Serbest piyasa ekonomisi mi, başı boş piyasa ekonomisi mi?
Türkiye enflasyonist baskıyı en derinden hisseden ülke.
Hayat pahalılığı temel ihtiyaç maddelerine, gıdaya ulaşma çabası günden güne zorlaşmakta.
Halkın alım gücü giderek zayıflıyor.
Ürün bol, ulaşmak zor.
Bu noktaya gelmemizde birkaç etken var.
Dünya da ekonomik sıkıntılarla karşı uğraş veriyor.
Uzun yıllar enflasyonu unutan ABD’ si, AB’ si enflasyonla tanıştılar.
3 yıl süren pandemi süreci, dünyada üretimin durma noktasına gelmesi ve yakın coğrafyamızdaki savaşlar, iç kargaşalar.
Ülkemizde ki ve dünyada ki ekonomik değerlerini alt üst etti.
Enflasyonu küresel bir sorun haline getirdi.
İç piyasadaki fırsatçıları da ilave edersek, içinden çıkılmaz bir hale geldi. Kısa vade de sona erecek gibi görünmüyor.
Emtia tarihi zirvesini yaşıyor.
Dünyanın derinden hissettiği bu sorun, ülkemizde daha şiddetli yaşanıyor.
Sabit gelirliler nefes almakta zorlanıyor.
Hükümet, 6 aylık periyotta ücretlilerin durumunu düzeltme sürecine giriyor, uzun zaman geçmeden yapılan bütün artışlar yüksek enflasyon karşısında eriyip gidiyor.
Hiçbir hükümet ülkesinde hayat pahalılığı, geçim darlığı olsun istemez.
Lakin bu geliyorum diyen tehlike karşısında önlem almakta gecikilmiştir.
Dövizin bu kadar yükselmesine müsade edilmemeliydi.
Gerekli ekonomik tedbirler acil eylem planı ortaya koymak suretiyle daha kapıdayken önüne set çekilmeliydi.
Her kriz bizi teğet geçmiyor maalesef!
Bu süreçte ekonomi iyi idare edilememiştir.
Serbest pisaya adını altında vatandaş marketlerin, manavların insafına terk edilmiştir.
Vatandaş yalnız bırakılmıştır.
Dünyanın her yerinde serbest piyasa koşulları rekabeti ve kaliteyi getirir.
Çıkan sonuçlar vatandaşın lehine olur.
Ülkemiz de tam tersi bir durum yaşanıyor.
Adeta tutanın tuttuğunu öptüğü günlerden geçiyoruz.
Yaşadığım bir olayı paylaşmak isterim. Bilinen marka traş bıçağı almak için 3 ayrı markete gittim birisinde 172 lira, diğerinde 144 lira, aynı ürünü başka bir markette 94 liraya aldım.
Yine bilinen bir marka traj köpüğü bir markette 16 lira, diğerinde 30 lira.
Peynir fiyatları, et fiyatlarını geçmiş durumda.
Tuvalet kağıdı alacaksınız üzerine iki etiket var; önceki fiyatı 179 lira, indirimli 49 lira.
Bilmem kaç liralık ürün alırsan indirimli fiyattan yararlanabilirsin.
Yahu böyle bir fiyat mı olur, böyle indirim mi?
Daha böyle yüzlerce örnekleme yapılabilir.
Bu fahiş fiyatlar yasal olabilir ama helal değil!
Ve bunun adı serbest piyasa ekonomisi öyle mi?
Yerim böyle serbest piyasayı da, ekonomisini de.
Tam bir başı boş piyasa ekonomisi!
Aleni millet kazıklanıyor, soyuluyor.
Bunun adı olsa olsa: Ahlaksızlık, fırsatçılık, utanmazlık, hainliktir.
İstanbul’ da ev kiraları ortalama 1000 - 1500 liradan bir yılda 6-7 bin seviyesine çıktı.
Merkeze gittikçe katlanıyor.
Kiracılarla, ev sahipleri gırtlak gırtlağa gelmiş durumda.
Artık lüks tüketim maddesi olan ve altınla yarışan kuruyemiş fiyatlarına temel gıda maddesi olmadığı hiç girmiyor bile.
Vatandaşın ekseriyetine kuru yemiş atıştırmak hayal oldu.
Ve tüm hükümet tüm bu yaşananları sadece izlemekle yetiniyor.
*
Geçtiğimiz günlerde Tv. de İstanbul Ziraat Odası Başkanı Ömer Demir’ i dinliyorum.
Ürünü tanıyan, üretimi bilen tarlayı, bahçeyi yaşayan bir üretici, STK başkanı.
Ürünü tarladan, bahçeden alıyor, hale getiriyor, oradan markete, manava ve tüketiciye…
Arada dağlar var.
Fahiş fiyatlar karşısında şok oluyorsunuz.
Sayın Demir, mercimek fiyatlarının nasıl altından değerli hale getirildiği verilerle anlattı.
Bas bas bağırıyor: “Gıda darbesi, tencere darbesi yapılıyor” diye
Soğan, patates fiyatlarının muz fiyatını geçtiğini ve anormallik olduğunu söylüyor.
Gittim marketlere baktım, durum aynen Demir’ in anlattığı gibi.
Sonra mı ne oldu?
Fiyatlar gerçek değerine indi.
Ziraat Odası Başkanı’ nın yaptığı etkiyi, Ticaret Bakanlığı yapamıyor mu?
Hükümet yapamıyor mu?
Önlem alamıyor mu?
Açık ifade edeyim: Bu marketlere güç mü yetmiyor? Bizim bilmediğimiz başka bir ilişki silsilesi mi söz konusu?
Bu serbest piyasa koşulları, bu fahiş fiyat artışları, bu marketler bu gidişle bu hükümeti yer.
Söylemedi demeyin!
Geçtiğimiz yazdan beri elektriğe, doğalgaza zam yapılmadı.
Yıl sonu litresi 40 lira olacak denen akaryakıt 17 - 21 seviyesinde.
Döviz aylardır stabil vaziyette.
“Asgari ücret arttı, artacak, girdi maliyetlerimiz yükseldi, yükselecek” bahanesiyle günlerdir her şeye zam yapılıyor, harıl harıl etiketler değiştiriliyor.
Vicdansızlık yapanlara söylüyorum: Vallahi haram, billahi haram!
Çekin elinizi milletin cebinden!
Fahiş fiyatlar gün gelir sizide çarpar.
Bu ülke de hep birlikte yaşıyoruz.
Velhasılı kelam bu seçimler hükümet, ekonomi ve marketler partisi arasında geçecek.
DİGİTAL PLATFORMLAR - DİGİTÜRK - LİG TV VE GSM OPERATÖRLERİ
Ülkemizde mantar gibi çoğalan ve kanundaki boşlukları kendi lehlerine kullan Dijital platformlar ve GSM operatörlerin sözde uyananlıklığı ve haksız kazanç temini bıktırmış durumda.
Yıllar önce Lig Tv. aboneliğim vardı. 2016 yılında kapattırdım.
Borcum var mı? Yok.
Ben kapattırdığımı zannediyordum. “2016 yılından kalma borcunuz var”diyene kadar.
“Benim borcum yok ve yayınımı kapattırdım.” demeniz bir şey ifade etmiyor.
Sizi bir hukuk bürosuna yönlendiriyorlar.
Onlardan da aynı cevabı alıyorsunuz: Borcunuz var, ödeyin.
Ses kayıtlarını inceleyin itirazınızı dinleyen yok.
Artık ne koparabilirlerse.
Yayını kapattığınıza dair yazılı bir belge vermiyorlar, mail göndermiyorlar, mesaj çekmiyorlar keyfi davranıyorlar.
Çıkarlarına nasıl geliyorsa.
Almadığınız hizmete, kapalı olan yayına ücret yansıtıyorlar, sonrada tahsil yoluna gidiyorlar.
Avukatlar aracılığı ilede tehdit vari tacizlere maruz kalıyorsunuz.
Meğerse aynı problemi yaşayan bir tek ben değilmişim.
Birçok insan mağdur edilmiş.
Borcu olmadığı halde haksız borç çıkartılıp ödeme yapmak zorunda bırakılmış.
Aldığınız bir hizmet yok, yayınınız kapalı sanıyorsunuz, geriye dönük borç çıkartılıyor, üstüne faiz ekleniliyor birde avukatlık masrafı.
Ödemek isterseniz hemen indirim de yapıyorlar.
Artık ne koparabilirlerse.
Tam bir soygun düzeni.
Sözleşmenin şartlarını da istedikleri gibi kendileri belirliyor.
İlamsız ihtarnameyi adresiniz yerine muhtarlıklara bırakıyorlar ve sizin bundan haberiniz olmuyor.
Olunca da itiraz süresi kaçmış oluyor.
*
GSM operatörlerinde de benzer sorunlar yaşanıyor.
Başka bir operatöre geçmek ya da hattınızı kapattırmak veya artık kontörlü hat kullanmak istiyorsunuz. Hemen önünüze kabarık bir fatura konuluyor.
Ödeyip kurtulduğunuzu zannediyorsunuz.
Sonradan kullanmadığınız, kapattırdığınızı zannettiğiniz eski hattınıza fatura gönderiliyor.
Vatandaş, “ben bunlarla uğraşamam, bunlardan biran evvel yakamı kurtarayım” diye kahrederek mecburi ödeme yapıyor.
Üyelik, abonelik kolay, çıkmak için ördükleri tuzakları aşmak zorundasınız!
Çoğu insanda kendisine borç çıkarıldığını yıllar sonra öğreniyor.
Burada haksız kazanç ve hatta soygun var!
Devlet yetkililerimiz ivedilikle çaydırıcı tedbirler almalı ve vatandaşların mağdur edilmesine izin vermemeli.
Geriye dönük, alınmayan hizmetler, kapalı yayınlar için metazori işlemler iptal edilmeli.
Bu nedir böyle?
Kör tutttuğunu topal yakaladığını misali!
*
2015 yılında yapılan bir düzenleme ile firmaların izinsiz olarak cep telefonlarına mesaj göndermeleri yasaklanmıştı.
Hala patır patır bilmediğimiz adreslerden gece - gündüz mesajlar (SMS) akıyor.
Bunlar kanun tanımaz mı?
Saygılarımla.