DOLAR 43,8377 0.16%
EURO 51,7041 0.16%
ALTIN 7.182,082,07
BITCOIN 2967995-1,28%
İstanbul

PARÇALI BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Aile çökerse ülke çöker!

Aile çökerse ülke çöker!

ABONE OL
Ağustos 16, 2025 13:06
Aile çökerse ülke çöker!
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Aile kurumu çöken toplum ayakta kalabilir mi?

Aile kurumunun önemine dikkat çekmek ve toplumda  farkındalık oluşturmak için 2025 yılı aile yılı olarak ilân edilmiştir.

Konuyla ilgili olarak yıl içinde çeşitli etkinlikler düzenlenmiş ve düzenlenmeye devam edilmektedir.

Aile, toplumu meydana getiren en küçük birliktir.

Ailenin tarihi insanlık tarihi kadar eskidir ki ilk temelini ilk insan ve ilk peygamber olan Adem (a.s) babamız Havva anamız ile birlikte atmışlardır.

Bir erkek ve kadın ve de çocuklardan meydana gelen birliğe aile denilmektedir.

Bu tanıma çekirdek aile de denilmektedir.

Dinimiz bir erkek ve kadının meşru olarak bir araya gelip ailenin temelini atmaları için aralarında nikâh bağının olmasını şart kılmıştır.

Erkek ve dişi olarak farklı bir şekilde yaratılmış olan insanın çeşitli ihtiyaçları vardır.

Bu ihtiyaçlardan biri de cinselliktir.

Dinimiz bu ihtiyacın nikâhsız bir şekilde karşılanmasını büyük günahlardan saymış, buna zina demiş ve haram olduğunu beyan etmiştir.

Allah (cc) Nisa suresi 32. ayette: “Zinaya yaklaşmayın! Çünkü o hayasızlıktır. Çok kötü bir yoldur.” diye buyurmaktadır.

Bu ayet çok dikkat çekicidir.

Rabbimiz bırakalım zina yapmayı, zinaya yaklaşmayın diyor!

Zinaya yaklaştıran söz ve eylemlerden uzak durmamızı istiyor.

Dinimiz İslam’ın koruma altına aldığı beş temel değerden biri de nesildir.

Nesli korumak ancak evlilik hayatının korunması ve gayri meşru ilişkilerin yaşanmaması ile mümkündür.

Yaklaşmayın diye açık bir uyarıcı dille yasaklanan zina, sadece taraflarını ilgilendiren bir günah değil bütün toplumu ilgilendiren, ahlâksızlığın yayılmasına, toplumun ve neslin bozulmasına, ailelerin yıkılmasına, boşanmalara, aile içi tartışma ve kavgalara hattâ cinayetlere kadar sebep olan bir günahtır.

Tarafların kendi rızalarıyla olması zinaya meşruiyet kazandırmaz.

Böylesi facialara yol açan zinaya yaklaştıran işleri yapan kişinin bu günaha düşmesinin an meselesi olduğundan dolayı insanoğlu ikaz edilmiş ve zinaya götürecek her yol yasaklanmıştır.

Ne yazıktır ki, zina sayılan nikâhsız birliktelikler son zamanlarda “seviyeli birliktelik” diye anılır olmuştur.

Toplumun sağlam kalesi olan aile son zamanlarda saldırı altındadır.

Bazı sapkın kuruluşların özgürlük adına aileyi yıpratacak eylemlerde bulunmaları aile kurmunu sarsmaktadır.

Aynı amaçla bazı kişiler de tik-tok ve bazı sosyal medya ortamlarında faaliyet halindedirler.

Yıllarca milletimizin aile yapısı “en sağlam aile yapısı” diye anlatılıyordu.

Peki ne oldu da bir haftalık, bir aylık ve bir yılını doldurmadan yeni evli çiftler mahkeme kapılarına koşuyor?

Bu boşanma isteklerini oluşturan sebepler nelerdir?

Sadece yeni evli çiftler mi?

Yirmi, otuz hatâ kırk yıllık evliler bile gözünü kırpmadan boşanmaktadırlar.

Bu boşanmaların birçok nedenleri elbette vardır.

Maalesef ihanet ve sadakatsizlik ilk sırada yer almaktadır.

Bazı özel konular ortalığa saçılmasın diye şiddetli geçimsizlik kılıfı altında pek çok sorunun ortak adı olarak dile getirilmektedir.

Maalesef sosyal medya insanlar arası sosyalleşme de insanların gerçek yüzlerini saklayarak insanları kandırmaya yönelmeleri sebebiyle birçok insan muhatabını yanlış tanımakta ve attığı yanlış adımlardan dolayı da bir açmazın içine girip bocalamaktadır.

Günümüzde maalesef boşanmalar hızla artmaktadır.

Boşanmalarda en çok mağdur olanlar da boşanmış çiftlerin çocukları olmaktadır.

Elbette nikâhlamak helâl olduğu gibi boşanmak da helâldir.

Ancak İbn Ömer’den (r.a) nakledilen bir hadis-i şerifte Hz. Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur. “Yüce Allah’a (cc) en sevimsiz gelen meşru işlerden biri; boşanmadır.

(Ebu Davud, talak,3)

Aile mahkemelerinin tutanaklarına bakıldığında son yıllarda boşanmaların artmasının nedeni ekonomik sıkıntılardan ziyade sosyal medyada aile mahremiyetinin sergilenmesinin, sosyalleşme adına özel fotoğraf ve video paylaşımlarının büyük etkisi olduğu görülecektir.

Eskiden genç kızlar baba evinden bohçalarını alıp kocaya kaçarlardı.

Böyle kaçmanın, sevda, başlık parası, ailelerin itirazı gibi nedenlerden olduğu için anlaşılır bir yanı vardı, tasvip edilmese de …

Şu zamanda ise evli barklı kadınlar, koca evinden bohçalarını kapıp kendileri gibi evli olan erkeklere kaçmaktadırlar.

Bu durum toplum sosyolojimizi sarsarak kötüye doğru yol aldığının alârmını vermektedir.

Resmi nikâhla evli görünen kadın ve erkeğin biz aramızda “dinî nikâh” yaptık diye iddia etmeleri daha da vahim bir durumdur.

Eşinden boşanmadan evli bir kadının bekâr veya evli bir erkekle birliktelik yaşaması her iki taraf için de bir arsızlık, yüzsüzlük ve ahlâksızlıktır.

Böylesi sakıncalı bir birliktelik yaşayanlara aklı başında birilerinin “siz farkında değilsiniz galiba, sizin bu yaptığınız büyük bir günahtır.
Hele de kadına söylenmesi gerekir ki, “sen zaten boşanmadın. Evli nikâhlı bir kadınsın.

Nikâh üzerine nikâh kıyılmaz. Sen apaçık zina ediyorsun.

Konunun ne kadar vahim olduğunu bilmiyorsun.

Seni uyarıyoruz Tevbe et. Allah (cc) Tevbe edenlerin tevbelerini kabul eder.

Eğer bile bile yapıyorsan Allah (cc) yanlıştan dönmeni nasip etsin.”

Böylesi bir kadını kabul eden erkek de kadın kadar günahkârdır.

Belki bu tür hadiseler eskiden az da olsa vardı.

Ancak hiç kimse bunu normalleştirmiyordu!

Böyle davrananlar uzun süre toplum içine çıkamıyordu.

Oysa şimdi birçok erkek ve kadında utanma duygusunun kalmadığı gözlemlenmektedir.

Böyle durumlarda dinî nikâhlıyız iddiasında bulunanların nikâhlarını gerçek imamların kıydığını zannetmiyorum.

Belki toplumda kendini hoca diye tanıtan bazı şarlatanlar kıymış  olabilir.

Geçerliliği olmayan böyle bir nikâhı kıyanların vebali çok ağırdır.

Boşanmaların artmasının nedenlerinden biri de kadının vefat etmiş olan babasının emekli maaşından yararlanması için eşiyle anlaşıp resmen boşandığı halde dinî nikâhla birlikteliklerine devam etmeleridir.

Böyle bir nedenle elde edilen para helâl değildir.

Devleti kandırma olduğu gibi tüyü bitmemiş yetimin hakkına da girmektir.

Devletin ailenin korunmasına önem vermesi gerektiği gibi toplumun da önem vermesi gerekir.

Aile bağlarının zayıfladığı toplumun kuvvetli bir toplum olduğu söylenebilir mi?

Ailenin toplum için bir son kale ve beka meselesi olduğu aşikardır.

Yüce Rabbim bizlere sevgi, saygı ve sadakat bağlarıyla bağlı güçlü ailelerin oluşturduğu toplumda yaşamayı nasip etsin.

Cumamız hayra vesile olsun.

Selamlarımla.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP