Recep Tayyip Erdoğan, “her kim” diyorsa
…Demek ki o söz öylesine söylenmiş bir cümle değilmiş.
Demek ki hiçbir koltuk dokunulmazlık sağlamıyormuş. Demek ki “her kim” gerçekten herkesi kapsıyormuş.
Bugün bunun işaretini veren önemli bir gelişme yaşandı.
2,2 Milyar Liralık İade
Fon krizi, manipülasyon iddiaları ve Özata Denizcilik bağlantıları tartışılırken, AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı görevinden ayrılan Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya, Özata hisselerinden elde ettikleri öne sürülen 2,2 milyar lirayı Hazine’nin bildirdiği hesaba geri aktardı.
Bu iade, soruları azaltmıyor; tam tersine büyütüyor.
Bir meblağın geri verilmesi tek başına suçun kabulü değildir.
Ama bu kadar büyük bir tutarın iade edilmesi, işlemlerin nasıl yapıldığını, hangi bilginin kimde olduğunu ve sürecin hangi aşamada fark edildiğiniaçıklamayı zorunlu kılar.
Bu İade Ne Söylüyor?
Cevap bekleyen sorular net:
• Bu kazanç hangi işlemlerle elde edildi?
• Kim, hangi bilgiye ne zaman erişti?
• Soruşturma başlamadan önce kimler harekete geçti?
• Devlet bu gelişmeleri ne zaman öğrendi?
• Kim uyardı, kim görmezden geldi?
Ve en kritik soru:
Bu dosyada siyasi ve idari sorumluluk nereye kadar uzanıyor?
CHP’ye Düşen Sorumluluk
Bu mesele yalnızca iktidarın değil, tüm siyasetin aynasıdır.
Bugün bir AK Partili isim 2,2 milyar lirayı geri veriyorsa, CHP’nin yıllardır süren belediye düzenindeki yolsuzluk iddiaları da aynı ciddiyetle masaya yatırılmalıdır.
Çünkü herkes biliyor:
• Usulsüz ihaleler,
• Taşeron şirketler üzerinden dönen para akışları,
• Vakıf ve dernekler üzerinden aktarılan kamu kaynakları,
• Denetimden kaçırılan bütçeler,
• Kayıp dosyalar
bunların hiçbiri bir şehir efsanesi değil. Hepsi belgeleriyle, raporlarıyla yıllardır tartışılıyor.
Madem “temiz siyaset” diyorsunuz, madem “şeffaf belediyecilik” diyorsunuz, madem “kul hakkı” diyorsunuz…
O hâlde siz de milletin parasını geri verin.
Cesaretiniz varsa. Yüzleşme iradeniz varsa.
Hesap verme ahlakınız varsa.
Bugün AK Partili biri gereğini yaptıysa, CHP’nin belediyelerdeki düzeni de aynı kararlılıkla incelenmelidir.
Hukuk, siyasi kimliğe göre şekil değiştirmez. “Bizimkiler” ve “sizinkiler” diye ayrılmaz. Kim kamu malına el uzattıysa, hesabını vermek zorundadır.
Erdoğan’ın Sözü Artık Bir Sınav
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şu sözü artık bir slogan değil, bir sınavdır:
“Her kim milletin hakkına, hukukuna, malına, mülküne el uzatırsa karşısında bizi bulur.”
Görevden ayrılmak bir başlangıçtır. Para iadesi bir sonuç değildir. Asıl mesele, dosyanın sonuna kadar gidilip gidilmediğidir.
Şimdi Sıra Devlette
Bu iade, devletin ne bildiği ve ne zaman bildiği sorusunu daha da kritik hâle getiriyor.
Mehmet Şimşek ve ilgili kurumların:
• Süreci ne zaman fark ettiği,
• Hangi adımları attığı,
• Denetim mekanizmalarının nasıl işlediği
açıklığa kavuşmalıdır.
Vatandaş yalnızca “para geri verildi” haberini değil, gerçeğin ortaya çıkışını ve hesabın nasıl sorulduğunu görmek istiyor.
Bugün AK Partili bir isim gündemde.
Yarın başka bir partiden biri olabilir.
Önemli olan, kimin adı geçtiği değil, dosyanın nasıl soruşturulduğudur.
Sözün Özü
Ey makamına, unvanına, siyasi kimliğine güvenip hesap vermekten kaçabileceğini sananlar…
Bugün yaşananlar gösterdi ki:
Hiçbir koltuk kimseye zimmetli değil. Hiçbir rozet hukukun üzerinde değil.
Erdoğan’ın “her kim” sözü gerçekten herkesi kapsıyorsa, bu kararlılık yalnızca bugünkü dosyayla sınırlı kalmamalıdır.
Yarın başka bir isim, başka bir makam, başka bir siyasi çevre gündeme geldiğinde de aynı duruş gösterilmelidir.
Ben buna tüm kalbimle inanıyorum.
Çünkü mesele bir partinin kazanması değil, milletin hakkının korunmasıdır.
Vesselam.