DOLAR 43,8475 0.03%
EURO 51,7681 0.13%
ALTIN 7.259,331,07
BITCOIN 2902868-1,98%
İstanbul

PARÇALI AZ BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Darbeler tarihi ve adım adım 15 Temmuz ihanetine (9)

Darbeler tarihi ve adım adım 15 Temmuz ihanetine (9)

ABONE OL
Temmuz 26, 2023 18:15
Darbeler tarihi ve adım adım 15 Temmuz ihanetine (9)
0

BEĞENDİM

ABONE OL

EMNİYET TEDBİRLERİ BAKIMINDAN DURUM TESPİTİ

Başbakan Süleyman Demirel‘in açıklamaları 261/262…

Adalet Partisi Genel Başkanı ve eski başbakan merhum Süleyman Demirel de şunları söylüyor:

“Ama bir gerçek var orta yerde. Gerçek de şu; sıkıyönetim başarılı olamamıştır.

GENEL KURMAY BAŞKANI KENAN EVREN’İN UYARISI

Nitekim Sayın Kenan Evren’in uyarı mektubundan sonra, 4 Ocak 1980’de bana gelip söylediği de budur. 

“Eğer Sayın Evren iddia ediyorsa ki, sıkıyönetim başarılı olmuştur, o zaman 12 Eylül’ü niye yaptı? Eğer sıkıyönetim başarılı olduysa, kan dökülmesi niye sürmüştür?”

Kan dökülüyor diye, niye devlete el koymuştur? Sıkıyönetim başarılı olamamıştır. 

Türkiye’nin devletinin işleyişi bakımından araması gereken budur. Araması gereken sıkıyönetimin neden başarılı olamadığıdır. Türkiye bunu arayacak.

12 Eylül’ün birinci gerekçesi kan dökülmesiydi

Kan dökülmesi önlenemedi, onun için yapıldı. Kan dökülmesini önlemek için devletin bir tek çaresi var; Kolluk kuvvetleri kâfi gelmiyorsa, Silahlı Kuvvetleri’ne müracaat edecek, ‘bunu durdur’ diyecek, o da sıkıyönetimdir. 

Bizim devletin başka çaresi yok. Üzüntüyle ifade ediyorum ki; gerek 60’ta, gerek 70’de, gerek 80’de bu işlememiştir. 

Sıkıyönetim ilan edilmiş olmasına rağmen bu kargaşanın önüne geçememiştir. 

En kolayını meclisleri kapatmak, hükümetleri alaşağı etmek ve bütün yükü onların üstüne atmak, millete onları hedef göstermekte bulmuşlardır.

4 Aralık günü yapılan sıkıyönetim komutanları toplantısında, bu olayları kimlerin yaptığı ve yaptırdığı hakkında bilgimiz yok denildi.

SÜLEYMAN DEMİREL: MİT MÜSTEŞARINI ÇAĞIRDIM

Ben de o zaman MİT Müsteşarı  Bülent Türker’i çağırdım; istihbarat yokmuş” dedim. (Böyle diyorlar) Türker Bey, Biz komutanlara listeyi verdik dedi. 

Bir de bana ver dedim. 

Getirdi, listeyi bana verdi. 

(Hangi sıkıyönetim bölgesinde kimlerdir terör odakları, bunun listesi) 

Ben de bunu mektuba bağladım, Sıkıyönetim Komutanlığı’na verdim.

Mektup şöyle; ‘Sıkıyönetim bölgenizde huzursuzluk çıkardığı sanılan mihrakların ve bunların mensuplarının dosyası ilişiktedir. Gereğini rica ederim.’

Listede örgüt var, militan adları vardı, adresleri vardı, her şey vardı. Bilmiyoruz dediğiniz kişiler bunlardır, ‘buyurun diyorum’ hatta MİT Müsteşarı çekindi de getir, başbakan olarak ben vereyim” dedim.

12 EYLÜL MÜDAHALESİ ŞARTLAR OLUŞSUN DİYE BEKLENİLDİ!
Olaylara göz yumuldu!

2. Ordu Komutanı Orgeneral Bedrettin Demirel’in (darbe sonrası Kenan Evren’in danışmanlığı yaptı) beyanları oldu. 

“Bu müdahale kararı Temmuz 1979’da verilmiştir” dedi.

Peki, niçin bir sene yahut 14 ay beklediniz?

“Ortam oluşsun, daha çok karışsın ki müdahaleye haklılık kazandıralım. Müdahale haklılık kazansın, yani onu bekledik.”

Başbakan Bülent Ecevit’in açıklamaları 261…

CHP Genel Başkanı ve Eski Başbakanlardan Merhum Bülent Ecevit şunları söylüyor:

“Kardeş kanı dökülen Maraş olayları öncesi ibretlik bir durum…

Belli ki müdahaleyi akıllarına koymuşlardı ve bir CHP-AP koalisyon hükümeti kurulması durumunda, sivil yönetimin bazı engelleri aşabileceği, en azından toplumda yeni bir umut ortamı doğabileceğini öyle bir ortam oluştuğu takdirde de askeri müdahalenin kamuoyunda onaylanmayacağını düşünüyorlardı.

12 Eylül müdahalesinden sonra geriye baktığımda beni şaşırtan bir durum oldu. 

1978’de hükümeti kuruşumuzun ardından bir yıla yakın süre sıkıyönetim ilanı için bazı siyasal çevrelerin yoğun baskısı altında kalmıştık fakat bunlara karşı direnmiştik. 

Silahlı Kuvvetleri asli görevinden uzaklaştırmayı ve siyasal zemine çekmeyi doğru bulmuyorduk. 

Ancak Kahramanmaraş’taki acı olaylar üzerine sıkıyönetim ilanına kendimizi mecbur hissettik. 

Zaten sanırım Kahramanmaraş olayları bazı çevrelerce bizi sıkıyönetim ilanına zorlamak için tezgâhlanmıştı. 

Sıkıyönetim ilanına karar verince, bu kararın hangi illerde uygulanması gerektiğini doğal olarak Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Sayın Kenan Evren’le de görüştüm. 

Bazı büyük illerde, bazı Güneydoğu illerinde sıkıyönetim gereksinmesi duyuluyordu. 

Ancak o sıralarda. bazı Orta Anadolu illerinde, o zamanki deyimle ‘Hilal’ denilen bölgede ciddi can tehlikesi vardı. 

Ben ‘Hilal’ denilen bölgedeki illerden bazılarının sıkıyönetim kapsamına alınmasını istedim. 

Fakat Sayın Evren, ‘Kuvvetimiz yetmez’ gerekçesiyle bu illerde sıkıyönetime razı olmadı. 

12 Eylül 1980’den sonra, 67 ile birden sıkıyönetim ilanına Silahlı Kuvvetlerin gücünün yettiğini görünce şaşırdığımı ve yadırgadığımı itiraf ederim.”

DEHŞETE DÜŞÜREN ASKER AÇIKLAMASI

Orgeneral Bedrettin Demirel‘in insanı dehşete düşüren açıklamaları 263…

Ve o zaman üç bin kişi ölmüştür.  Temmuz 1979’a kadar üç bin kişi daha öldü. 

Ortam olgunlaşın’ diye beklemek, Türkiye’de 3 bin cana mal olmuştur!

Bu iddia bizden gelmiyor. 

Orgeneral Bedrettin Demirel’den geliyor. 

Bedrettin Demirel diyor ki: “1979 Temmuz ayında müdahaleyi gerektiren sebepler vardı ve müdahale kararı vardı ama biz biraz daha olgunlaşsın, itiraz edilemesin diye o zaman müdahaleyi yapmadık.”

RECAİ KUTAN’IN ANILARI 

Recai Kutan (MSP Genel Başkan Yardımcısı) kitabında; “Bu ihtilal ne için yapılmıştır?” sorusuna şu cevabı veriyor:

“Biz mühendisler, bir proje hakkında karar verirken kendi kendimize şu üç soruyu sorarız; 

Niçin yapıyoruz?

Niçin bu şekilde yapıyoruz?

Niçin bu zamanda yapıyoruz?”

İhtilalcilerin ortaya koydukları gerekçeler kısaca şunlardır; 

Anarşi ve terör çok tehlikeli boyutlara ulaşmış, her gün 7-8 kişi öldürülür hale gelmiştir. 

Ülke bütünlüğü sarsılmaya başlamış, vatandaş devlete olan güvenini büyük ölçüde yitirmiştir. 

Meclis’teki partiler bir uyum içerisinde çalışma yerine, kısır çekişmelerin içerisine düşmüşler, cumhurbaşkanını bile seçememişlerdir.

Ekonomik sıkıntılar giderilememiş, enflasyon artmış, yokluklar, kuyruklar önlenememiştir.

Netice olarak, ülke adım adım bir uçurumun kenarına getirilmiştir.

İhtilalcilerin iddia ettikleri hususlar büyük nispette gerçekleri yansıtmamaktadır. 

Nitekim istatistikler incelendiğinde şöyle vahim bir tabloyla karşılaşılmaktadır; 

‘1971’de 17, 1972’de 17, 1973’te 15, 1974’te 3, 1975’te 34, 1976’da 90, 1977’de 295, 1978’de (Ecevit iktidarı) 1095, 1979’da 1368, 1980’nin ilk 5 ayında 846 kişi hayatını kaybetti.

Bu iddiaların önemli bir kısmını kontrol etsek bile, akla hemen şu soru gelmektedir; 

Bu doğrular bir askeri müdahaleyi zorunlu kılmakta mıydı? 

Bu sıkıntılardan kurtulabilmek için başka bir yol, başka bir yöntem yok muydu? 

İşte bu sebeple yukarda belirttiğimiz 3 sorudan ikincisini tartışmak istiyoruz:

Niçin bu şekilde yapıldı? Niçin ihtilal yolu tercih edildi?

Yukardaki rakamlar ülke gençliğinin birbirine kırdırılmasının

rakamlarıdır ülke sanki savaşta imiş gibi her gün gençler hayatını kaybetmekte idi….

Bu alıntıların muhtevası bugüne kadar ülkemizde pek çok gazete, dergi, radyo ve televizyonlarda yayınlanmıştır. 

Ama hiçbirine hiç kimse ikna edici bir cevap vermemiştir.

(devam edecek)

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP