İbadetin özü: Dua…
Dua sözlük olarak; çağırmak, seslenmek, yakarmak ve ibadet etmek anlamına gelmektedir.
Dua, Allah'ın (cc) yüceliği karşısında kulun aczini itiraf etmesini, sevgi ve tazim duyguları içinde lûtuf ve yardımını istemesini ifade etmektedir.
İnsanoğlu sınırlı ve acizdir.
Yüce Allah (cc) sınırsız ve sonsuz kudret sahibidir.
İnsanoğlu kendisinin ve bütün âlemlerin sahibi, Rabbi olan Allah (cc) ile dua vasıtasıyla diyalog kurmaktadır.
Dua, kulun Allah (cc) ile iletişim kurmasında bir araç olarak âdeta halini arzeden dilek ve
temennilerini içeren bir dilekçe mesabesindedir.
Bizleri yaratan ve yaşatan, yoktan var eden, kendisinden başka kulluk edilecek ilâh olmayan
şanı yüce Rabbimiz hiç kimseye ve hiçbir şeye muhtaç değildir.
O, (cc) Azizdir.
Bizler ise aciziz.
Dua aciz olanın aziz olandan istemesidir.
Yüce Allah (cc) "Duanız olmasa Allah (cc) size ne diye değer versin." ( Furkan suresi,ayet;77" buyurarak, duanın Allah'a (cc) değil, insana değer kattığını hatırlatmaktadır.
Duanın hangi dilde yapıldığı değil, nasıl ve ne halde yapıldığı; içten gelerek mi, gaflet içerisinde mi, âdaba uygunmu olduğu önemlidir?
Duanın dili aslında kalbin dilidir.
Duada kelimelerin, kurulan cümlelerin dilden dökülmesinden daha önemli olan samimiyetle ve kalpten söylenmiş olmasıdır.
Muhatabımızın bizi bizden daha iyi bilen ve daha iyi tanıyan Allah (cc) olduğu bilinciyle yakarışımızı
yapmamızdır.
"Kullarım sana benden sorarlarsa deki; “Şüphesiz ben onlara çok yakınım. Bana dua edenin duasına icâbet ederim.
Öyleyse onlar da benim davetime uysunlar ve bana iman etsinler. Böyle yaparlarsa,
en doğru yolu bulmuş olurlar." (Bakara suresi, ayet;
186) buyuran yüce Rabbimiz başka bir ayette yakınlığını "Biz kulumuza şah damarından daha yakınız." diyerek tarif ediyor.
Dualarımızı bize şah damarımızdan daha yakın olan Rabbimize arzettiğimizi ve azameti karşısında acizliğimizin idrakinde olarak yapmalıyız.
Sözlü dualarımızı elbette yapmalıyız lâkin fiilî dualarımızı da asla unutmamalıyız.
Allah (cc) kâinattaki meydana gelecek tüm olayları belli sebeplere bağlamıştır.
Arzu ettiği bir şeyin olmasını dileyen kişi, onun sebeplerini yerine getirmek zorundadır.
Sınavlarda başarılı olmak isteyen öğrencinin derslerine çalışması fiilî bir duadır.
Hayvanı hasta olan birinin tedavisiyle ilgilenmeyip
sadece dua ettiğine şahit olan arif bir zatın o kişiye "Duana birazda ilâç katıver" demesi manidardır.
Bir işin gerçekleşmesi için gayret göstermeyip
hiçbir sebebe sarılmadan oturduğu yerden dua eden kişinin yapmış olduğu haraket ne kadar yanlış ise, bütün çalışmaları yapıp gerekli tedbirleri aldıktan yani fiilî duasını tamamladıktan
sonra "Ben gereğini yaptım bu iş mutlaka olacak"
diye hele işin içine biraz da kibir katarak sözlü dua etmeyenin yapmış olduğu davranış da o derece yanlıştır.
İnsanlar var olduğundan beri dualar vardır ve farklı şekillerde fert ve topuluk olarak devam ettirilmektedir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) "Dua ibadettir." veya
"Dua ibadetin özüdür." ( Tirmizî, Daavât, 1)
buyurmak suretiyle, Allah'a (cc) kulluğu en iyi şekilde ifade eden hal ve tavrın dua olduğunu belirtmiştir.
İbadet, kendisine kulluk edilecek yegâne varlık olan Allah'a (cc) en üstün saygı ve en büyük tevazu ile yüzünü dönmektir.
İbadet kulun, Allah'ın ( cc) huzurunda hiçliğini,
yoksulluğunu ve sadece O'na muhtaç olduğunu dile getirmesidir ki bunu en iyi anlatan hal de
duadır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) hayatının her karesini dualı yaşamıştır.
Bizlerde O'nun dualarını öğrenip, dualarımıza katmakla istifade etmeliyiz
Dua, insan ile Rabbi arasındaki en büyük bağdır.
Dualarımız ile en sevinçli halimizden, en kederli halimize, maddî ve manevî en üst seviyeden, en alt seviyeye, her hal ve durumda Allah (cc) ile olan bağımızı canlı tutmuş oluruz.
Müslümanın Rabbi ile ilişkisinin canlılığını koruması hayatını disipline etmesi bakımından duanın önemi büyüktür.
"Tabiat boşluk kabul etmez" kaidesini iyi anlayarak davranışlarımızı bu kaideye göre düzenlemeliyiz.
Çok iyi bilinmelidir ki kalp, zihin, beden Allah'ı (cc)
anmaz ise Allah (cc) ile sürdürülmesi gereken bağ zayıflarsa, Allah'a (cc) ait kılınması gereken bu alanlar başka şeylerle doldurulur; Allah (cc) korusun, şeytanların ve nefsin hoyratça kullandığı alanlara dönüşür.
Çünkü Hak ile meşgul olmayanın batılın peşine düşmesi her an için mümkündür.
Dua etmek kadar duanın nasıl yapılacağı da önemlidir.
Kulun bu ihtiyacına ve bu sorularına cevap her şeyde olduğu gibi yine Kur'an ve sünnetten gelir.
Yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'de Peygamberlerin de yapmış olduğu dua örnekleri mevcuttur.
Şunu da unutmamalıyız ki, yüce kitabımız bir dua
niteliğinde olan Fatiha Suresi ile başlamakta yine
birer dua olan Felak ve Nas Sureleri ile son bulmaktadır.
Bu durum da duanın önemli olduğunu gösteren bir delildir.
Yüzyıllardır islâm âlimleri Kur'an ve sünnetten ilham alarak duanın nasıl yapılacağı konusunda temel ilkeler belirlemişlerdir.
Bu ilkeleri; duaya başlarken Allah'ın (cc) birliğini dile getirme ve O'nu övgüyle anma, Resülûne salavat getirme,
Allah'tan (cc) af, merhamet ve hayır gibi manevî isteklerde bulunma, bunun yanında dünyevî isteklerini dile getirme, sonunda da hamd, salâvat ve tesbihle duayı sonlandırma olarak sıralayabiliriz.
Şu da gözardı edilmemelidir ki, doğru kelâm ve üslup ile yapılan duanın kabul edileceği konusunda şüphe duyulmamalıdır.
Doğru kelâmı; duada kullanılan kelimelerin o yüce makama yakışır tarzda olması ve Allah'ın (cc) rahmetini cezbedecek nitelikler taşıması gerekir diye anlamak lazımdır.
Doğru üslûp olarak da Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) dua ederken nasıl bir ses tonu kullanılması gerektiği, tevazu halinde olunması, ellerin semaya açılması mümkünse kıbleye yönelinmesi gibi tavsiyelerinin dikkate alınması gerekir diye anlamalıyız.
Muttefekun aleyh diye tabir edilen Hadis-i Şerifler'in birinde Peygamber Efendimiz (s.a.v)
"Ey iman edenler! Sizler işitmeyen veya sizleri görmeyen bir Allah'a (cc) dua etmiyorsunuz.
O her halde ve durumda sizleri görmektedir.
Öyleyse buna göre davranın." diye uyarıda bulunmuştur.
Dua için özel bir zamanın zorunluluğu yoktur.
İnsan istediği her zaman diliminde dua edebilir.
Ancak Efendimiz'in (s.a.v) özellikle ilâhî bir fırsat gibi önümüze serdiği ve tavsiye ettiği zaman dilimlerini değerlendirmekte yarar vardır.
Bu zaman dilimleri şu şekilde ifade edilebilir:
Gecenin son üçte birlik kısmı, cuma günleri ezan ile kamet arasında, yağmur yağarken, oruçlunun iftar öncesinde, kadir gecesinde, seher vakitlerinde, namaz sonrasında.
Duada mekân konusu da zaman gibidir. Ama zamanda olduğu gibi yine Peygamberimiz (s.a.v)
bazı mekânlar için özel tavsiyeler etmiştir.
Bu mekânlardan en önemli yeri, hiç şüphesiz Hacc'da yapılan dualar tutar.
Yeryüzünün sevap bakımından en bereketli yeri Mekke ve Medine'dir.
Onun için Peygamberimiz (s.a.v) Tavafta, zemzem kuyusunda, Safa ve Merve arasında ve Arafat'ta
duaların yapılmasını tavsiye etmiş, kendisi de bu mekânlarda özel dualar etmiştir.
Yine Efendimiz (s.a.v) namazlarda secde halinde,
camiler ve mescidlerde, yolculuk esnasında dua edilmesini tavsiye etmiştir.
Duayı özel bir ruh hali ile ve haşyet içerisinde, samimi bir şekilde yapmalı, duaya icâbet edilmesi için acele etmemeli, kavlî duadan önce fiilî duaları yapmalı, yenilen ve içilenlerin helâl olmasına dikkat edilmelidir.
"O kadar dua ediyoruz, bir türlü karşılık bulamıyoruz" denilmemeli, duada ısrar edilip asla bu ibadet ihmal edilmemelidir.
Unutulmamalıdır ki Allah (cc) ihmal etmez, imhal eder yani süreyi uzatır.
Rabbimiz kulunun duasına icâbet eder.
Ya duasının karşılığı olan isteğini verir veya kulun isteğinin hayrına olmayacağını bildiği için isteğinin yerine ona ulaşacak bir kötülüğü önleyerek ona ihsanda bulunur.
Ya da isteğini kat kat karşılık vermek üzere ahirete erteler.
İhtimal dahilindedir ki, bizim yana yakıla istediğimiz şey, hakkımızda hayırlı olmayabilir
Yüce Rabbim bizleri duası kabul olunan kullarından eylesin.
Cumamız hayra vesile olsun.
Selamlarımla.