Her zaman iyilik içinde olmalıyız
“İnsanlar, zalimin zulmünü gördükleri halde elinden tutup ona engel olmazlarsa, Allah'ın umumi bir bela göndermesi yakındır.” (Tirmizi)
"Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz nice olur?"
Ey Allah'ın Resulü!
Böyle bir hal olur mu?"
"Evet, hatta daha beteri olacaktır!”
(Müsned ebiyala)
Fısk; sadece günah işlemek değildir, günahta sınır tanımamak, hayâ, iffet, ölçü ve dengeyi de kaybetmektir.
"İyiliği emretmediğiniz, kötülüğü de engellemediğiniz zaman haliniz nasıl olur?" "
Ey Allah'ın Resulü!
Böyle bir hal olur mu?"
"Evet, hatta daha beteri olacaktır!”
Toplumsal sessizlik ise, ahlaki felç halidir.
Toplum artık kötülüğü görüyor ama ses çıkarmıyor, “beni ilgilendirmez” demeye başlıyor.
"İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, o zamanda insanlar iyiliği emretmeyecek ve kötülükten de nehyetmeyeceklerdir.”
(Taberani)
Bugün günah aleni, iyilik mahrem, hakikat “sert”, susmak “kibar” sayılıyor.
Faiz, zina, içki, ahlaki yozlaşma eleştirildiğinde “beni ilgilendirmez, kimseyi yargılama ve çağa ayak uydur” denilmesi gibi hadisin işaret ettiği durumlardır.
Resulullah Efendimize
Zeyneb binti Cahş: “Ey Allah'ın Resulü!
Salih kimseler aramızda bulunduğu halde helak edilir miyiz?”
Hz. Peygamber: "Evet! Kötülük yaygınlaşacak olursa" diye cevap verdi. (Müslim)
Salihlerin varlığı, kötülüğün yayılmasını engellemiyorsa azap kaçınılmazdır.
İmam Nevevî (rh) der ki: “Bu hadis, kötülüğe razı olanın fiilen işlemese bile hükmen ortak olduğunu gösterir.”
“Yeryüzünde kötülük zahir olduğu zaman yüce Allah, yeryüzü ehline şiddetli musibetini indirir.” (Ahmed)
İbn Kayyım der ki: “Günah gizliyken bela ferdi olur, aleni olunca umumi olur.”
Günümüzde günahların zuhur şekli şöyledir; Medya ile yayılıyor, kültürle meşrulaşıyor, “özgürlük” adı altında kutsanıyor.
“Sizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü men eden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.”
(Ali İmran,104)
İmam Kurtubî: “Emr-i bi’l-ma‘ruf terk edilirse, azap genelleşir.” Yani; salih bireyler olsa bile toplumsal koruma kalkar.
“Onlar, Allah'a ve ahiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten menederler, hayırlı işlere koşuşurlar.
İşte bunlar salih insanlardandır.”(Al-i İmran,114)
Kurtuluş, sadece iyi olmakta değil; iyiliği ayağa kaldırmakta, kötülüğe set çekmektedir.
Hayat rehberimiz Yüce Kur’an‘a yöneldiğimizde, Rabbimizin bizlere, bizim hayrımız için önemli sorumluluklar yüklediğini görmekteyiz.
Şahıs olarak kendimize karşı sorumluluklarımız olduğu gibi ailemize ve diğer insanlara karşıda sorumluluklarımız bulunmaktadır.
Nisa 36. Ayeti kerimesinde Rabbimiz, önceki ayetlerde aile hayatımızın prensiplerini
belirttikten sonra 10 görevle bizleri sorumlu tutmaktadır:
Allah’a ibadet ediniz ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayınız. Anaya, babaya, yetimlere, yoksullara, yakın ve uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve emriniz altında bulunanlara iyilik yapınız.
Allah, kendini beğenen ve böbürlenip duran kimseyi asla sevmez.“
(Nisa, 36)Bu ayette sıralanan sorumluluklar, müslümanlardan oluşmayan bir toplumun içinde yaşayan müslümanları ve cemaati de kapsamaktadır. Uzak ve yakın komşuya iyiliğin içerisine evi yakın olan, akraba olan komşu girdiği gibi evi uzak olan, müslüman olmayan da girmektedir.
Mü’minin Allah’ın rahmetinden kaynaklanan iyilik dolu yüreği tüm varlıkları kuşatmaktadır.
O halde sorumluluklarımız her zaman ve mekanda geçerliliğini korumaktadır.
O halde; insanı insan yapan, insanlığa anlam veren değerler demek olan dinimizin bu prensiplerini elimizden geldiğince uygulamaya çalışalım.