Ümmetin arasına tefrika ve ayrılıklar girmesi…
Dostlar;
Resulullah Efendimizden: “Kim bana itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur. Kim bana isyan ederse Allah’a isyan etmiş olur. Kim emire (meşru idareciye) itaat ederse bana itaat etmiş olur; kim emire isyan ederse bana isyan etmiş olur.” (Şeyhan)
Mutlak itaat yalnızca Allah’a ve Rasûlü’ne aittir.
Resulullah Efendimiz vahyin uygulayıcısıdır.
O’nun emir ve yasakları kişisel görüş değil, ilahî rehberliktir.
“Peygamber size ne verdiyse onu alın, sizi neden men ettiyse ondan sakının.” (Haşr, 7)
Yöneticilerin itaatine gelince, alimlerin icmâsıyla: "Yöneticinin günah olan emrinde itaat yoktur.” “Müslüman kişi için, hoşuna gitsin gitmesin (meşru olan işlerde) dinlemek ve itaat etmek gerekir. Ancak bir günah emredilirse, o zaman ne dinleme vardır, ne de itaat.” (Şeyheyn)
“Hoşuna gitsin gitmesin” bu ifade, itaatin nefsin hoşuna bağlı olmadığını, keyfî bir tercih olmadığını gösterir.
Örneğin; vergi, kamu düzeni ve diğer gerekli kurallar eğer din onaylı ise, hoş gelmese de uyulur.
Çünkü bunlar maslahata yöneliktir. Dört mezhep şu esaslarda ittifak etmiştir: Meşru yöneticilere itaat farzdır.
İmam Nevevî şöyle dedi: “Günah emrinde itaat yoktur fakat bu, yöneticiyi devirmeye kalkışmak değildir.”
Yaratana isyan olan yerde, yaratılana itaat yoktur.
Ancak fitne, kaos ve kan dökülmesi haramdır.
İmam Serahsî şöyle dedi: “Zulme sabır, ümmetin parçalanmasından evladır.”
İmam Malik de şöyle dedi: “Kan dökülmesi fitnenin en büyüğüdür.” Rasûlullah Efendimiz şöyle buyurdu: “Size beş şeyi emrediyorum, Allah Teâlâ da bana bunları emretmiştir: (1) Dinlemek ve itaat etmek, (2) Cihad, (3) Hicret, (4) Hac, (5) Cemaatten ayrılmamaktır.
Kim cemaatten bir karış kadar bile ayrılırsa (tekrar dönmedikçe) boynundan islâm bağını çıkarmış olur.
Kim cahiliye davası güderse cehennemin diz çökmüş odunlarından olur.”
Bunun üzerine bir adam sordu: “Ey Allah’ın Rasûlü! O kimse namaz kılıp oruç tutsa bile mi?” Rasûlullah şöyle buyurdu: “Evet, namaz kılsa ve oruç tutsa bile! O hâlde Allah’ın sizi adlandırdığı isimle çağrıda bulunun Allah’ın kulları, müslümanlar, mü’minler!” diye.”(Tirmizi)
Bu ifade; Allah’a, Rasûlü’ne, meşru islâmî otoriteye itaat anlamına gelir. Cihad; sadece silahlı mücadele değil, islâmı koruma, yaşatma ve savunma gayretinin tamamıdır. Hicret; sadece yer değiştirmek değil, küfürden, zulümden ve günah düzenlerinden kopuştur.
Hac; ırkların, dillerin, sınıfların yok olduğu bir ümmet buluşmasıdır. Buradaki cemaat, hak üzere olan ümmetin bütünüdür.
Keyfi gruplaşmalar değil, Kur’an ve Sünnet eksenli birliktir.
Uyarı; bir karış bile ayrılan, islam bağını çıkarır.
Bu tekfir değil, ağır bir manevî tehdittir.
Bu, ırkçılık, kavmiyetçilik, parti fanatizmi, seküler kimlikleri dinin önüne koymaktır.
“Namaz kılsa, oruç tutsa bile mi?” Cevap nettir: “Evet!”
“Allah’ın sizi adlandırdığı isimle çağrıda bulunun!”
Müslüman, mü’min, Allah’ın kulu; mezhep, meşrep, ve cemaat asıl kimliğin önüne geçerse bu cahiliye davasına dönüşür.
Allah’ım!
Ümmeti muhammedin arasına tefrika ve ayrılıkların girmesine izin verme. Amin.