Yaşanmış hayatlar…
YAŞANMIŞ BİR HAYAT HİKAYESİ
Dostlar;
Gecenin karanlığında gözyaşları,
gece yarısı insanlar uyurken Ahmed, yalnız başına oturmuş, babasının resmini göğsüne bastırarak hıçkırarak ağlıyordu.
Babası fakir bir işçiydi ve her akşam eve yorgun dönerdi.
Ama oğluna gülümser ve üzülmemesi için acısını gizlerdi.
Bazen oğlunun ihtiyaç duyduğu şeyleri almak için kendisi aç kalırdı.
Ahmed, büyüdüğünde kendi hayatıyla meşgul oldu ve hasta babasını ziyaret etmeyi birçok kez erteledi.
Sonunda eve döndüğünde babasının vefat ettiğini öğrendi.
Ahmed, babasının eşyaları arasında arama yaptı ve şu yazılı küçük bir mektubu buldu: "Oğlum, bu dünyadan senden başka bir şey istemiyorum, sadece senin iyi olmanı istiyorum. Eğer ölürsem, dualarında beni unutma."
Mektup elinden düştü ve ağlaması daha da şiddetlendi.
Babasının yüzüne kapıyı her çarptığı anı ve ona her "Şimdi vaktim yok" dediği anı hatırladı.
Abdest aldı, namaz kıldı ve sonra ellerini göğe kaldırarak,
"Ey Allah'ım! Babamı bağışla ve ona rahmet et çünkü hayattayken bana iyilik etti, ahirette rahmetinden mahrum etme" dedi.
O gece Ahmed, insanlara karşı daha şefkatli, annesine daha bağlı ve iyilik yapmaya daha istekli oldu.
Öğrenilmesi gereken ders; Anne ve babanıza saygı göstermeyi geciktirmeyin çünkü ellerini öpmek için girebileceğiniz kapı kapanabilir ve kullanılamaz hale gelebilir.
Anne ve babanıza saygı göstermeyi ertelemeyin çünkü bir gün gelir görmek istersiniz ama göremezsiniz Dostlar;
Zamanımızda evlat yetiştirmek kadar zor ve bir o kadar da önemli bir iş yoktur.
Bu mesele çocuk daha anne karnındayken başlar.
Anne ve babanın yemesinden içmesinden, gezip dolaşmasına, dinlediği müzikten arkadaşlık yaptığı insanlara, yaşadığı çevreden okuduğu kitaplara, neşeli olmasından yaptığı konuşmalara kadar her şey çocuğa tesir eder.
Çocuğun alt yapısını bunlar oluşturur. Eğer bunlarda kusur varsa bu çocukta mutlaka bir şekilde ortaya çıkar.
Nice ‘kahraman çocuk’, ‘güzel çocuk’ sevdalıları vardır ki, maalesef istediklerini ya tam elde edememişler ya da isteklerinin tam tersiyle karşılaşmışlardır.
Halbuki güzel bir çocuk temenni eden bir anne ve baba, istedikleri çocuktan çok kendi özelliklerine bakmalıdırlar.
Kendileri nasılsa çocuk hemen hemen öyle olacaktır.
Bundan dolayıdır ki, Allah Resulü: “Her doğan çocuk İslam Fıtratı üzere doğar.” buyurur.
Öyleyse doğacak çocuktan şüphe edilmemeli.
Onu anne ve babası değiştirir.
Evet, esas onun doğumdan önceki ve sonraki hayatına tesir edecek olan kendi halimizden şüphe edilmeli. Çünkü çocuk anne ve babaya göre şekillenir.
Onlardan gördükleriyle, duyduklarıyla beslenir.
Sonra da ona göre ya sağlam bir mü’min olur, ya da mü’min görünen idealsiz, ruhsuz bir varlık halini alır.
Bundan daha kötüsü de (Allah göstermesin) Rabbini, dinini, peygamberini, kitabını inkar eden, hak hukuk tanımaz bir canavar halini alır.
Anne ve baba, çocuğunun her şeyine dikkat etmek zorundadır.
Yemesine, içmesine dikkat edecektir. Haram bir şey yememesine gayret edecektir.
Ona dinini öğretecektir.
Kendileri öğretemiyorlarsa, iyi bir mürebbi, bir hoca bulacaktır.
Ona ilmi öğretecektir.
Zamanının şartlarını öğretecektir.
Devrinin düşmanlarını öğretecektir. Dost kimdir, düşman kimdir, yararlı nedir, zarar nereden gelir?…
Bütün bunları öğretecektir.
Zararlı yayınlardan koruyacak, kafa ve kalbinin bu yayınlarla yaralanmamasına ehemmiyet gösterecektir.
Çocuk; bembeyaz bir kağıt gibidir, üzerine konan en ufak bir leke hemen belli olur.
Veya o bomboş bir kaset gibidir.
Ne verilse onu alır.
Öyleyse çocuğun arkadaş çevresinden seyrettiği çizgi filme kadar, yediği çikolatadan konuştuğu laflara, gittiği okuldan, ziyarete gittiğinde çocuklarla ne oynadığına kadar dikkat edilmelidir.
Evet, bütün bunlar zor gelebilir…
Fakat temiz bir nesil, kalp ve kafa bütünlüğüne ulaşmış kaliteli bir nesil, Efendimiz’e gerçek ümmet olmaya layık, Allah’ın yeryüzünde şahidi bir nesil isteniyorsa bütün bunlar bu zor işler başarılmalıdır.
Yoksa çok kaygan bir zeminde yaşadığımız şu asırda evimizde birer canavar, birer zebani yetiştirmiş oluruz.
Biz iyi olduğunu zannederiz, kılına dokunmayız, terbiyesine dikkat etmeyiz ama yarın o evlat dediğimiz varlık anne babaya asi, değer tanımaz, milletini sevmez bir isyankar olarak çıkabilir.
İşte o zaman ne kadar elimizi dizimize vursak faydası olmayacaktır.