Ve sessizlik!
Aylardır bomba yağmurlarıyla bir hayalet şehire dönen Gazze’de şimdi sessizlik var.
Çocuk, kadın masumların vahşice katledildiği, her yerin bombalandığı Gazze şimdi de açlık, hastalık ve yalnızlıkla baş başa.
Ne başlarına yağan bombalardan, ne atılan kurşunlardan şikayet etmişlerdi.
Bu bizim bağımsızlık mücadelemiz diyordu Gazzeliler.
Şimdi ise açlıktan ve hastalıktan ölümler var.
Bu artık Gazzelilerin imtihanı değil, bu bizim imtihanımız.
Bütün insanlığın imtihanı. Kurşundan bombadan daha ağır bir yük var. Açlıktan ölüm.
Ve yine dünyanın diğer tarafları sessiz.
Dar bir alana sıkıştırılmış Gazzeliler ölüm sessizliğine teslim.
İşte ağır olan bu. Acı olan bu. Kahreden bu.
Dünyanın her yerinde insanlar Gazze için yürüyor, sloganlar atıyor, yazılar yazıyor, boykotlar uygulanıyor, yasal anlamda tarihe not olarak Güney Afrikalı kardeşlerimiz Gazzelilerin bağımsızlık mücadelesine ve aynı zamanda İsrail’in soykırımlarını kayıt altına almak için uluslararası mahkemede dava açtılar.
Bu hareketlilik elbette çok kıymetli. Ama açlık ve hastalıktan ölüm, vicdanı yüklerimizi ağırlaştırıyor.
Gazze’de katliam durmuyor.
Vahşet bitmiyor. Acı dinmiyor.
Çünkü dünyayı cehenneme çevirmek isteyen bir İsrail zihniyeti var. Irkçı İsrail durmuyor.
Nefret İsrail’i besleyen bir gıda adeta.
Bu yaşananlar sadece Gazzelilerin, Gazze’nin imtihanı değil, bu bütün insanlığın imtihanı.
Ve insanlık Gazze’de 3 yaşında yetim bir çocuğun gökyüzüne bakarak ''Ya Rabb' diye ağlayışını anlamadan bu imtihandan geçemeyecek.
O yetim çocuğun gözyaşları hepimizin kıyameti.
Gazze ölürken biz yaşıyorsak duyarsızca o yetim çocuğun gözyaşları boğacak bizi. Durmuyor. Durduramıyoruz. Buğzumuz yetmiyor.
Belki de yoklamalıyız kalplerimizi yeniden daha güçlü buğz için bir kez daha.
Belki de sorgulamalıyız yeniden kendimizi, insanlığımızı.
Bir yanımız yaprak dökerken bir yanımız bahar bahçe mi olmalı?
Bir yanımız ağlarken gülmeli mi diğer yanımız?