İnsanların boş cüzdanı, yüksek kiralar ve pazar filesi…
Bir ülkeyi yönetmek, yalnızca iktidarda kalmak değildir.
Asıl mesele, o ülkenin insanına nasıl bir hayat bıraktığınızdır.
Çeyrek asır… Bir insanın çocukluktan yetişkinliğe ulaştığı, bir ülkenin ise baştan aşağı değişebileceği kadar uzun bir zaman.
Bugün dönüp geriye baktığımızda sormamız gereken çok basit bir soru var:
Çeyrek asırda ne yapıldı?
Ahlakın, liyakatin ve adaletin toplumun temel direkleri olması gerekirken, bu değerlerin giderek aşındığı bir dönem yaşadık.
Devlet kurumlarında liyakat tartışmaları büyüdü. İnsanların adalete olan güveni sarsıldı.
Emekli yıllarca çalıştı, prim ödedi. Bugün ise birçoğu kira, fatura ve pazar masrafı arasında yaşam mücadelesi veriyor.
İnsanlar emekliliği huzurlu bir dönem olarak hayal ederken, emeklilik adeta geçim savaşına dönüştü.
Ekonomiye baktığımızda tablo daha da ağır.
Hayat pahalılığı sıradan vatandaşın günlük yaşamını belirleyen en büyük sorunlardan biri haline geldi.
Markette, pazarda, kirada ve faturada hissedilen ekonomik yük, milyonlarca insanın geleceğe dair umutlarını tüketiyor.
Eğitim ise bir ülkenin geleceğidir.
Ancak bugün öğrencilerin ve ailelerin yaşadığı sorunlar yalnızca okul sıralarında kalmıyor.
Eğitimde fırsat eşitsizliği büyüyor; üniversite okumak bile birçok aile için ağır bir ekonomik mücadeleye dönüşüyor.
Çiftçi toprağından uzaklaşıyor. Gençler geleceklerini başka ülkelerde arıyor. İşsizlik, özellikle gençler açısından ciddi bir gelecek kaygısına dönüşüyor.
Ve toplum…
Birbirine tahammül etmekte zorlanan, siyasi kimlikler üzerinden ayrıştırılan, sürekli gerilim içinde yaşayan bir topluma dönüşmemeliydik.
Devletin görevi toplumu bölmek değil, bir arada tutmaktır.
Göç meselesi de artık görmezden gelinemeyecek boyutta.
Türkiye, milyonlarca insanın sığındığı ve yoğun göç baskısı altında kalan bir ülke haline geldi.
Bu konuda plansızlığın ve denetimsizliğin yarattığı sosyal, ekonomik ve güvenlik sorunları açıkça tartışılmalıdır.
Bugün vatandaşın sorduğu soru aslında çok net:
“Benim hayatım neden her geçen gün daha zorlaşıyor?”
Bu soruya sloganlarla değil, gerçeklerle cevap vermek gerekiyor.
Çünkü iktidarlar gelip geçer. Siyasi partiler değişir.
Ama bir ülkenin kaybettiği adalet duygusunu, liyakati, toplumsal güveni ve ekonomik refahı yeniden kazanması yıllar alır.
Çeyrek asır uzun bir zamandır.
Bu nedenle artık geçmişi alkışlamak ya da geçmişi tamamen inkâr etmek yerine, hesap sorma ve hesap verme kültürünü yerleştirmek zorundayız.
Çünkü mesele yalnızca kimin iktidarda olduğu değildir.
Mesele, bu ülkenin insanının nasıl yaşadığıdır.
Ve bugün milyonlarca insan aynı soruyu soruyor:
ÇEYREK ASIRDA NE YAPILDI?
Cevabını artık sandıkta değil, insanların boş cüzdanında, yüksek kiralarında, pazar filesinde ve gelecek kaygısında aramak gerekiyor.