Koçi bey ve rüşvet…!

Rüşvet ve iltimâs galebe çalıp, akçe ve arka bulan mansıb bulur oldu.” (Koçi Bey) Asırlar önce yazıldı.. ama bugün hâlâ yaşanıyor. Yıllardır bu topraklarda hakkı ve emeği olan her insanın yüreğine bir ağırlık gibi çöken rüşvet ve torpil meselesi, son zamanlarda daha da arsızlaşmış daha da sınırsızlaşmış bir şekilde hayatın neredeyse her alanında karşımıza çıkmaktadır. Kimileri ifşa olmuş, kimilerinin üzeri örtülmüş.. ama gerçek değişmemiştir. Neredeyse hayatın her alanında rüşvetin farklı biçimlerde varlığını sürdürmesi, bunun artık bireysel bir suç olmaktan çıkıp yerleşmiş bir düzen hâline geldiğini açıkça göstermektedir. Rüşvet karşılığında birilerine sunulan her imkân, her ayrıcalık, her fırsat; sadece bir usulsüzlük değildir, bu toplumun her ferdinin hakkının gasp edilmesidir. Çünkü bu düzenin içinde dağıtılan her fırsat, aslında başkasının emeğinden, hakkından ve geleceğinden çalınmaktadır. Ve burada sormak gerekir: Kimin hakkını, kime veriyorsunuz? Hangi yetkiyle, hangi vicdanla bir başkasının hakkını görmezden geliyorsunuz? Bu sadece bir rüşvet meselesi değil, açık bir emanete ihanet meselesidir. Çünkü birinin hakkını alıp başkasına vermek, sadece adaletsizlik değil; geleceğe yapılan en büyük haksızlıktır. Tarihte bazı liderler vardır ki, sadece hükmetmez; bozulmuş bir düzenle yüzleşir ve onu düzeltmeye cesaret eder. Benim için IV. Murad, bu iradenin en güçlü temsilcilerinden biridir. Ona sunulan Koçi Bey Risalesi’nde devletin bozulmasının temel sebebi açıkça ortaya konuluyordu: Rüşvet ve liyakatsizlik. Görevler ehline değil, yakına veriliyor; makamlar adeta satılık hâle geliyor ve düzen içten içe çürüyordu. IV. Murad, bu tabloyu görmezden gelmedi; sert ve tavizsiz tedbirlerle bu çürümeyi durdurmaya çalıştı. Çünkü o, gerçeği biliyordu: Adaletin satıldığı yerde hiçbir yapı ayakta kalamaz. Ancak tarih bize şunu da gösterdi: Bu sert müdahale kalıcı bir sistem kuramadı ve onun ardından aynı bozulmalar yeniden ortaya çıktı. Çünkü sorun kişilerde değil, sistemin kendisindeydi. Ve bugün.. aradan yüzyıllar geçti ama değişen ne? Koçi Bey’in “akçe ve arka bulan mansıb bulur” dediği düzen, bugün “tanıdığı olan kazanır” anlayışına dönüşmüş durumda. O gün rüşvet ve iltimas vardı, bugün torpil, referans ve bağlantı var. O gün makamlar satılıktı, bugün fırsatlar belirli çevrelere dağıtılıyor. Değişen sadece kelimeler, zihniyet aynı. Ve daha tehlikelisi, o gün bir bozulma olarak görülen bu durum, bugün birçok yerde normalleşmiş durumda. İşte asıl çöküş burada başlıyor. Çünkü bir toplum yanlışın farkında olup susuyorsa, o yanlış artık bir sorun değil, bir düzen hâline gelmiştir. Eğer bugün hak eden değil, bağlantısı olan kazanıyorsa.. emek değil ilişki belirleyici oluyorsa.. dürüstlük değil “yolunu bilmek” öne çıkıyorsa.. orada rüşvet vardır ve daha tehlikelisi orada sistem rüşvete teslim olmuş demektir. Bu artık bireysel bir suç değil, kurumsallaşmış bir çöküştür. Daha acısı ise, rüşvet ve torpilin normalleşmiş olmasıdır!İşini halletmek istiyorsan yolunu bul” cümlesi, bir toplumun çöküş ilanıdır. Çünkü bu cümle, adaletin bittiğini ilan eder. Açık konuşalım: rüşvet alan kadar ona göz yuman da suçludur, sessiz kalan da bu düzenin parçasıdır. Çünkü rüşvet sadece yapanla değil, kabullenenle büyür. Unutmayın: bir yapı dışarıdan değil, içeriden çürür ve rüşvet o çürümeyi başlatan ilk kırılmadır. Ama her şeye rağmen umut vardır. Çünkü bu düzene boyun eğmeyen, hakkı savunan, emeği savunan ve adalet için dimdik duran insanlar olduğu sürece hiçbir çürüme kalıcı değildir. Bir kişi “ben almam” dediğinde direniş başlar, bir kişi “ben susmam” dediğinde değişim başlar. Ve işte o insanlar sayesinde adalet yeniden ayağa kalkar. Çünkü adalet gecikebilir.. ama asla yok olmaz.