21 Eylül 2026 Pazartesi
AK Partili Külünk’ten fon vurgununa sert çıkış: Bu ağır tablonun hesabını nasıl verecekler?
Erbakan’ın oğlu olmak yetmez
Şimdi bunların yaptıkları yanlarına kar mı kalacak?
Osmanlı arşivinde, Kudüs, adalet!
Sayın cumhurbaşkanımıza ve Sayın Adalet bakanımıza açık arzımızdır.
50 yaşından sonra kadın görünmez olmamalı
Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Adalet Bakanımız;
Gösterdiğiniz irade ve gayret neticesinde dosyası kapatılmış, hasır altı edilmiş ve hatta “dokunulmaz” hale sokulmuş dava dosyalarını açılması, gecikmiş adaleti sağlamak olduğu gibi, aziz milletimiz nezdinde de devletimizin “adil hukuk devleti” olarak yeniden neşvünema bulması yolunda atılan adımlar olarak görmekteyim.
Yol uzun ve çetrefillidir!
Sayın Cumhurbaşkanım;
Zatıalinizle Milli Türk Talebe Birliği’nde başlayan birlikteliğimiz elli yıllık bir geçmişe sahiptir.
Şahsım olarak, 1974-1975 eğitim öğretim döneminde Tokat MTTB Teşkilat Başkanlığı yaptım.
Aynı tarihlerde siz de MTTB genel merkezinde görev yapıyordunuz ve birlikte çalıştığımız tarihten itibaren tanışırız ve zatıalinizi sevgim ve saygım bakidir.
Sayın Cumhurbaşkanım;
Arzım 12 Eylül Askeri Darbesi yaşadıklarımla ilgilidir.
Dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter’ın “Bizim çocuklar Türkiye’de yönetime müdahale etti” diyerek 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi kimlerin yaptığını çok açık ve tartışmasız bir şekilde gün yüzüne çıkarmıştır.
12 Eylül darbesini yapan işbirlikçilerin yargılandığı davada müşteki sıfatı ile müdahil oldum.
Dava suçlu tarafların ölümleri sebebi ile maalesef akim kalmış olmasına rağmen darbecilerin yargılanmaları büyük cesaret ve gelişme olarak tarihteki yerini almıştır.
Ayrıca; TBMM tarafından kurulan Meclis Araştırma Komisyonu’nada davet edildim ve askeri müdahaleye dair bilgiler sundum.
Meclis Araştırma Komisyonu tarafından Kasım 2012 yılında yayınlanan ve iki cilt halinde kitaplaştırılan raporda bizzat şahsıma atıfta bulunulmuştur.
Daha sonra gene TBMM tarafından yayınlanan “Demokrasiye Kara Bir Leke” ve gene “Milli İradeye ve Demokrasiye İlk Darbe 27 Mayıs 1960” iki cilt halinde kitaplaştırılarak yayınlanan raporlarda da şahsımın açıklamalarına yer verilmiş bulunulmaktadır.
Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Adalet Bakanımız;
12 Eylül Askeri Darbesi yapıldığı sırada Türkiye’de “İslamcı” gençlik olarak tasnif edilen “Akıncılar” teşkilatında yöneticilik yaptım.
Akıncı Gençler Derneği kuruculuğu ve yöneticiliği yanında, Akıncı Sporcular Derneği Genel Başkanlığı yaptığım sırada askeri müdahalede bulunuldu ve ben de binlerce Türk genci gibi eğitimim yarıda kesilerek tutuklandım ve askeri mahkemelerde yargılandım.
Yargılanma süreci başlamadan önce, Ankara Mamak Askeri Garnizonu’nda bir binanın bodrum katında oluşturulan ve bir metre kare dahi olmayan zifiri karanlık hücrede insan pisliklerinin içinde esaret altında kaldım.
Kırk günlük gözetimim sırasında “sen ölmüyorsun” denilerek onaltı defa sorguya alındım.
Sorgulamanın genellikle dört defa uygulanmakta olduğunu daha sonra tutukluluğum sırasında öğrendim.
Sorgu dedimse savcıların ya da görevlilerin karşı karşıya olduğu sorgudan bahsetmiyorum.
Her sorguya götürülmeden önce: “Allah’ım emanetini al artık dayanamıyorum!” diye Allah’a yalvardığım, işkence bitince de hücreme tıkılınca secde edecek yer olmadığı için karşımdaki duvara secde edip, yaşadığım için “Allah’ıma şükrettiğim” ve ertesi gün gene “emanetini al!” diye yalvardığım ve onaltı defa uygulanan sorgulamamdan bahsediyorum.
Elbette gerek sizlerin, gerekse kamu oyunun merak edeceği şey ise bu süreçte bana ne sorulduğu ve ne ile suçlandığım olacaktır.
Sıkıyönetim savcılığı tarafından Akıncılar hakkında açılan davada iddia makamı, “Şeriat Devleti Kurmak İçin Silahlı Cemiyet Kurmak” ve “silahlı eğitim kampları düzenlemek” iddiasında bulunmuş ve silahlı kampların sorumlusu olarak sorgulanıyordum.
Sorgularımda teşkilat yapısı ile ilgili süreç çok kısa sürmüştür.
Akıncılar Teşkilatı’nın açıklamakta zorlanacağı yüzünü yere eğeceği bir durum olmamıştır.
Benim sorgularımın uzun ve insanlık dışı olmasına gelince; benden “silahlı kampların sorumlusu” olarak sadece şu cümleyi yazmamı istediler: ”Akıncı Sporcular Teşkilatı tarafından tertip edilen SİLAHLI KAMPLARIN emrini Necmettin Erbakan verdi kampın parasını da MSP verdi” diyeceksin!
Oysa ne silahlı kamp ve ne de emrini Erbakan’ın verdiği ve finansmanının da MSP tarafından sağlandığı doğru değildi.
Gerçekleştirdiğimiz anadolunun dört bir yanından gelen gençlerle yaptığımız spor kampıydı.
Bu ifadeyi benden almak istemelerinin sebebi ise; Akıncılar davası ile MSP davasını birleştirmek ve ben ve üç arkadaşımın olduğu gibi Merhum Necmeddin Erbakan’ı da idamla yargılamak veya belki de ömür boyu cezaya çarptırmaktı.
Bunu da açık açık bana gözüm bağlı olarak yapılan sorgularımda ifade ediyorlardı, “Erbakan’da idam edilecek niye direniyorsun!” diyorlardı.
Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Adalet Bakanımız;
Size müracaatımın nedenini çok kısa olarak arzetmiş bulunuyorum.
Yazmış bulunduğum “Mamak Zindanlarında Bir Akıncı Tarihe Notlar” kitabımda mevcuttur.
Ayrıca halen hayatta olan ve Mamak mahkemelerinde savunmamızı yapan çok değerli ağabeyimiz TBMM Başkan Vekilliği de yapmış olan Av. Yasin Hatipoğlu’nun da bilgilerine başvurulabilir.
12 Eylül 1980 yılında Mamak Askeri Ceza ve Tutukevi’nde başsavcı Albay Nurettin Soyer ve savcı Yüzbaşı Enis Karakış görev yapmakta idi.
Benim hücreye atılma ve orada işkence emrimi Savcı Yüzbaşı Enis Karakış vermiştir.
Bu konuyu 1’nolu Askeri Mahkeme’deki yargılanmam sırasında ifademde de belirttim.
Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Adalet Bakanımız;
Mamak Askeri Ceza ve Tutukevi’nde binlerce Türk genci işkence görmüş, kimisi hayatını kaybetmiş, kimisi sağlığını, kimisi eğitimini yarıda bırakmıştır.
Bir dönemin gençleri adeta kıyılıp geçirilmiştir.
Sizlerden talebim, arzım;
Bana ve benim gibi binlerce gencimize işkence yapanların tesbiti ile gerekli cezanın verilmesidir.
Şahsım maddi hiçbir talebim yoktur.
Bana yaşatılanların bu dünyada karşılığı verilemez!
Karşılığını yüce Allah’ımızdan beklemekteyim.
Aksi halde bırakın şahsımın yaşadıklarını, merhum annemin tutuklandığımı öğrendiğinde yere yığılıp sekiz ay yatalak kaldığının karşılığı bu dünyada olabilir mi?
Ve gene o sırada avukatımız olan çok değerli ağabeyim Yasin Hatipoğlu ağabeyimin gözleri önünde cereyan eden ve bana yıllar sonra bizzat anlattığı (merhum) annemin tutuklandığımı öğrenmesinden sekiz ay sonra beni ziyarete geldiği ve iki-üç dakika süren ziyaret sonunda benim ziyaret mahallini terkettiğimden sonra bayılarak yere düştüğü, o sırada yanında bulunan dört yaşlarındaki kardeşim korkudan donup kaldığının dünyada bedeli olabilir mi?
Sayın Cumhurbaşkanım ve Sayın Adalet Bakanım;
Zatı devletlerinizden ve devletimizden talebimiz işkencecilerin adalet önüne çıkarılmasıdır.
Yapanın yanına kar kalmamasıdır.
Saygıyla arz ederim.
Halis Özdemir.
Devamını Oku
Türkiye ve Türk milleti her on yılda bir askeri/sivil vesayet müdahalesi yaşamış, yürüyüşü durdurulmak istenmiş bir devlet ve bir millettir.
1960 askeri darbesi…
1972 askeri muhtıra…
1980 askeri darbe…
Ve Bin yıl sürecek dedikleri
28 Şubat (1997) darbesi…
12 Eylül askeri müdahalesinin yıl dönümündeyiz.
12 Eylül’ü bugün anlatmak çok zor!
12 Eylül süreci ve 12 Eylül de yaşanılanlar akıl almaz şeyler olması anlatılmasını, anlaşılmasını zorlaştırmaktadır.
Akıl dışı insanlık dışı işler yaşanmış, tarihe kara leke olarak geçen bir dönemdir.
12 Eylül’ü bir bakıma sonuçları ve etkileri bakımından her kişi aslında yaşamış demektir.
Ancak bir de bizzat şahsım gibi 12 Eylül’e muhatap olmuş, 12 Eylül zindanlarında işkence evlerinde ölüm kalım yaşamışlar da var elbette.
ABD nin o dönem başkanı Jimy Carter’ın “Bizim çocuklar Türkiye de yönetime el koydu” diyerek aslında darbelerin arkasında kimlerin ve hangi işbirlikçilen olduğunun ifşa edildiği 12 Eylül askeri darbesisi bir bakıma özeti sayılabilecek olan özet bilgileri, “Mamak Zindanlarında Bir Akıncı Tarihe Notlar” kitabımdan arz ediyorum…
“Bundan sonra herkes kendi başının çaresine bakacak ve artık ülkede ihtilalcilerin “emir komuta zinciri içinde” hükmü geçecekti.
İhtilalciler önlerine “Ülkeyi yeniden demok-ratikleştirme” hedefini koymuş olmalarına rağmen, 12 Eylül 1980 sabahından itibaren başlayan ve uzun yıllar varlığını sürdüren yönetimin etkileri bugün bile devam etmektedir.
İhtilalle birlikte her şey alt üst olmuş, her şey yerinden oynamış, her şey bir pamuk ipliği ile hayata tutunur olmuştu.
O Cuma günü sabahından başlamak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi kapatıldı, anayasa iptal edildi, siyasi partilerin kapılarına kilit vuruldu.
-650 bin kişi gözaltına alındı.
-1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
-Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
-7 bin kişi için idam cezası istendi.
-517 kişiye idam cezası verildi, bunlardan 50’si asıldı.
-İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis’e gönderildi.
-71 bin kişi TCK’nın 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.
-98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı.
-388 bin kişiye pasaport verilmedi.
-30 bin kişi “sakıncalı” olduğu için işinden atıldı.
-14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.
-30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurt dışına gitmek zorunda kaldı.
-300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
-171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi.
-937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı.
-23 bin 677 derne-gin faaliyeti durduruldu.
-3 bin 854 öğretmen, üniversite de görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.
-400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.
-Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
-31 gazeteci cezaevine girdi.
-300 gazeteci saldırıya uğradı.
-39 ton gazete ve dergi imha edildi. Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.
-144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
-14 kişi aç-Iınk grevinde öldü.
-16 kişi kaçarken vuruldu.
-95 kişi çatışma öldü.
-73 kişiye doğal ölüm raporu verildi.
-43 kişinin intihar ettiği bildirildi.”(sahife 368)
“Mamak Zindanlarında Bir Akıncı Tarihe Notlar” kitabımdan birkaç şiirle “Mamak” ne demek anlatmaya çalışacağım!
1980 “Mamak Zindanlarında Bir Akıncı” Kitabımdan
1/Yüzlerine Bakıyorum
Yüzlerine bakıyorum
Ürküyorum
O da ne
Kendimi görüyorum
Duvardaki taşta
Kendimi görüyorum
Sıkılmış hayalimde
Çaresizliğin
Bir hortlağın çığlığında
Çığlık çığlık atmak istiyorum
Dost yüzünü
Nur yüzünü
Mahşeri bir kalabalıkta
Peygamber yüzünü
Güller açsın
Solmasın
Tükenmesin umut hele sevda
Vatan millet bayrak
Ve iman
Bitmesin yolculuğum
Yüzüne bakmak istiyorum
Nur yüzüne
Alemler yaratılmıştı ya
Hürmetine
Aç kollarını geleyim
Hürriyeti
Kollarında bulayım!
1981
2/Bir Çığlık Duymuştuk
Bir çığlık duymuştuk
O gün
Her gün duymuştuk!
Her gün başka
O gün başkaydı
“Yavrum”
“Kızım”
“Canım”
“Yapmayın”
Diyordu yankısı gökyüzünden
Hüznü yüreklerden
Duyularak
Oysa o nun ziyaretçisi gelmişti
Çocuklar gibi şendi
Çocukları eşi
Can yoldaşı
Parmaklıkların arkasında
Gönülleri yanındaydı
Kızı dayanamamış
Daha onaltısında
“Baba, baba” demişti
Oysa yasaktır orada
Baba.
Kızım sus
Deyivermiş baba
Geç kalmış
Kızı sırtına “cop” yemiş
Çığlık çığlığa
Heyhat
“Öleydim de görmeyeydim”
Ve bir sedyelik
İki bacak iki kol
Atmışlar koğuşun ortasına
Artık çığlık yok
Artık çığlık yok
3/Hücrem
Hücremin duvarları
Sağdan beş soldan altı karış
“Çilehane” ile sanki yarış
Hücrem benim ana kucağım
Sana dargın kalmayacağım
Hücrem sar beni
Ben ölümden geliyorum
Hücrem seni seviyorum
Hücrem daracık
Dualarım Allah’a açık
Yakarırım rabbime vuslat için
Hem ne yakarış
Gözlerimin yaşı ‘içime’
Derler ya
Benim kalbime akmış.
4/Yıldızları sayıyorum
Yıldızları sayıyorum
Yıldızlar kayıyor
Tutamıyorum
Yıldızları sayıyorum
Uzanarak
Yıldızlar kayıyor
Tutamıyorum
Yıldızları sayıyorum
Taş duvara yaslayıp başımı
Sağdan kayıyor
Soldan kayıyor
Tutamıyorum
Yıldızlar kayıyor kahramanca
Onyedisinde belki yirmisinde
Yıldızları tutamıyorum
Yıldızları rahmetle anıyorum
5/Hücremin Demir Kapısı
Hücremin demir kapısı gıcırdıyor
Hücrem beni
İçeri buyur ediyor
Sanki ana kucağı
Ya da baba ocağı
Bugün de yaşıyorum
Alnımı taş duvara
Dayayıp
Şükrediyorum
Yaşadığımı
Secde de
Hissediyorum
Ruhum ıstırap içinde
Acılarımı hissetmiyorum
Bugün de yaşıyorum
Şükrediyorum
Hücrem benim
Anakucağım
Sana dargın
Kalmayacağım
Hücrem sar beni
Ben ölümden geliyorum
Hücrem seni seviyorum
Hücrem daracık
Dualarım
Allah’a açık!
6/Sorguya Alınıyorum
Sorguya alınıyorum
Allah’ım artık dayanamıyorum
Al emanetini diye
Yalvarıyorum
Sorguya alınıyorum
Başkaları üşüyor, donuyor
Ben yanıyor, kavruluyorum
Sorguya alınıyorum
Kimsesiz ve yalnız
Ve yalnız Rabbim’e yalvarıyorum
Artık dayanamıyorum
Sorguya alınıyorum
Sanki beni anlayan mı var!
Sanmıyorum
Heyhat!
Vatanımda
Dayanılmaz acılar yaşıyorum
7/Yaşıyorum
Sorgudan geliyorum
Yürüyemiyorum
Kollarıma girmiş iki asker
Taşınıyorum
Demek hala yaşıyorum
Sorgudan geliyorum
Yaşıyorum
Sevinsem mi
Üzülsem mi
Bilmiyorum şükrediyorum
Demir kapı gıcırdıyor
Hücrem beni
İçeri buyur ediyor
Sanki ana kucağı
Sanki baba ocağı
Bugün de yaşıyorum
Şükrediyorum
Yaşadığımı
Secde de hissediyorum
Ruhum ıstırap içinde
Acılarımı hissetmiyorum
Bugün de yaşıyorum
Şükrediyorum
8/Bugün Sessizlik Var
Bugün sessizlik var
Mahzun bekleyiş
Umutsuz nefes
Umutsuz bakış
Parmaklılar ardından
Canhıraş yakarış
Kim bilir sessizlik gerekir
Sessizlik huşu ile
Masmavi gök yüzüne bakarak
Yüreğini açıp
Solgun yüzüyle
Sevdasına bakarak
Ben kimim?
Beni bu sevdadan
Kim kurtaracak
9/Dumanlar
Dumanlar
Dumanlara karışıyor
Çek bir nefes
Yüreğimiz midir yanan
Aman Allah’ım aman
Mustafa’ya bak
Ondokuzuna
Hasan şöyle böyle
Yirmisine
Halis yeni girmiş
Yirmi birine
Ne de toylar
Solcu,
Ülkücü,
İslamcı olmuşlar
Masmavi gökyüzünü
Seyre dalmışlar
Dumanlar
Dumanlar sarmış
Dört bir yanımı
Yanan yürek mi
Hayal mi
Umut mu
Çek bir nefes sigaranı
Gök demir
Yer demir olmuş
Sarmış benliğimi
Yanan ben miyim,
Sigaram mı?
Duman
Zifiri karanlığında
Boğdun beni
Bir kerecik sor
Bir kerecik
Sar beni bir yar
Bir ana gibi.
10/ Parmaklıklar
Demir parmaklıklar
Bırakın beni
Gitmek istiyorum
Duvarlar
Taş duvarlar
Çekilin aradan
Uçmak istiyorum
Kapılar
Demir kapılar
Açılın artık
Dayanamıyorum
Yatağım
Ve yorganım
Artık
Güzel rüyalar
Görmek istiyorum
11/Ne Hülyalara Şahitlik Etti
Ne hülyalara şahitlik etti
Şu bizim koğuş
Ne rüyalara şahitlik etti
Bu yatak
Voltada vursam
Postallarımı
Tak tak
Arasam dostları
Kollarımı sonuna kadar
Açarak
Dostlarım, ah dostlarım
Mektuplarıma
Selamlarıma
Cevap vermeyen dostlarım
Mahşerdeyim de
Bilmeyen ben miyim
Ah dostlarım
Bir selam verin
Bir merhaba deyin
Dostlara selam olsun.
Vesselam.
Devamını Oku
Çok Şiddetle Kınıyorlar Değil mi(!)?
Kınıyorlar!
Dünyada pek çok ülke kınıyor, halkı müslüman olan ve yöneticilerinin ne idiğü belli olamayan Mısır gibi ülkeler de şiddetle kınıyorlar.
Bazı Avrupa ülkeleri içinde de kınayanlar var elbette.
Öyle böyle değil!
Her kınamadan sonra soykırımcı katil Netanyahu başta olmak üzere İsrail’in katil yöneticileri kahvelerini titreyerek yudumladıklarına dair haberler de sızmıyor değil yani(!)?
“İslam dünyası” diye tarif edilen devletler var ya hiçbirisi taşın altına ellerini koymadıkları gibi “Türkiye, İsrail’e savaş açsın” diye bekliyorlar.
İsrail, Türk ve Müslüman dünyasının gerekirse savaşı göze alabildiği kanaatinde olsaydı ne bu denli pervasız davranabilir, ne de iki milyarlık islam dünyasını yok sayabilir miydi!
Yok saydı ve kimseyi takmadı! Takmıyor!
Kaçınılmaz gerçek ise, Türkiye’nin İsrail’le karşı karşıya gelmesi gibi görünüyor!
Kınamaya devam!
Filistin Gazze’de yaşanan katliamlara, soykırımlara o kadar alışıldı ki, Gazze’de çadırlarda barakalarda aç biilaç çaresizlik içinde hayatta kalmaya çalışan Gazzeli müslümanların başlarında patlayan bombalar sanki Amerikan filmi gibi.
Vatandaşlar olarak bizler de oh ne ala vazifemizi yapmış olmanın huzurunu yaşıyor gibiyiz!
Bir ara Gazze için yardım toplayan derneklere de üç beş kuruş vermemiş miydik?
İnsanlık vazifemizi de yapmamış mıydık?
Eee, ülkemizde ilgililer de “şiddetle” kınamıyorlar mı?
Daha ne yapalım kardeşim(!)
Kahveniz nasıl olsun?
Kahve ikramı için eskiden “kahveniz nasıl olsun? Sade, orta, şekerli diye tercih belirtilirdi.
Şimdilerde “latte“ midir nedir birşeyler şöyleniyor.
Menşei İsrail olanlar da tercih ediliyor tabiatıyla.
Anlayacağınız kırk yıl hatırı olan kahve de sırra kadem bastı.
Hem de en İsraillisi dünyayı sarıp sarmaladı.
Doğu Türkistan’da da durum aynı.
Doğu Türkistan müslümanlarına soykırım yapan komünist dinsiz Çin malları bütün dünyada olduğu gibi ülkemizi de sarmış durumda değil mi?
Hem de bazı ürünlerle ilgili batılı kaynaklara göre köle olarak çalıştırılan Uygur kardeşlerimizin emekleri paraya çevrilmiyor mu?
Neresinden tutacağımızı şaşırdık!?
Sokaklar çıplaklar kampına döndü!
Bazı mahalleler, okul sokakları uyuşturucu ve çetelerin kontrolünde olduğundan sıkça söz edilir oldu.
İsraf, adam kayırmacılık normalleşti.
Az gelirli, emekli perişan!
Bizler bu dünyada fazla mıyız neyiz?
Böyle sözlerle kahve keyfinizi kaçırıyorsak kusura bakmayın!
Bizi idare edin!
Şunun şurasında ne kaldı ömür dediğiniz ne ki?
Değil mi!
Bir işe yarar mı bilmem ama ben de “en şiddetle kınayan”ları en şiddetle kınıyorum.
Kınamakla kalmıyor Allah’a havale ediyorum.
Filistin Gazze’ye bomba yağdıran uçakların yakıtı “can“ Azerbeycan’dan!
Olacak şey değil!
En şiddetlisinden kınıyorum!
Kınama işe yarıyorsa belki benim kınamam da işe yarar kim bilir!
Yazıklar olsun!
Türk devletlerinden kaç tanesi İbrahim anlaşmalarına imza attı? Kaç müslüman ülke İbrahim anlaşmalarına imza attı?
Allah adili mutlaktır!
Hesabını vermeyeceğinizi sanıyorsanız büyük gaflet içindesiniz!
Hesabını vereceksiniz!
Hem de “en şiddetlisinden!”
Gazze’de açlık ve susuzluk son safhadayken, hayati ihtiyaçlara ulaşamazlarken bedevi sonradan görmelerin sofralarındaki yemekler insan boyuna ulaşıyor!
Sizi gidi görgüsüz doyumsuzlar!
En pahalı jiplerini “rafting yapıyoruz” diyerek çöllerin kumlarına buluyorlar!
Sonradan görme görgüsüzlükte zor zanaat olmalı!
Yazık çok yazık!
Filistin Gazze’de olaylar başladığında “İsrail Gazze’ye saldıramayacak” demiştim de İsrail Gazze’ye girince bazı okuyucularım “hani İsrail Gazze’ye giremez” demiştiniz ne oldu? diye sormuşlardı.
Evet, gerçekten İsrail’in Gazze’ye giremeyeceğini düşünmüştüm.
Böyle düşünmemin sebebi ise; Arap ülkeleri her ne kadar Filistin’i destekler gibi yapıyorlarsa da Gazze’ye saldırı konusunda İsrail’i cesaretlendirecek kadar hainlik içinde olacaklarını en azından kendi halklarının tepkisini almamak için yapmayacaklarını düşünmüştüm.
Ayrıca İsrail’in, gerek Türkiye’nin, gerekse Türk ve halkı müslüman ülkelerin tepkisinden çekineceğini düşünmüştüm.
Oysa iş tam tersi imiş!
Katil İsrail’le ve İsrail’in ağa babaları ile kol kola girmeyenin kalmamış olduğunu, işin buralara gelebileceğini yani ihanetin boyutunu ön göremedim!
Üzgünüm!
İki milyar nüfusa sahip olacaksın, dünyanın enerji, maden ve coğrafi öneme haiz kaynaklara sahip olacaksın “katillerle kol kola” yaşayacaksın!
Adına “Arap Birliği Teşkilatı” deyip 22 ülke bir araya geleceksiniz. Sizi gidiler sizi!
Mangalda kül bırakmadan!
Arakan’a, Doğu Türkistan’a, Filistin Gazze’ye
Allah yardım etsin!
Vesselam.
Devamını Oku
Adalet, Liyakat ve Ömer Olabilmek!
Bir ülke de bir belde de adalet en sade vatandaşın kendisini emniyette hissettiği, devletin şefkatini, adaletini, yüreğinde duyduğu huzur ve güvenle yaşadığı, güçlünün zayıfı ezmediği, adalet kurumunun zengin fakir gözetmediği “benim adamım, benim partimden” denmediği, hele rüşvetin akıllara gelmediği bir olgunun adıdır adalet!
Adalet; içinde insanın kaybolduğu, içine girdiğinde heybetinden içinin ürperdiği koca koca binalar demek değildir.
Adalet Bakanımız Sayın Akın Gürlek’in kapanmış dosyaların bazılarını tekrar açması vatandaş üzerinde sarsılmış adalet duygusunu ve adalete olan güveni sağlama yolunda çok önemli gelişmelerdir.
Adalete olan güven yolunda bir umut olmuştur.
Umudumuzu ve beklentimizi koruyoruz inşallah aziz milletimize, tarihimize, kültürümüze, inancımıza uygun bir adalet ortamı oluşacaktır.
Maalesef toplumda adalete güvenin çok zayıfladığı görülmektedir.
Bunun sebeplerinden birisi adaletin geç sonuçlanmasıdır.
Adalet konusunda bir takım düzenlemeler yapılmakla birlikte daha yürünecek çok yolumuz var gibi.
Ama olacak.
Bir ülke de adalete güven tam ve eşit olarak sağlanmalıdır.
Toplumda, “adaletin kestiği parmak acımaz” inancı tekrar hayata geçmelidir.
Kendi içinde arınma, silkinme yaşanmalı, varsa çürük yumurtalar temizlenmeli, adalet kurumuna gölge düşürmelerine fırsat verilmemelidir.
Toplumda adalete ve devlete güven hakettiği seviyeye gelmelidir.
Devletlerin ayakta kalmalarının hayatiyetlerini sürdürmelerinin en önemli kriteri “adalete güven”dir ve adaletin tesisidir.
Ben adalete güveniyorum.
İçişleri Bakanımız Sayın Mustafa Çifçi de asayiş konusunda milletin umudunu tekrar yeşertmiştir.
Türkiye’de sokak çeteleri nasıl olabilir?
Müslüman bir toplumda uyuşturucudan, gasptan söz edilebilir mi?
Bazı semtlerde esnafın sokak çetelerine haraç vermek zorunda kaldığından söz edilmektedir!
Bu ne menem iştir böyle?!
Bizler, evlerinin kapısı kilitlenmeden sadece evde olunmadığı zamanlarda evin bahçe kapısına “zerze” denilen bir çengelin takılmasından ibaret bir ortamda büyüdük.
Esnaflarımız, namaza gittiklerinde dükkanlarının kapısını kilitlemez öylece bırakırlardı.
Güven huzur ortamı işte budur.
Yoksa çelik kapılar, kameralar, tuzaklar değildir!
Ne günlere kaldık!
İşi sağa sola ihale etmeye gerek yok, çete mensuplarının yaş ortalaması yirmi!
Kimse topu taca atmasın!
Organize çeteler ve uyuşturucu kullanımından bahsediyoruz…!
İşin şakaya gelir yanı yok!
Gelelim liyakat meselesine…
Hiçbir partiyi ayırmadan söylüyorum.
Ey yöneticiler!
Maiyetinizde göreve getirdiğiniz şahıslarda “liyakat” mi arıyorsunuz yoksa partinize “sadakat” mi?
Unutmayınız ki, liyakatin olmadığı yerde “Ömer” olmaz!
Ömer olur olmasına da “Turist Ömer” olur!
O da işte böyle sonuçlar verir.
Mesela ihale verirken kriterleriniz nedir?
Adam kayırmacılık yapıyor musunuz?
Yapıyorsanız vay halinize!
İnançlı toplum aramak veya inançlı bir toplum inşa etmek önce kendisinin inançlı olması ile mümkün olacaktır.
İnançlı olmak; namaz kılmak, hacca gitmekle sınırlı değildir.
İnançlı olmak; dürüst, namuslu, emin, güzel ahlaklı, adil, işinin ehli olmakla olur.
Kendisini dev aynasında görmekle değil!
Uyuşturucu türevleri ile birlikte ortaokullar da kadar sirayet etmiş olduğundan söz edilmektedir.
Bu gidiş nereyedir!
Sayın İçişleri bakanımız ve Sayın Adalet bakanımızı “temiz toplum, adil, güvenli sokaklar, huzurlu beldeler” oluşturma yolunda azim ve gayret içinde görüyoruz.
Dilerim ki toplumun beklediği adalet beklentisi akamete uğramaz diye düşünüyorum.
Vesselam.
Devamını Oku
Çok şükür Türkiye maddi ve manevi bakımdan dünyanın en zengin ülkelerindendir.
Türkiye’nin bulunduğu coğrafya dünya ticaretini, barışı organizesi bakımından son derece kritik öneme ve değere sahiptir.
Zenginlik denilen şey sadece “para“dan ibaret değildir.
Üç yanı denizlerle çevrili ülkemiz toprağı “can biten” kıymete haizdir.
Tarihi birikimi, kültürü, devlet geçmişi ile dünyada ağırlığı olan ve zaman zaman dünyayı şekillendiren bir geçmiş ve birikime sahiptir.
Tarihinde soykırım ve sömürü olmayan ender ülkelerden birisidir Türk milleti.
Millet olarak; Türkü, Lazı, Çerkesi, Arabı, Kürdü ve diğerleri ile etle tırnak gibi akraba topluluklar olmuş millettir Türk milleti.
Her bir etnik yapının kültürü, geleneği, dili ayrı bir zenginliktir.
Ayrıca kahır ekseriyeti müslüman olan Türk halkı, nerede ise her inançtan temsilcileri olan ve inançlarını diledikleri gibi yaşabildikleri coğrafyadır Türkiye…
Türkiye’de elbette kripto inançlar ve kripto yapılanmalar da yok değildir.
Mesela; dünyada Pakradunilerin en çok yaşadığı yer Türkiyedir.
Ancak; işin garipliğine bakınız ki, kripto inanç sahiplerinin bazıları Türkiye aleyhinde iş çevirmeyi vazife bilmişlerdir.
Buna rağmen Türk devleti, tarihten gelen gelenek ve kültürü ile bu gibi yapılanmalara da “devlet baba” şefkati ile yaklaşmaktadır.
Farklı etnik yapılar dillerini kültürlerini yaşamakta bu da Türkiye’nin zenginliği olarak sürüp gitmektedir.
Dil meselesinde çok önemli bir ayrıntıyı hatırlatmadan geçmeyeceğim.
Ana dili öğrenmek ve konuşmak aynen inanç konusunda olduğu gibi doğuştan gelen insan hakkıdır.
Ancak; “ana dilde eğitim” denildiğinde işte orada “dur arkadaş” demek devletin bekası birlik ve beraberliğin teminatlarından birisidir ve devletin kırmızı çizgisidir.
Dil meselesinde haddi aşmamak vatandaşlık görevidir.
Devletin tek bir dili vardır o da Türkçedir.
Düşünebiliyor musunuz bir yanda Çerkesçe, bir yanda Lazca, bir yanda Arapça, bir yanda Kürtçe konuşuluyor ve her birini folkloru başka güzel, misafirlik anlayışı başka güzel!
Köklü medeniyetin mensuplarıyız ve bu bizim zenginliğinizdir.
Geleneklerin yaşatılmak istenmesi kimseyi endişelendirmemelidir.
Türkiye içinde yaşayan etnisite mensupları et ve tırnak gibi akraba topluluklarıdır.
Kimimizin gelini, kimimizin damadı Kürt/Laz/Çerkes, Arap veya her neyse artık bir ve beraberiz.
Birliğimizi sarsacak insanları zaman içinde ayrıştıracak davranış ve taleplerden uzak durmak şarttır.
Bir de inanç birliği meselesi var.
Maalesef bugün esas ve ana eksen İslam olmakla birlikte din anlayışı “mezhepler” sınırını aşmış “tarikatler”, “cemaatler” özeline ve anlayışına indirgenmek sureti ile “daha müslüman” nitelemesi ile de dinin bütünleştirici “kardeşlik” hukuku zedelenmektedir.
Umarız ki bu anlayış ve cereyanlar geçici hevesten ibaret olsun.
Türkiye çok zengin tesbitimize “ama fakat, falan” gibi eklemelerle tarif ve izahlar da getirilmesi normaldir.
Burada belki zenginliğin paylaşılmasını ayrı bir başlıkta incelemek gerekecektir.
Türkiye her yönüyle zengindir.
Çok kültürlü yapısı ile yeraltı ve yerüstü varlıklarıyla, insanıyla zengindir.
Şimdi sıra hakça paylaşımda ve hakça, adilce yaşamanın gerçekleşmesinde.
Vesselam.
Devamını Oku