İyilik neden yoruldu?
"İnsanların unuttuğu iyilikleri zaman silebilir; fakat Allah için yapılan hiçbir iyiliğin izi ne dünyada, ne de ahirette kaybolur."
Eskiden insanlar iyilik yapabilmek için fırsat arardı.
Bir yetimin başını okşamak, bir komşunun derdiyle dertlenmek, bir garibin elinden tutmak gönüllerin en büyük zenginliği sayılırdı.
Bugün ise iyilik yapmak değil, yapılan iyiliği koruyabilmek zorlaştı.
Çünkü iyilik yorulmadı aslında; iyiliği yoran insanlar oldu.
Bir düşünelim...
Kaç insan teşekkür etmek yerine nankörlüğü seçti?
Kaç insan kendisine uzanan eli tutmak yerine o eli ısırdı?
Kaç insan gördüğü iyiliği emanet bilmek yerine hak zannetti?
İşte iyilik tam da burada yoruldu.
Günümüzde birçok insanın kalbi kırık, gönlü yorgun.
Çünkü karşılıksız yaptığı iyiliklerin karşılığında vefa değil, vefasızlık gördü. Samimiyet sundu, çıkarcılıkla karşılaştı. Dostluk verdi, menfaat hesaplarına şahit oldu.
Ne acıdır ki, bazı insanlar bir insanın yıllarca yaptığı iyilikleri unutup bir gün istediği cevabı alamayınca onu kötü ilan edebiliyor.
Oysa vefa, sadece iyi günlerde hatırlamak değil; zor zamanlarda da hakkı teslim edebilmektir.
Tasavvuf büyükleri der ki: "İyilik yap, denize at.Balık bilmezse Hâlık bilir."
Bugün insanı ayakta tutacak olan da budur.
Çünkü iyiliğin gerçek sahibi insanlar değildir. İnsanlardan teşekkür bekleyen hayal kırıklığı yaşar.
İnsanlardan vefa bekleyen bazen üzülür. İnsanlardan adalet bekleyen çoğu zaman kırılır.
Fakat Allah'tan bekleyen hiçbir zaman kaybetmez.
Bu yüzden iyilikten vazgeçmeyelim.
Kötülük çoğaldı diye iyiliği terk etmeyelim.
Nankörlük arttı diye merhameti bırakmayalım.
Çünkü bu dünya iyilerin yüzü suyu hürmetine ayakta durmaktadır.
Bir toplumun zenginliği binalarıyla değil, vicdanıyla ölçülür.
Bir insanın değeri makamıyla değil, merhametiyle anlaşılır.
Bir gönlün büyüklüğü ise sahip olduklarıyla değil, paylaşabildikleriyle belli olur.
Bugün belki birçok insan gönül yorgunu...
Belki birçok insan yaptığı iyiliklerin karşılığında kırgın...
Belki birçok insan artık kimseye güvenmek istemiyor...
Ama unutmayalım ki güneş her sabah yeniden doğuyor.
Toprak kendisine atılan her tohuma yeniden hayat veriyor.
Allah, her gün kullarına sayısız nimet gönderiyor. Öyleyse biz de iyiliği bırakmayalım.
Çünkü iyilik, insanın değil; Rabbimizin ahlâkına yaklaşma çabasıdır. Ve bilinmelidir ki; bir gün unutulan iyilikler unutulsa da, kırılan gönüller unutulsa da, insanların görmediği fedakârlıklar görülmese de Allah hiçbir iyiliği zayi etmez.
İyilik yorulmuş olabilir...
Ama iyilikten vazgeçen bir insan, aslında kendi kalbinden vazgeçmiş olur.
Kalbimizi kaybetmeyelim...
Çünkü insanı insan yapan en büyük servet, hâlâ iyilik yapabiliyor olmasıdır.