Mevlid gününü (kandili) kutlamak bid’at mıdır?

MEVLİD KANDİLİ

Sevgili Peygamberimiz (sav)'in dünyaya teşrif ettikleri Rabiülevvel ayının 12. gecesidir. (24 Ağustos 2026 pazartesi (bugün) Bu geceye Mevlid-i Nebi  denir. Kâinat ve beşeriyetin yüzyıllardır yolunu gözlediği O, Peygamberler Peygamberi'nin doğum günüdür bugün.

Hz. İbrahim'in duası, Hz. İsâ'nın müjdesi ve dedesi Abdülmuttalip ve annesi Âmine'nin rüyasıdır.

Fil vakası O,nu bizlere haber verdi. Doğduğu gece bir takım olağanüstü hâdiseler cereyan etti.

Dünyanın doğusunu ve batısını aydınlatan bir nur görüldü.

Sâve Gölü’nün suları bir anda çekiliverdi.

Ateşe tapanların bin yıldır aralıksız yanmakta olan ateşleri hiç sebepsiz sönüverdi.

Asırlardır kupkuru olan Semâve Vadisi, seller altında kaldı. Gökyüzünden onlarca yıldız kaydı.

Kisrâ'nın saraylarından ondört burc kendiliğinden yıkıldı. Kâbe'deki putların pek çoğu baş aşağı devrildi.

Şeytân, ölesiye çığlık kopardı. Daha birçok gizemli olaylar iç içe ve peş peşe yaşandı.

Nasıl yaşanmasın ki, kâinatın efendisi, insanlığın iftihar tablosu Hz. Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa (sav)’nın dünyaya teşrif ediyorlardı.

Bütün varlık O'nu ayakta karşılamıştı.

Doğum ânı öncesi hane-i saadetleri nurla doldu, yıldızlar evin üzerine salkım salkım dökülecekmiş gibi aktı.

Seher vaktiydi…

Bir ara Âmine validemizin kulağına müthiş bir ses geldi. Korkudan eriyecek gibi oldu.

Bir de ne görsün? Bembeyaz bir kuş peydahlandı ve yanına geldi; Sonra da kanatlarıyla Hz. Âmine'nin sırtını sıvazladı.

Ne korku kaldı, ne kaygı.

Yine doğum öncesi başka bir nur gözüktü.

Hz. Âmine'ye bu nur ile Şam'ın saray ve köşkleri gösterildi. Kendisine ak bir kâse içinde şerbet sunuldu.

İçer içmez de muhteşem bir nur bulutu kendisini sardı.

Tam o esnada mukaddes doğum gerçekleşti.

O sıra ebesi Şifa Hatun gizemli bir ses duydu: "Allah'ın rahmeti, Onun üzerine olsun!"

Hattâ Rum diyarının bazı sarayları bile görünmüştü kendisine.

Maşrık ile mağrib arası nurlara boğulmuştu.

Annesinin anlattığına göre: "Doğuda, batıda ve Kâbe'nin üzerinde bir bayrak gördüm. Doğum tamamlanmıştı. Yavruma baktım, secdedeydi, parmağını da göğe kaldırmıştı. Hemen bir ak bulut inip onu kapladı. Şöyle bir ses işittim: “Doğuları ve batıları dolaştırın, deryaları gezdirin. Tâ ki mahlukât Muhammed'i ismiyle, sıfatıyla, sûretiyle tanısınlar! Biraz sonra da bulut gözden kaybolup gitti."Hz. Âdem'den başlayarak devirlerden devirlere, aileden aileye intikal ede ede gelen o biricik nur, artık vücud sahnesinde varlık bulmuştu. Efendimizin, "Allah'ın ilk yarattığı şey, benim nûrumdur." dediği kendi nuru beden giymiş, görünür hâle gelmişti.

Her çocuk doğunca yere düşerken, o ise ellerini yere dayamış, önce secde edip sonra da başını ve parmağını semaya kaldırmıştı.

Doğduğunda sünnetli ve göbek bağı kesilmiş vaziyetteydi.

Sırtında iki kürek kemiği arasında tam kalbinin hizasında peygamberlik mührü "Hâtem-i Nübüvvet" vardı. Dedesi Abdülmuttalip, adını Muhammed koymuştu. Övülen demekti.

Zira O’nu Allah övmüştü; melekler, insanlar ve cinler de övecekti.

Sonra o nur topunu alarak Kâbe'ye götürdü ve Allah'a duada bulundu: "Bana bu temiz çocuğu ihsan eden Allah'a hamdolsun!"

Nasıl ki insanlara ve cinlere sonsuz mutluluğun yollarını gösterecek kutlu Nebi dünyaya teşrif edince bütün varlık ayağa kalkmıştı.

Teşrifinden asırlar sonra da, "Doğdu ol saatte ol Sultân-ı Dîl Nûra gark oldu semâvât-ü zemîn."

Süleyman Çelebi deyince mevlidhânlar, benzeri bir heyecanla mü'minler, "Hoş Geldin Ey Kutlu Nebi!" mânâsına ayağa kalkmaya devam ediyorlar.

Bir edep ve anlayış göstergesi olan bu hürmet ve tazimlerini, O'na arz etmeye çalışıyorlar.

Efendimizin terakki çizgisinin müntehası Mi'râc, başlangıcı da Mevlid’dir.

Bu kutlu gecede Süleyman Çelebi'nin Mevlid-i Nebi'si gibi, Peygamber aşkını körükleyen na't-ı şerifler, mevlidler okunmalı.

Hafızlar, Kur'ân'dan Peygamberimizin adının geçtiği aşirleri seslendirmeliler.

Hem yetim, hem öksüz yetişen O, Nebi'nin doğum günü vesilesiyle öncelikle yetimler ve öksüzler sevindirilmeli, yoksullara ziyafetler verilmeli.

Kutlu doğum hakkında yazılmış kitaplar ve makaleler bir kere daha topluca okunmalı.

O'nu anlatan sohbetler dinlenmeli.

Bol bol salât-ü selâmlar getirilmeli.

Gözümüzün nuru, gönlümüzün sürûru Efendimiz hazretlerinin doğum günü münasebetiyle bizlere düşen vazifelerin ön önemlisi ise; herhalde O'nu her yönüyle daha iyi anlamaya ve O'nun, insanlığa tebliğ ettiği esasları kavramaya çalışmak olmalı.

Hz. İsa'nın doğumunun bütün dünyada noel, paskalya ve daha başka yortu ve karnavallarla kutlanılması ölçüsünde, bu “Kutlu Doğum”un en azından ümmet içinde olsun O'na ve O'nun mesajına yaraşır biçimde tes'îd edilmesi, bir vefa borcu olmanın ötesinde islâmın ruhundaki Hz. Muhammed (s.a.v)’e muhabbet ve hürmet emrinin bir gereği olsa gerektir.

Efendimizin terakki hayatının başlangıcını “Regaip Gecesi”ki, (O'nun ana rahmine düştüğü veya rahimde olduğu annesi tarafından fark edildiği an) olarak belirtirken burada ise ise başlangıcı “Mevlid Gecesi” ile doğumuyla başlatmaktadır. Lafızlar farklı ama mânâ yaklaşık olarak bir sayılır.

Birisi terakki çizgisini ana rahminden başlatırken, diğeri ise doğumundan başlatmaktadır.

Mevlid Kandili, bidʻat tartışmaları arasında bir rahmet vesilesi…

MEVLİD KANDİLİ BİD'AT MESELESİ

Mevlid Kandili’ni kutlamanın, durup dururken' 'Bid'at' olduğunu söyleme MODASINA kapılanları görüyoruz.

Peki, diyelim ve başlayalım…

Ebu Saidi'l-Hudri (r.a) naklediyor: “Rasulullah (sav) halka olmuş bir takım sahabenin yanına uğradı ve 'Niye oturuyorsunuz' dedi. 'ALLAH'a dua etmek, bizi dinine yönlendirdiğinden ve SENİ BİZE İHSAN ETTİĞİ'nden dolayı hamd etmek için oturuyoruz' dediler.

(Rasulullah (sav) 'Vallahi mi ki sırf bunun için oturuyorsunuz' diye sordu. 'Vallahi sadece bunun için oturuyoruz' dediler. Bunun üzerine Rasulullah (sav) 'Ben töhmet olsun diye size yemin ettirmiş değilim.

Fakat Cebrail (as) bana geldi ve ALLAH'ın (Azze ve Celle), meleklere karşı sizinle övündüğünü haber verdi' buyurdu.” (Nesai 2701, 5426)

Rasulullah (sav)’a pazartesi orucu sorulunca: “Bu benim doğduğum bir gündür, aynı zamanda peygamber gönderildiğim bir gündür.”buyurdu. (Müslim, 1162)

Mevlid Kandili’ni kutlamak “Bid’at” tır diye bağırıp duranlar bu hadisler karşısında inşallah tevbe ve istiğfarla dönüş yaparlar.

Böyle gün ve gecelerin heyecan içerisinde islamı anlatmamız için bir fırsat olması gerekirken “Bid'at” diye karşı çıkanların firaset derecesini tuhaf tuhaf seyrediyoruz.