DOLAR %
EURO %
ALTIN
BITCOIN 38008790,16%
İstanbul
10°

HAFİF YAĞMUR

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Halis ÖZDEMİR

Halis ÖZDEMİR

05 Kasım 2026 Perşembe

Etnik dilde eğitim…

Etnik dilde eğitim…

Eğitim Dili ve Yerel/Etnik Dilde Eğitim..

İnsanın ana dilini öğrenmesi ve konuşması doğuştan gelen insan hakkıdır.

Bu tartışılamaz ve engellenemez!
Devlet vatandaşına yerel dilinin öğrenmesinin yolunu açmalıdır. Kürt Kürtçeyi, Çerkes Çerkesçeyi, Laz Lazcayı
öğrenmek istiyorsa öğrenmelidir.

Ancak “Eğitim Dilinin Etnik/Yerel Dilde” olması ise asla kabul edilemez!

Devletlerin varlık birlik ve beraberliklerinin olmazsa olmaz şartıdır; Türkiye’de de tartışmasız dil Türkçedir.

İnsan hakları demokrasi vs. gibi birtakım gerekçe ve sebeplerle eğitim dilinin etnik/yerel dille yapılmasının konuşulması en hafif ifadesi ile yerel dilde eğitimin normalleştirilmesi anlamına gelecektir.
Aksi halde “eğitim dilinin yerel dilde” yapılmasını savunmak ya bilgisizlikle ya ihanetle yani bölücülüğe zemin hazırlamak ve ırkçı yaklaşım anlamına gelecek ki, biz şimdilik kimse için bu değerlendirmeleri yapmak istemiyoruz!

Uyarımız, hatırlatmamız vatanın bölünmez bütünlüğü içindir.

Düşünebiliyor musunuz?

Diyarbakır’da öğrenimini Kürtçe, Sivas’ta Kayseri’de Çerkesçe, Artvin’de Gürcüce yapmış ve “ana dili yerel dil” olmuş vatandaşlar İstanbul’a, Ankara’ya, İzmir’e veya başka bir vatandaş işine gittiklerinde devletin başta adli kurumlarında mesela mahkemelerde, belediyelerde hangi dil ile muhatap kabul edilecekler!?
Veya bu vatandaşımız hakim oldu, savcı oldu yargılamayı hangi dil ile yapacak?

Veya TBMM’ye milletvekili olarak gelecek ve konuşmasını yerel/etnik dilinde yapacak! Öyle mi?

Olacak şey değil!

Yerel/etnik dil diyerek “ülkeyi lime lime eyaletlere bölecekseniz” başka!

Böyle konuşanlar veya konuşmayıp pusuda bekleyenlerin niyetleri ülkenin bölünmesi ise işte o zaman bu aziz millet buna asla geçit vermeyecektir.

Şimdilik olmak üzere vatandaşlarımıza hatırlatmamız şu olacaktır:

“Benim partim, benim liderim, benim etnik kökenim” diyerek olanları görmezlikten gelmeyin. Gelmeyin ki, hiç kimse ülkeyi bölmeyi ya da bölmenin zeminini hazırlamayı aklının ucundan dahi geçirmesin.

Efendim Osmanlı Eyalet olarak yönetiliyormuş hatta başta ABD bu yönetim şeklini ve batılı ülkeler Osmanlı’dan almışlarmış!
Evet öyle söylüyorlar da öncelikle Osmanlı bugün konuşulan anlamda eyaletle yönetmiyordu.
İkincisi Osmanlı’da Eyalet Şam (Suriye), Bağdat (Irak), Yemen, Libya…

Görüldüğü gibi bunların hemen hepsi devlettir.

Büyük coğrafyanın idaresini Osmanlı o günün şartlarında eyalet olarak uygulamış.

Ayrıca etnik unsur olarak tarif edilen Kürt, Laz, Gürcü, Çerkes vb. bir hatırlatmam da şu olacaktır: “sürüden ayrılanı kurt kapar.”

Osmanlı’dan ayrılan Libya’yı, Suriye’yi, Irak’ı, Trakya’yı, Filistin’in düştüğü durumları görmelisiniz!

Bağdat’ta bir müslüman ailenin evine giren Amerikan askerleri evden bir buçuk saat sonra çıktılar!
Iraklı kadınlar Bağdat hapishanelerinden mektup yazarak dünyaya “Bizi öldürün karnımızda düşman çocuğu taşımak istemiyoruz” demediler mi?

Hatırlatacak o kadar çok şey var ki!

Türkiye’de kardeşane yaşayan ve iç içe girmiş etnik unsurlar Kürdü ile Lazı ile Çerkesi ile öncelikle kendileri hakkında bölücü planların karşısında durmalılar.

Bugün Türkiye’de etnik unsurdan da bahsetmek aslında doğru değildir.

Kiminin gelini, kiminin damadı ya Kürt ya, Çerkes veya Laz yani bu millet seksen beş milyon tek millet tek devlet olmuşlardır.

Herkes otursun oturduğu yerde!

Bu durumda bu ülkenin bölünmesine zemin hazırlayacak olan anayasanın tartışılmaz maddelerinden olan “üniter” yapısı ve eğitim dilinin Türkçe olması asla tartışılamaz!

Bu konuları bazı çok zekiler(!) demokrasi, insan hakkı hatta ırkçılık söylemleri ile servis etmeye kalkmaktalar!

Ayrıca “Terörsüz Türkiye” zırhına bürünmek isteyenler de gözden kaçmıyor.
Terörsüz Türkiye’ye karşı olanlar Türkiye’de kardeşliğe birlik ve beraberliğe karşı olanlardır.

Bazı mihraklarca Terörsüz Türkiye zırhına bürünerek bazılarınca yapılmak istenen ihaneti bu millet, Kürdü ile Lazı ile Çerkesi ile asla kabul etmeyecektir.

Ez cümle;

Eğitim dilinin, “Etnik/Yerel Dilde Eğitim” olmasını kimse teklif etmemeli ve tartışılmamalıdır.

Tek devlet, tek millet, tek dil, tek bayrak ilelebet yaşamalıdır.

Vesselam.

Devamını Oku

Siyasi ideolojiler ve sosyal ahlak iflas etti!

Siyasi ideolojiler ve sosyal ahlak iflas etti!

İdeolojik Siyaset ve Toplumsal Ahlak İflas Etti!

Sağcı siyaset,

Sağın sağı siyaset,

Solcu siyaset,

Ortanın solu siyaset,

Milliyetçi siyaset,

Dindar siyaset,

Say say bitmez!

Hepsi sınıfta kaldı.

Sistemle çatışanlar oldu,

Sisteme uyanlar oldu,

Sistemi “değiştirelim” diyenler oldu,

Sistemi “geliştirelim” diyenler oldu,

Siyasette “kuş dili/milli görüş” kullananlar oldu.

Günün sonunda;

Devletin imkanları,

Devletin yetkileri bazılarının ellerine geçti.

Aralarında fark kalmamış görünüyordu.

Hatta sağcı kim solcu kim belli değildi.

Soldan seçilen sağa destursuz geçiyor kimse gıkını çıkaramıyordu.

Seçmen de şaşkındı.

Kırk yıllık sağcı sol partiye oy veriyor partiler arasında fark görmüyordu.

Bu sizce siyasi yakınlık mıydı yoksa, “yok birbirlerinden farkı hepsi aynı” mıydı?

Siyaset, bazıları için zenginleşme aracı olmuştu. Olmuştu olmasına da sonrasında ise, yaşananlar bazıları için, “maymun muz ….” hikayesini hatırlatıyorlardı.

Bu tür siyasetçilerin arkasına takılan bürokratlar zenginleşme yarışına girdi.

Kim nerede ise bulunduğu yeri fırsata çevirdi!

Zenginleştiler,

Zenginleştikçe ahlasızlaştılar,

Ahlaksızlaştıkça birbirlerine sardılar.

Aralarında “paylaşım, hisse” kavgası ayyuka çıktı, mahkeme salonlarını doldurdular.

Ama hiç mi hiç utanmadılar!

Bir zamanlar; 

Kimisi sağcıydı, vatan millet gerisi yalandı!

Milli değerler ön plandaydı.

Kimisi “şeriatçıydı/ümmetçiydi” dini değerler ön plandaydı.

Kimisi “Mustafa Kemal” der başka bir şey bilmez ve demezdi!

Ülke yönetimine dair hiçbir proje ve iddiaları yoktu. Bazıları için demokrasi “amentüleri” olmuştu.

Sonra; 

Siyasette iddia sahibiydiler!

Kimisi rejim “değişmeli” dedi, 

Kimisi “bu düzen ıslah edilmeli” dedi, 

Kimisi başka başka şeyler söylediler…

Kimisi yerel iktidara kavuştu, 

Kimisi genel iktidara koştu.

Çok azı millete hizmeti gaye edindi.

Ve yönetime gelenlerden bazı istisnalar hariç olmakla birlikte, mahallelerini değiştirdiler.

Sonra aralarında eşiyle hayat yolunu ayıranlar oldu!

Aralarında bazılarının otel odalarında “mut’a nikahı” kıymaları dedikodusu yapıldı!

Kimisi “alkolsüz (!)” biralar içmeye başladı!

Sonra ne mi oldu?…

Az gittiler uz gittiler, yolun sonuna geldiler.

Eski hikayelere gençlik anılarına sarılmayı kurtuluş zannettiler!

Bu tiplerin yüzlerinde “nur” kalmamış, nevirleri dönmüştü.

Aynaya baksalar da yüzlerindeki botokstan kendilerini tanıyamıyorlardı.

Çok dindar olanların bazıları “Lüks Umre” turlarına katılıyorlardı.

Öyle ya kendilerini affettirmeliydiler!

Öyle yapıyorlar böyle yapıyorlarsa da asla mutlu olamıyorlar, asla tatmin olamıyorlardı.

“Oysa ne para kazanma yolları varmış meğer!” dediler kendi kendilerine!

Kendileri dışında kalanları da “ahmak, iş bilmez” görüyorlardı.

Sınır tanımıyorlardı!

Vurguncu olmuşlardı.

Adeta üfledikleri ocak su istemiyordu, talan son sürat gidiyordu.

Yeni talan alanlarını keşfediyorlar fırsatı kaçırmıyorlardı.

Borsada meğer ne entrikalar varmış onları birer birer öğreniyorlar bir gecede milyarder oluyorlardı!

Öyle ki, aralarında örgütlenenlerden söz edilir olmuştu.

Kimisi devletin hazine arazilerini öğrenmişti.
Böyleleri hazine arazilerini işgal ederken bazen “hizmet” bazen “vakıf” gibi değerleri ileri sürerek manevi değerleri istismar etmekten, kullanmaktan hicap duymuyorlardı.

Vatandaş başını sokmaya bir göz oda ararken; onların Avrupa’da, İngiltere’de mahalle satın aldıklarına dair hikayeler duyulur olmuş, birbirlerine caka satar olmuşlardı.

Az gittiler uz gittiler dönüp baktılar ki, bir arpa boyu yol almışlar!

Tüh! Mezar da çok dar ama!

Olacak şey değil!

Acaba mezar olarak şöyle kallavi bir saray mı yaptırsalar. Hani krallar yaptırmıştı ya!

Yol bitti!

İmtihanı kaybettiler!

Sınıfta kaldılar!

Kimisinin aynaya bakmaya mecali de kalmamış!

Sözlerinin de yaşayışlarının da tesiri kalmamıştı.

Toplumda güvenilirliklerini kaybettiler.

Hatta bazılarının yaptıklarının faturası ideolojilerine, bazılarınınki ise “dine” kesilmişti.

Bazıları ise, faturayı sisteme/rejime, otoriteye bazen de şahıslara kesmişti.

Önder/örnek kabul edilen insanların örnek olacak hikayeleri kalmamıştı.

Ahlaki değerlerden, insanı insan yapan değerlerden adet ve geleneklerden bahseden yoktu.
Toplumda haya, namus bazılarında rafa kalkmış, sokaklar yatak elbisesi ile arzı endam edenlerden geçilmiyordu.

Aman Allah’ım! bunlardan nasıl ana olacak?

Bilen varsa söylesin!

Deizm, ateizm yükseliş günlerinin keyfini çıkarıyordu. Adam kayırmacılık sanıldığı gibi parti kayırmacılığı değil adeta “adamını” kayırmacılık had safhadaydı.

Pazarlarda çiftçiden alınan domates, biber, salatalık beş on katı fiyatla halka satılıyor, bu duruma kimse ses çıkarmıyordu.

Üç harfli, Türkiye’yi sarmış market zincirleri tekel oluşturmuşlar, fiyat belirlemede şeytanlara taş çıkartacak metotlarla halkı soyuyorlardı.

Eee, ne yapsınlar seçimler sırasında milyonlarca alışveriş çeklerini siyasi partilere, seçmene dağıtmaları için vermiyorlar mıydı?

O paralar nereden çıkacak! Adamlar ceplerinden verecek değiller ya!?

Bu üç harfliler, Türkiye’yi bir baştan diğer başa sarmaya başladıklarında makaleler yazmış ve yetkilileri “tekeller” oluşacağı gerekçesi ile piyasanın kontrolden çıkacağını yazmıştım da o zaman bana “dünyada büyük marketler var, dünya gerçeği” gibi gerekçeler ileri sürmüşlerdi.

Soygun, istismar her alana yayıldı, hiçbir ahlaki ölçü kalmadı ve hatta dinin haram/helal emride kalmadı. Mahkemeler mi dediniz! “Allah düşürmesin!” dediğinizi duyar gibiyim.

Olan vatandaşta oluşmuş kanaat bu.

Ben umudumu koruyorum.

Allah sonumuzu hayretsin.

Çok yazık!

Değer miydi:

Bunca kirlenmeye!

Haksızlığa, vurguna! değer miydi?

Neyse ki bu aziz milletin kökü derinlerde, milli kültür gelenek ve dini refleksleri bütün saldırılara rağmen dimdik ayakta, sadece küllerini üflemek, iman ateşini harlamak gerekiyor!

Şimdi sıra hakkı söyleyenlerde…

Şimdi sıra hakkı yaşayanlarda…

Şimdi sıra milli, dini değerleri slogan yapmayıp hayatın merkezine alanlarda.

Yol uzun ve çetrefillidir.

Vira bismillah…!

Devamını Oku

Dokunulmazların dini: Hurafe!

Dokunulmazların dini: Hurafe!

Oryantalizm!…

Yerli “Lawrence”lar!

Ve İslam Anlayışı Üzerine Siyonist Faaliyetler!…

İslam toplumlarının, adına islam ülkesi denilen ülkelerin geri kalmalarının başlıca ve önemli sebeplerinden birisi hurafelerle anlatılan ve öyle anlaşılan “İslam” anlayışıdır.

Maalesef “tarikat” olarak, “şeyh” olarak bilinen pek çok yapı ve şahıslar islamın içini adeta boşaltmışlar ve hurafelere hapsetmişlerdir.

İşin garibi bu yapı ve şahıslar adeta “dokunulmaz, tartışılmaz” hüviyete bürünmüşlerdir.

Bu yapılar sadece “mezhep” tartışması yapmakla kalmayıp “tarikat” tartışmaları ile de islam topluluklarını parça bölük hale gelmelerinin başlıca sebeplerinden olmuşlardır.

Elbette ehli sünnet, ehli islam tarikat ve cemaatler değerlendirmemizin dışında olup islama ve insanlığa hizmetleri inkar edilemezdir.

İslam arı duru, berrak olarak öğrenilmeli ve öğretilmelidir.

İslam anlayışını tahrif faaliyetleri, son zamanlar da özellikle İsrail’in Gazze’de uyguladığı soykırım ve işgali sonrasında İsrail de kuruluşu nere de ise İsrail’in kuruluş yıllarında gerçekleştirdiği ancak tabiki inkar ettiği islam İlahiyatı Fakültesidir.

İsrail’in kurduğu İlahiyat okullarında yetiştirilmiş müslüman görünüşlü “islam alimi” veya “islam akedemisyenleri” islam ülkelerinde faaliyet gösterdikleri kendilerini “hoca, akademisyen, şeyh” rolleri ile tanıttıkları ortaya çıkmıştır. İşte ajan din adamları islamın içine özellikle israiliyat hurafeler yerleştirmişler bunu da “islam olarak” öğretmişlerdir.

Özellikle FETÖ örgütü içinde çok etkin faaliyet yapanların bir kısmı faş olmuşlar ve başta İsrail olmak üzere pek çok ülke de Haham yada papaz olarak ortaya çıkmışlardır.

İslam toplumları neden geri kalmışlar, neden fakir ve yoksulluğa mahkum olmuşlardır.

Hatta ahlaki olarak neden çöküş içindedirler?

Pek çok neden elbette vardır ancak İslam toplumları üzerinde yürütülen tahrif faaliyetlerini de gözardı etmemek gerekir.

En başta gelen ve en köklü yapı Oryantalizm.

Oryantalizm ve oryantalistlere işaret etmek istedim. Lawrence den de söz etmemek olmazdı.
Oryantalistlerin Amacı ve faaliyetleri…

Oryantalizmin diğer adı şarkiyatçılıktır. 

Kökenleri bin yılına kadar uzanır. Teşkilat olarak 18. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Oryantalist kelimesi 1779’da İngiltere’de, 1799’da da Fransa’da kullanılmaya başladı.

Fransız Dil Akademisi’nin sözlüğüne ise 1838’de girdi
Tarihî süreç içerisinde pek çok anlamlar yüklenmiş olsa da Doğu araştırmacıları için ”
Oryantalist’’ ve araştırmalar bütünü ise ”Oryantalizm’’ terimi ile ifade edilirken işin içine Doğulu araştırmacıların dahil olması “Oryantalizm” terimini tartışmaya açmıştır.

Bu araştırmalara ve araştırma kürsülerine Doğulu araştırmacıların dahiliyetiyle Oryantalizm terimi, tartışılır duruma gelmiş ve kapsamı açısından artık yeterli durumda olmamıştır.

1. ve 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Batılı bilim adamlarının bu araştırmaları EMPERYALİST faaliyetlerin alt yapısını oluşturmuştur.

1973 yılında Paris’te 29. Uluslararası Oryantalistler Toplantısı’nda ise tartışmalı da olsa adını ‘’Kuzey Afrika ve Asya Konulu Uluslararası Beşerî Bilimler Kongresi’’ olarak değiştirmişlerdir.

Aslında Oryantalistlerin ve çalışmalarının karşı yönelik eleştiriler Edward W. Said’in “Oryantalizm” çalışması yeni anlamlar kazandırmıştır.

Edward W. Said, M. Foucault, gibi emperyalist ekonomik ve politik güçler arasında bağlantıyı ortaya çıkarmıştır.

Oryantalistlerin yaptıkları çalışmalar daha sonraki dönemlerde de tartışılagelmiştir.

Edward W. Said’in çalışmasından sonra oryantalizmin birçok negatif anlam kazanmasından ötürü oryantalistler, kendilerinin ‘’oryantalist’’ terimiyle, çalışmalarının ise oryantalizm ile ilişkilendirilmesinden rahatsızlık duymuşlardır.

Bernard Lewis ve daha birçok oryantalist, duydukları bu rahatsızlığı eserlerinde dile getirmişlerdir.

Batılı Oryantalistler, Oryantalizmin bilimsel çalışma olduğunu Doğu’nun dillerini ve kültürlerini inceleme disiplini olduğunu iddia etseler de objektif olduklarını savunsalar da çalışmaları Batı’nın, Doğu üzerinde sürdürdükleri maddi/manevi sömürgeci ve EMPERYAL faaliyetlerini görmek istememişlerdir.

Edward W. Said, oryantalizmi kısaca ‘’hepsi birbirine dayalı birçok şey’’ diye tarif etmiştir.
Bizim burada anlatmak istediğimiz; Doğu araştırmalarının bilim hâline getirildiği akademik disiplin içinde yapıldığı ve 
EMPERYAL faaliyetlere zemin hazırlamasıdır.
Bizi, bizden daha iyi anlama çalışması olan oryantalist çalışmalar ile Oryantalizm kurulduğu günden bugüne
İslam coğrafyasında inanılmaz faaliyetler yürütürler.
Doğu kültürünün inancının ayrılık noktalarını, kırılma noktalarını ve sinir uçlarını çok iyi bilirler.

Mahatma Gandhi, Hindistan’ın bağımsızlığı çalışmaları sırasında “İngilizler tarafından öldürülen inekler Hindu bölgelerine atılıyor ve Müslümanlarla Hindular arasında kanlı olaylar tertip ederek kendilerine karşı yapılan bağımsızlık direnişinin önüne geçmek istiyorlardı.” diye anlatıyor.
Bu durum
İran‘da, Irak’ta, Suriye‘de, Yemen‘de had safhada yürütülmektedir
Türkiye’de pek tabiî olarak Oryantalistlerin faaliyet alanıdır.
Türkiye’de 
mezhep tartışmaları, tarikat tartışmaları, hadis tartışmalarının genellikle Oryantalist ilahiyatçılar tarafından yürütülmekte oldukları nerede ise ilk bakışta gözlemlenebilmektedir.
Ayrıca bazı tarikatlar tarafından ise uydurma hadis, hurafe ve 
israiliyatlar hatta ritüeller din adına piyasaya sürülmektedirler.
Aslında başta Türkiye olmak üzere İslam toplumları 
ORYATALİZMİN kuşatması altındadır desek abartmış olmayız.
Mezopotamya’da 
Lawrens, şeyh/alim olarak ortaya çıkar Osmanlı’ya karşı halkı ayaklandırır.
Oryantalistler çeşitli ülkelerde ise 
şeyh, hoca, alim olarak ortaya çıkar ve faaliyet yaparlar.
Hiç kuşku yok ki, 15 Temmuz ihanet hareketinin dal budak sarmalarında önemli rol üstlenmiş oldukları bir gerçektir.
Türkiye’de 
Oryantalist olarak bilinen bazı şahısların ihanet hareketi içinde önder ve yol gösterenler olarak ortaya çıktıkları gerçektir.
Makalemizde anlatmak istediğimiz Oryantalizmin kökü dışarıda ve derin tarihe ve tecrübeye sahip olduklarını örnekleri ile anlatmak ve bugün dahi faaliyetlerini ne kadar etkin bir şekilde yaptıklarını ortaya koymaktır.

Bu yeter mi? Tabii ki yetmez, o hâlde ne yapmalıyız?
İslam toplumlarında Oryantalizm benzeri bir faaliyet görülmez çünkü 
İslam medeniyeti yok etmek üzere kurulmamış, aksine “Emri’bil mağruf nehy’i anil münker ” üzerine faaliyetini yürütmeye çalışır.
Ayrıca İslam toplumlarında 
Oryantalizm, Şarkiyatçılık, Doğu Bilimcilik olarak ifade edilirken çoğu zaman faaliyetin arka planı ve amacı ıskalanmaktadır.

İslam toplulukları kendi içine dönük faaliyet ve basit işlerle günü gün ederken Batılı Oryantalistler Doğu insanını, inancını, medeniyetini, birbirleri ile ilişkilerini, dizayn ve tertip ederler.
Bunun böyle olduğunu tespit için çok delil aramaya da gerek yoktur.

Sadece orta yerde dolaşan Oryantalistleri tanıyın kâfidir.
İslamî olarak yapılanlara bakın kâfidir.
İran toplumu üzerinde Kerbela hadisesini sunuş şekillerine, anlatış şekillerine bakınız, taze tutarlar ve İslam toplumu arasına daima aşılmaz duvarlar örerler, kini ve nefreti diri ve taze tutarlar.
Akıldan çıkarılmaması gereken bir başka husus da bir hareketin çıkış noktasıdır.

Çıkış noktası; İngiltere/ İngilizler ise bir defa düşünmek yetmez bin defa düşünmek gerekir.
Merhum 
Necmeddin Erbakan “Kim? ben mi Siyonizm’e hizmet ediyorum diye diye Siyonizm kendine hizmet ettirir de farkına varmaz hizmet edersin.” derdi.
Kim ne yapıyor?
Yapılan iş kimin işine yarayacak?
Düşünmek lazımdır.

İdrak, basiret, feraset, dikkat ve teyakkuz hâlinde olmalıyız. Oryantalizm Siyonizm’in manivelalarından sadece birisidir.
Siyonizm asırlara yayılmış birikim ve tecrübeye sahiptir.
Teklifimiz; sivil toplum örgütleri ve üniversitelerimiz, özellikle de ilahiyat fakültelerimiz, yarından tezi yok
ORYANTALİZM KONGRESİ düzenlemeli.

Toplum bilincine katkı vermelidir.

İslam topluluklarındaki ahlaki çöküş ve deizm, ateizm gibi dinsizlik akımlarının toplumu işgal etmesinin altında yatan nedenler ilmi olarak tesbit edilerek ortadan kaldırılmalıdır.

Vesselam.

Devamını Oku

Sayın Mahinur Özdemir Göktaş ve Sayın Ömer Bolat…

Sayın Mahinur Özdemir Göktaş ve Sayın Ömer Bolat…

Haksızlık Karşısında Susmak ve Yandaş Davranmak…

Fon vurgunu veya fon soygunu her ne derseniz deyin öyle böyle soygun değil!

Bu milletin sırtına insafsızca vurulmak istenen bir yük ve bir bakıma da “hırsızlıktır!”

Bu meseleyi bu şekilde ortaya koyduktan sonra, birkaç hususu ifade etmek isterim.

Bir… Öncelikle bu konuda partisine,  konumuna, kimliğine bakılmadan kimin ihmali ve kimin soygun/vurguna iştiraki varsa gözünün yaşına bakılmadan gereği yapılmalı ve bir daha böyle organizeleri kimsenin aklının ucundan geçiremeyeceği ders verilmelidir.

İki… Fon skandal soygununu fırsata çevirmek için toplumda dürüstlüğü ahlakı ve çalışkanlıkları ile tebarüz etmiş şahsiyetlere de iftira atılması bu kıymetli şahsiyetleri “tutmazsa izi kalır” mantığı ile yıpratmaya çalışmak da bir insan için “şahsiyetin rencide edilmesi” sebebi ile fon hırsızlığı kadar ahlaksızca bir durumdur.

Fon skandalı sonrası gerek iş adamları, gerek siyasetçiler arasından birtakım isimler zikredilmiştir.

Zikredilen isimlerden bazılarının ilgisiz insanlar olması hedef şaşırtmak, işi sulandırmaktan öteye gitmez!

Ancak bunların arasında çok değerli iki şahsiyet vardır ki, ismi ilk önce ortaya atılan çok değerli Ticaret Bakanımız Sayın Prof. Dr. Ömer Bolat beyefendi ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanımız Sayın Mahinur Özdemir Göktaş, hanımefendi olmuştur.

Öncelikle şunu ifade etmek isterim: Her iki değerli şahsiyetin kimsenin kefilliğine ihtiyaçları yoktur.

Ayrıca kendileri bu konuda çok açık olarak kamuoyunu bilgilendirmişlerdir.

Ancak kendilerini yakından tanıyan birisi olarak şahsen benim uğradıkları haksızlık karşısında susmamak gibi tamamen insani bir sorumluluğumun ve dostluğumuza ve yakinen tanımamıza binaen kendileri ile ilgili gerçeği ifade etme ihtiyacımız vardır.

Sayın Bakanımız Prof. Dr. Ömer Bolat’ı çok uzun zamandır tanırım.

Bakan olarak görevlendirildiğinde de ülkemize çok önemli ve başarılı hizmetleri olacağı inancımı kamuoyu ile paylaştım.

Bu inancımı doğrulayan başarılı çalışmalarına her gün yenisini ekleyerek sürdürmektedir.

Kendisinin gerçekten Müslüman Türk aile yapısının örnek davranışları ile ilgili bilgilerimi kendisini izni olmadan anlatmak istemem.

Ancak iftihar edilesi örnek bir “aile/evlat” ilişkisine sahiptir.

Sayın Aile Bakanımız Mahinur hanımefendiye gelince, kendilerini ve muhterem ailesini yakından tanırım.

Mahinur banımefendi ülkemizi dışarda ve içerde başarılı bir şekilde temsil etmiş, ülkemize hizmeti geçmiş bir hanımefendidir.

Muhterem babaları milli ve manevi değerleri önceleyen çok değerli bir anadolu insanıdır.

“Siyaset yapacağız” diyerek fırsat bu fırsat kurt dumanlı havayı sever misali ülkenin yetiştirdiği ve önemli hizmetler yapan insanları yıpratmak, morallerini bozmak ahlaklı bir insanın tevessül edeceği bir durum değildir.

Müfteri durumuna düşenlerin içine düştükleri çirkinlik karşısında sessiz kalmak da ahlaki zaafiyet olmakla, “haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” hükmüne muhatap olmak anlamına gelecektir.

Üçüncü husus ise, geçen hafta yazdığım: “Türkiye’de olmaz! Patagonya’da olur böyle işler…” başlıklı makalemde de ifade ettiğim gibi, sadece vatandaşlarımızın sofrasına  uzanılmamış, özellikle Sayın Cumhurbaşkanımız da bu olay karşısında maalesef bazı yakın çalışma arkadaşları tarafından “sınanmaya” sokulmuştur.

Sayın Cumhurbaşkanımız ve devletin ilgili kurumları başta İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı’nın da bu konuda hiç zaman kaybetmeden gereğini yapacaklarına inancımızı koruyoruz.
Bu haksızlıktan ülkemizi kurtarmalı hem de başta Sayın Cumhurbaşkanımızdan vatandaşlarımızın beklentilerini de yerine getirmelidirler.

Sayın Cumhurbaşkanımız fon skandalına katılanlar için “yolumuzu ayırır yolumuza devam ederiz” demiştir.

Sayın Cumhurbaşkanımızdan milletimizin beklentisi organize vurgunda adı geçenlerle sadece yollarını ayırması değildir.

Bu şahısların adalet önünde de hesap vermelerinin yolunu açmasıdır.

Aksi halde fon skandalı Türkiye’de maddi, manevi tahribat yapmaya devam edecektir.

Ayrıca çok açık olarak soruyorum: TBMM’de fon skandalı araştırma önergesi neden reddedilmiştir?

Bu konu muhalefetin iktidarı yıpratma atraksiyonu gerekçesi ile reddedilmesi doğrusu tatminkar bir yaklaşım değildir.

Fon soygunu yapılan açıklamalara göre; milletimizin, devletimizin sırtına yüklenen çok ağır ve haksız bir yüktür.

Her ne kadar fon zararının devlet bütçesinden karşılanmayacağı açıklanmış olsa da milletin cebi devletin cebi, devletin cebi milletin cebidir!

Hasılı yapılan soygun sadece fon mağdurlarını değil her vatandaşı ilgilendiren bir soygundur.

Onun için araştırma önermesinin TBMM’de reddedilmesi sade vatandaşlar için anlaşılır ve izah edilebilir bir gelişme olmamıştır.

Hiç zaman kaybedilmeden fırsatçılara kapı aralayan uygulamalara da derhal son verilmelidir.

Türkiye bu yükü maddi manevi taşıyamaz!

Ülkemiz bu karanlık çirkin soygun operasyonundan kurtarılmalıdır.

Yapanın yaptığı yanına kalmamalı, hak yerini bulmalıdır.

Vesselam.

Devamını Oku

Türkiye’de olmaz! Patagonya’da olur böyle işler…

Türkiye’de olmaz! Patagonya’da olur böyle işler…

Burası Patagonya, olur böyle şeyler…

Sanırsınız ki Türkiye…

Meğer ne çok benzer yanımız varmış!

Zübükler cennetinde işler ne ara bu hale geldi?

Patagonya’da olanlar nerede ise bazı konularda bire bir Türkiye’de olanlara benziyor.

Neyse ki, bazı işler Patagonya’da olmuş Türkiye’deki işlere benzemiyor!

Patagonya’da vatandaşlar adamı, “adam” diye gözlerinin nuru şehirlerine belediye başkanı seçiyorlar, rüşvetten yolsuzluktan içerde.

Hakim soruyor: “Onlarca milyar lirayı ne yaptın?”

Adam, sanılan arsız “hırsız” cevap veriyor: “Susma hakkımı kullanıyorum bu konuda cevap vermeyeceğim!” Yandaşlar ve yandaş medyada haber şöyle; “hakim, “adam sanılanın“ şiir okumasına izin vermedi!”

Duruşmadan çıkardıkları sonuç bu!

Öte yandan “adam(!)” yapılanlar  borsa da tüyü bitmemişlerin milyarlarını cebe indiriyor!

Birtakım yandaşların yorumu; ”dış güçler/İsrail, Patagonya’da hükümeti yıkmak istiyor!”

Yahu Patagonyalılar siz ne yer ne içersiniz!

Ulan sağcısı ile solcusu ile bazılarınızın ağzından pis kokular geliyor.

Pis kokular binlerce kilometre ötede Türkiye’de hissediliyor(!)

Türkiye’ye kötü örnek oluyorsunuz! Ayıptır yahu!

Ulan oğlum! Kendinizi çok akıllı, Patagonya vatandaşlarını keriz mi sanıyorsunuz?!

Siz adam olmayacaksınız da!…

Olan vatandaşa oluyor!

Ulan oğlum! Her iki hırsız her iki şerefsiz de Patagonyalıların ekmeğini aşını çalıyor!…

Öte yandan “Siyasi illizyon’a” yeltenen Patagonyalı siyasetçilere gelince…

Eğer hırsızlar bizim mahalleden diye korursanız Allah sizi de bildiği gibi yapsın!

Yeter ulan yeter!

Patagonyalı çocukların ekmeğini aşını çalıyorsunuz!

Çaldıklarınız da soyduklarınız da yeter!

Dış güçler masalını utanmadan nasıl ağzınıza alıyorsunuz!

Utanmaz hırsızlar!

Allah sizi bildiği gibi yapsın!

Öte yandan nasılsanız öyle idare edilirsiniz.

Peki Patagonyalılar ne yapsın?

Bilmiyorum…

İnanın bilmiyorum.

Şöyle desem olmuyor böyle desem olmuyor!

Artık Patagonyalılar aralarında bir çözüm bulmalı ama değil mi?

Patagonya’da da adamlar bir partiden seçiliyor hoop başka partiye!

Aynı Türkiye sanki!

Yahu sizi seçenlere hiç mi saygınız yok? Patagonya’da sanırım seçmen size şöyle saydırıyor: “Boludo, La concha de la, Andate a la mierra“ saydırırlar da saydırırlar.

Bizde ise, kendi mahallesinde olanlar görülmez, karşı mahalle görülür.

Ve sonuç işte böyle olur.

Yapanın yanına kalır veee.. iş dış güçlere bağlanır!

Yerseniz!

On gün önce başka partideyken etmediği hakaret, aşağılama kalmamış birileri parti değiştirince hooop en tepeye!

Sanki Türkiye oldu Patagonya…

Her şey aynı nerede ise!

Yahu sizin partide onca yıl emek verenin hakkı hukuku ne olacak?

Patagonyalılara ben nasıl çözüm önereyim?

Yargılanmaktan, sorgulanmaktan kurtuluş yolunu bulmuş “zübükler”den ne bekleyelim de ne tavsiye edelim.

Olsa olsa şunu diyebiliriz:

“Ulan Patagonyalıları keriz yerine koymayın. Kimin şerefsizlik yapıp yapmadığını Patagonya vatandaşları görüyor!” Görüyor görmesine de bizim vatandaşlar gibi onların da yapacak bir şeyleri de yok maalesef!

Payagonya ne yapar bilemeyiz ama Türkiye’de seçilmişlerin parti değiştirmeleri yasaklanmalı.

Burası Patagonya!…

Sanırsın ki Türkiye!….

Bu kadar mı benzerlik olur arkadaş?!

Sahi siz de merak ediyor musunuz?! Devlete, millete ait arazilerin/ ormanların işgali ile elde edilen yerler de gene devletin bankalarından aldıkları kredilerle otel tesis vb. benzer işler yaparak “çayın taşı ile çayın kuşunu vurma” işleri Patagonya’da da yapılıyor mu acaba?

Mesala imar işleri ile bir gecede orada da köşe dönülüyor mu?

Merak bu ya!…

Meğerse; utanmaz, sıkılmaz hırsız her yerde aynı.

Patagonya da tuz kokmuş!

Türkiye’ye gelecek olursak!

Fon hırsızlığının yüz milyar doları aştığını iddia edenler var!

İş çok ciddi, öyle böyle değil Türkiye adeta soyulmuş!

Bu konuda ihmali olanlar, soyanlar, soyduranlar adalete hesap vermeli,  milletten çaldıkları misli ile millete devlete iade edilmelidir.

Türkiye’de makamını, mevkiini siyasi konumunu şahsi emelleri için kullanan “cibilliyetsiz hırsız arsızların” şerrinden korusun!

Ne yapılmalı?…

Halkın beklentisi nedir?…

Türkiye, fon soygununa karışmış siyasetçilere gerekeni yapacak gibi görünüyor.

Yapmalıdır, milletten çaldıklarını tekrar millete iade etmeliler.

Terörsüz Türkiye yolunda yürüyen Türkiye usulsüz işlerin de önüne geçmeli, yasal düzenlemeleri de hiç zaman kaybetmeden yapmalıdır. Yapanın yanına kalmamalıdır.

Sayın Cumhurbaşkanımız büyük “sınama” içine sokulmuştur, milletin gözü/kulağı Sayın Cumhurbaşkanımızın üzerindedir.

Konuşmalarını ne oranda gerçekleştirebilecektir?

Kendi partisine mensup parti üst yönetiminde bulunmuş ve gene birlikte hükümette görev almışların fon işine bulaşmış olanların kendileri ve yakınları ile ilgili neler yapılacaktır?

Milletten aldıkları ellerinden alınmalıdır.

Asla çifte standart uygulanmamalıdır.“Organize” içine girmiş olanlar mevkiine, makamına, konumuna bakılmadan hukuk nezdinde gereken karşılığı görmelidirler.

Bu sınav sadece devletin sisteminin sınanması ile sınırlı olmayıp Sayın Cumhurbaşkanımız da yakın çalışma arkadaşlarından bazılarının yaptıkları sebebi ile vatandaş nezdinde sınanmaya tabi tutulmuştur.

Milletin beklentisi “Temiz Eller Operasyonudur.”

Vesselam.

Devamını Oku