerinden söz ettirmezler.

Hadis, Allah'ın sevgili kulları görünür olmak için yaşamazlar diyor.

Hz. Ömer şöyle derdi: "İnsanlar arasında sıradan görünmek bana yeter. Kalpleri hidayet kandilleridir."

Kalp; Kur'an ile dolunca, zikir ile nurlanınca, ihlas ile temizlenince, başkalarına da yol gösteren bir kandile dönüşür.

Bu kişiler, çok konuşmayabilir, kitap yazmayabilir, kürsülerde bulunmayabilir.

Ama hâlleriyle insanlara yol gösterirler.

Selef Alimleri derler ki: "Salih kulun hâli sözünden daha çok tesir eder. Her karanlık fitneden çıkarlar.”

Fitnelerin, karmaşaların ve hak ile batılın karıştığı dönemlerin içinden selametle çıkarlar." Bugün bilgi kirliliği, ideolojik savaşlar, ahlâkî bozulma, medya manipülasyonu, din adına aşırılıklar insanı şaşırtmaktadır. Allah'ın sevdiği bu kullar ise; Kur'an'a sarılır, sünnete bağlı kalır, ihlası korur, fitnelerde acele hüküm vermez.

Bu yüzden karanlık dönemlerde yollarını kaybetmezler.

"Saçı başı dağınık, kapılardan kovulan nice kimse vardır ki, Allah adına yemin etse Allah, onun yeminini gerçekleştirir." (Müslüm)