16 Eylül 2026 Çarşamba
Beşiktaş, Diyarbakır’da liderlik kovalayacak: Amedspor - Beşiktaş karşılaşması saat kaçta başlayacak, hangi kanaldan yayınlanacak? Maçı canlı izle
Erbakan’ın oğlu olmak yetmez
Şimdi bunların yaptıkları yanlarına kar mı kalacak?
Kötülük, sensizlikten cesaret alır!
12 Eylül askeri darbesi…
50 yaşından sonra kadın görünmez olmamalı
Bunlar bir dernekte bile bu kadar yolsuzluk, vurgun yapıyorlarsa Türkiye’yi yönetmeye kalktıklarında yapacakları yolsuzluk ve hırsızlığın boyutunu düşünemiyorum bile.
Üstelik bir yandan hırsızlık ve yolsuzluk yaparken milletin duyguları ile oynamaktan da geri kalmıyorlar.
Depremde enkaz altında kalmış insanlar canları ile uğraşırken medyadaki borazanları “Devlet yok Ahbap var” diyerek halkı devlete karşı kışkırtmış yardımların Ahbap Derneği’ne gitmesini sağlamışlardı.
Bugün bunların ne mal oldukları ortaya çıkınca da “Biz böyle olduklarını bilmiyorduk” ayaklarına yatıyorlar.
HIRSIZI KORUYUP, KOLLAYAN ONU ÖVEN…
… Ondan daha âdi şerefsiz ve hırsızdır.
Son gelen görüntüler insanı çileden çıkaracak görüntülerdir.
Ahbap Derneği‘nde yapılan yolsuzlukların hesabını mahkeme soruyor…
Ama bu yolsuzluklar yetmiyormuş gibi deprem bölgesine gitmesi gereken malzemeler de bir depoya yığılarak çürümeye terk edilmiş.
BU SUÇ CEZASIZ MI KALACAK?
Haramzadeyi övüp, kollayan, devlet kurumlarını aşağılayıp itibarsızlaştıran ve bundan dolayı on binlerce depremzedenin mağdur olmasına sebep olanlar bunun hesabını vermeyecek mi?
BİZ, 40 KİŞİYİZ BİRBİRİMİZİ TANIRIZ
Vermeleri gerekir!
Ama bunlar hemen makas değiştirmeyi çok iyi bildikleri için bu işten de yırtacaklar.
Neymiş?
Haluk Levent‘in böyle olduğunu bilmiyorlarmış.
Biliyorlar mı, bilmiyorlar mı bir bakalım:
BİR ANI
1996 yılında
Kiptaş‘a şantiye müdürü almak için gazetelere ilan vermiştik.
ODTÜ mezunu yurt dışı tecrübesi olan Hasan isminde değerli bir arkadaşımız müracaat ettiğinde hemen işe aldık.
Hasan Bey ile sonradan iyi bir dost olduk.
Bir gün bana şunları anlattı:
BANKAZEDELER
“Körfez ülkelerinin birinde
bir prensin (aynı zamanda bakan) işlerini deruhte ediyordum.
Bir nevi yardımcısı olduğum için gelirim çok iyi olup bana tahsis ettiği villada çoluk çocuğumla ferah faz bir şekilde hayat sürüyordum.
Ancak memleket hasreti ağır bastığından hanımın zoruyla dönmek zorunda kaldım.
Prens (bakan) dönmemem için çok ısrar etti, maaşım dolgun olduğu halde artırmayı teklif etti ama evdekileri ikna edemediğim için dönmek zorunda kaldım.
Prens; kendim ayrıldığım halde bana yüklü bir ikramiye verdi.
Hiçbir masrafım olmadığı için de birikmiş paramla ülkemde dükkân daire vs. alacak kadar elime para geçmişti.
Ancak o sırada faiz furyası başlamış bankalar birbirleri ile yarışır olmuştu (1990’ların başı).
Hanım bu kadar yüksek faizi görünce parayı bankaya yatıralım dedi.
Ben ise gayri menkul alıp kirası ile bir yan gelirim olsun istiyordum.
Neticede hanımın dediğini yapmak zorunda kaldım.
İlk aylar gayet iyiydi. Her ay bol miktarda faiz alıyorduk
Ama bir sabah uyandık ki, bankaların patır patır dökülüp kapandıklarını gördük.
Haberlerde parayı yatırdığımız bankanın da battığını duyunca ev halkı olarak adeta yıkıldık.
GÜVENDİĞİMİZ DAĞLAR
Diğer mudiler gibi biz de her gün bankamızın önüne gidip bir şey çıkar mı diye beklerken, benim yabancı dil bilen bir mühendis olduğumu duyanlar etrafımda toplanıp sözcü seçtiler.
Görevim medyaya gidip durumumuzu anlatmak böylece hükumetin bize bir çare bulmasını sağlamaktı.
Ben de onlara 2 yardımcı vermelerini söyleyip o zamanın en meşhur televizyon programcısına gittik.
O Tv. programcısı evlere, işyerlerine baskınlar düzenleyip bozuk imalat yapanları teşhir etmekle meşhurdu.
Uzun uğraşıdan sonra nihayet ona ulaştık.
Kendisi Tv. haberci ve programcısı olduğu için zaten mevzuyu biliyor ama yine de içimiz dolu olduğu için bir solukta mevzuyu anlattık.
O ise hiçbir tepki göstermeden “Bunun için ne vereceksiniz?” deyip dururken biz de “evrak/belge falan istiyor” diye dilimizin döndüğü kadar anlatmaya devam ettik.
Baktı ki anlamıyoruz bu sefer direkt sordu: “Kardeşim bu programı yapmak için ne kadar para ödeyeceksiniz?” deyince buz kesildik.
Binadan nasıl çıktığımızı anlayamadık” demişti.
Yani…
BİZ, 40 KİŞİYİZ BİRBİRİMİZİ TANIRIZ
… Yani
Önce “Ahbap var devlet yok’” deyip sonra “Biz Haluk Levent’in böyle olduğunu bilmiyorduk” dediklerine bakmayın…
Bunlar birbirlerini gayet iyi bilirler.
Haluk Levent’in o parayı iç edeceğini de bilerek milleti aldattılar.
Maksatları hükumeti düşürüp kendi hempalarını iktidara getirmekti.
Böylece ülkeyi Ahbap Derneği’ni yönettikleri gibi yöneteceklerdi.
Haliyle kendileri de bundan pay alacaklardı.
Nitekim belediyelerde ne işler çevirdiklerini görüyoruz.
Şimdi utanmadan “biz onun böyle olduğunu bilmiyorduk” deyip saf ayaklarına yatıyorlar.
Yemezler!…
Devamını Oku
‘TAYYİP’ KANUNİ, SELÇUK SİNAN’DIR
KÜLLİYE İSE TOPKAPI SARAYI…
NATO toplantısında bunu gördük.
Muhteşem bir organizasyon…
Muhteşem bir seremoni…
Ve Muhteşem mesajlar…
Türkiye’miz öyle bir yükselişe geçti ki, dostlarımız seviniyor, düşmanlarımız ise hasetten çatır çatır çatlıyor.
YÜKSEK KATILIM MUHTEŞEM MESAJLAR
İki ay geçmeden bu sefer NATO’nun tam karşı tarafında yer alan Şangay İşbirliği Teşkilatı toplantısı yapıldı.
Cumhurbaşkanımız yine aynı özgüven ve 360 derece siyaset vizyonu ile katılması kimse tarafında yadırganmadı.
Tam aksine NATO toplantısına bu kadar çok devlet ve hükumet başkanının katılmasında gösterdiği başarıyı bu sefer ŞİT’ye taşımış oldu.
Bunu dünyada başaracak başka bir lider yok.
Çünkü dünyada uç kutuplarla aynı masaya oturup çözüm üretecek bir lider de yok.
Cumhurbaşkanımız bunları yaparken bir yandan da mesaj vermekten geri kalmıyor.
Her şeyden önce NATO organizasyondaki kusursuzluk ve seremonide verilen mesajlar tek kelime ile muhteşemdi.
Dosta düşmana “Geri geldik” mesajı verildi
Ve kimse buna itiraz etmedi.
Mesajlar kabul gördü.
Neden?
ÇÜNKÜ SELÇUK DA SİNAN’DIR
Mukayese belki yadırganabilir; Mimar Sinan sivil mimaride üstad ve zirve.. Selçuk Bayraktar ise askeri havacılık alanında üstad ve zirve.
O gün Mimar Sinan’ın yaptığı makbuldü, bugün de Selçuk Bayraktar’ın yaptığı makbul…
Ancak ikisi de yükselişimizi sembolize ettiği için verilen mesajlara kimse itiraz etmedi.
NATO toplantısındaki seremoniyi sıradan bir devlet yapmaya kalksa hem yüzüne gözüne bulaştırır hem de kimse ciddiye almaz gülünç duruma düşerdi.
Aynen Yunan başbakanı Miçotakis’in havalara girmesi ile yaşadığı durum gibi.
Miçotakis yaptığı o hareket ile kendi ülkesinde bile alaya alınmasına sebep oldu.
Ama Reis öyle mi?
Türkiye artık kendi silahını kendi üretiyor.
Üretmekle kalmıyor teknolojinin zirvesini zorluyor
Ve bu haliyle insansız hava araçlarında bugün dünyada bir numara… Haliyle verdiği her mesaj kabul görüyor.
NATO COĞRAFYASINDA 3000 ŞİRKET
Genel sekreter Mark Rutte açıklama yapıyor:
“Son beş ila on yılda 3.000 Türk şirketi müttefik ordularının ihtiyaç duyduğu askeri teçhizatın üretimine katkı sağladı. Aselsan bunlardan sadece biridir…”
Yani muhalefetin hafife alıp ‘Konyalı tornacılar’ dediği şirketlerimiz NATO üyesi ülkelerin silah savunma sistemlerine katkı sunuyor.
İstanbul, Kocaeli, Ankara, Konya, Samsun ve Kayseri gibi illerimizin sanayi bölgeleri destanlar yazılıyor
İşte NATO toplantısındaki o muhteşem mesajların arkasında başta Selçuk Bayraktar olmak üzere bu isimsiz kahramanlarımız var.
MEHTER, ÇERİLER VE AHMET NECDET SEZER
Misafirleri Mehter Marşı ile karşılamak tek başına yeterli bir mesajdı.
Bu aslında kısa sürede nereden nereye geldiğimizi göstermesi açısından önemliydi.
2004 yılında yapılan NATO toplantısında gelen başkanlara verilen tek mesaj Başbakan Erdoğan’ın eşi başörtülü diye protokole alınmamasıydı.
O zaman cumhurbaşkanı olan Ahmet Necdet Sezer’in dünyası bu kadardı.
Şimdi ise; çerilerle kurduğumuz 16 devleti ve savaşçı ruhumuzu…
Mehterle, manevi ruh dünyamızın ne olduğunu ve köklerimize bağlı olduğumuzun mesajını verdik.
Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ı Kanuni Sultan Süleyman’la mukayese etmemi bazıları yadırgayabilir.
Ama bana göre; Cumhurbaşkanımızın işi Sultan Süleyman’dan daha zor ve ağırdır.
Çünkü Kanuni Babası Yavuz Sultan Selim’den büyük ve güçlü bir cihan devleti devralmıştı.
Yani tezgâh hazırdı
Ama Reis; bankaları batmış, siyaseti darmadağın olmuş ve batılılardan 1 milyon dolar isteyecek duruma gelmiş bir ülke devraldı.
Ayrıca muhalefet partileri haricinde ayağına dolanan askerî erkandan, ülke servetini elinde bulunduran para babalarına..yargıdan medyaya kadar geniş bir muhalefetle uğraşmak zorunda kaldı.
Buna rağmen Reis her çökertmeden başarıyla çıkarak ülkemizi bugünkü güçlü ve itibarlı haline getirmeyi başardı.
SİNAN’DAN SELÇUK’A…
Selçuk Bayraktar’ın da işi kolay değildi.
Mimar Sinan geçmişten aldığı bir birikim ve arşive sahipken Selçuk Bayraktar bundan da mahrumdu.
Üstelik buluşlarını ülkemizin savunulması için yaptığı halde; içimizdeki bazı hainler tarafından kendisine çelme üstüne çelme takılmış, bu işten vaz geçirmek için kendisine olmadık zorluklar çıkarılmıştı
Ama buna rağmen canını dişine takarak başladığı işi bitirmiş, yaptıkları ile bugün ülkemizin gururu haline gelmiştir.
Mimar Sinan’ın üstatlığı elbette ki tartışılmaz
Ama bulundukları zaman ve çevre itibari ile hangisinin işi daha zor takdirlerinize bırakıyorum.
Devamını Oku
“YETER!” DİYEN NADAN
NEDİR SANA BATAN
Terörü mü özledin?
Yoksa hastane kuyruklarında sabahlamayı mı?
Yoksa yoksa…
Baban, karın, çocuğun hastanede rehin kalırken yaşadığın aşağılanmayı mı özledin?
Nedir derdin arkadaş?
DOĞULU AMA BATIDA TATİLİN KEYFİNİ SÜRÜYOR
Adam veya madam terör belasının sürdüğü yıllarda
Doğu veya Güneydoğu illerimizden birinde görev yaparken bir yolunu bulup tayinini Ankara’ya çıkarmış.
Böylece anne baba ve diğer akrabalarını terör belası yüzünden ve mahrumiyet bölgesi olduğu için terketmek zorunda kalmış.
Öyle ya; çocuğu hasta olsa doktor yok.
Doktor varsa da devlet ona öyle bir fatura çıkarıyor ki ödeyemiyor.
Bundan dolayı çocuğu veya karısı hastanede rehin kalıyor.
Çocuğu büyüyüp okutmak istese üniversite yok.. Yol yok.. Havaalanı yok.. Mezun olsa iş yok.
Çünkü; fabrika yok.
Bir yerde iş ilanı görüp müracaat etse on bin kişi arasından kabul edilme ihtimali yok…
YA ŞİMDİ?
Şimdi ise; oğlu bir şirketin mümessili olarak Avrupa ve Amerika arasında gidip geliyor maaşını dolarla alıyor.
Kendisi Ankara bürokratı olup zamanında tatil beldesinde bir yer kapatmış yazlığı var. Belli ki emekli maaşı da yüksek.
Bundan dolayı yazın gelip Akdeniz’in o latif sularında yüzüp tatilin keyfini çıkarıyor.
Ama hâlâ kendisine bu güzel imkânları sağlayan Cumhurbaşkanımıza laf çakıp içinin yağlarını eritmeye kalkınca öyle bir cevap aldı ki, o yağlar bir daha erimemek üzere dondu kaldı.
TATİL BELDESİNDEN
Adam yaşını başını almış geçmişi de bugünü de biliyor.
Yani mukayese yapacak bir yaşta ama inadı vicdanını kilitlemiş durumda.
Geçmişte ekmeğin aslanın ağzında olduğunu da çok iyi biliyor.
Çalışacak iş bulana aşk olsun…
Hâlbuki şimdi tatil beldelerinde iş çok
Ama çalışacak eleman yok.
Eğer otelciler Türk Cumhuriyetleri’nden, Afrika’dan ve Asya’nın muhtelif yerlerinden eleman getirmemiş olsalardı eleman yetersizliğinden çoğu otelini kapatır kapısına kilit vururdu.
Malum olduğu üzere Akdeniz ve Ege bölgesi hem Turizm hem de yaş meyve sebze bakımından münbit bir bölgemiz.
Kaldı ki, sera ve tarlalarda çalışan tüm işçileri otellere gönderme imkânı olsa bile yine de sayı yeterli olmazdı.
Çünkü; Turizm bölgesi dediğimiz yerlerde sadece otel çalışanı aranmıyor.
Turistlerin çıkıp alışveriş yapması için tezgahtar.. tarihi ve ören yerlerini gezmesi için tur rehber ve şoför.. yamaç paraşütü, rafting, zıpline, deniz paraşütü vb gibi aktiviteler için hoca.. ada ve koyları gezmek için kaptan…
Ve bu aktiviteler için de yardımcı elemanlara ihtiyaç var.
Haliyle bu işler için değil yetişmiş eleman vasıfsız düz eleman dahi bulunamıyor.
“YETER ARTIK” DİYEN NADAN
Bundan dolayı otellerde çalıştırmak üzere Endonezya, Filipinler, Kenya ve Türk Cumhuriyetleri (Tacikistan, Kırgızıstan, Özbekistan) gibi ülkelerden işçi getiriliyor.
Gelenler yaş olarak ya çoluk çocuğunu bırakıp gelmiş…
Veya evlenecek çağdaki gençler bunlar… Yani şartları kolay değil.
Ama alacakları 500 dolar aylık onlar için büyük bir para.
Birkaç yıl çalıştıktan sonra memleketine dönüp yuva kurma hayaliyle, sabahtan akşama kadar büyük bir titizlikle çalışmak zorundalar.
En ufak bir hatalarına müsamaha yok.
Çünkü; yerlerine gelmek için sırada bekleyen binlercesi var.
Burada alacakları asgari ücretle memleketinde ev sahibi olabiliyor.
Kendi memleketinde 100 dolara iş bulamazken burada 500 dolar onlar için bir servet…
“Yeter!” diyen nadan 25 yıl önce aynen şu Türk Cumhuriyetleri’nden, Endonezya’dan, Filipinler vs. memleketlerden buraya gelmek için can atanlar gibi biz de aynı şartlarda Almanya’ya gitmek için can attığımızı unutmuş şimdi kalkmış “25 yıl yeter!” diyor.
Yerine getirip iktidar yapmak istediği parti de hırsız, uğursuz ve yolsuzluğun kitabını yazmış adam ve madamlarla dolu.
Eğer onlara bu fırsatı size verirsek
Bize de yuh olsun…
Devamını Oku
Aklımda deli sorular…
Farzımuhal;
– Süleymancıların mürşidi Süleyman Hilmi Tunahan (Kaddesellahu sirrah-ul aziz) bugün hayatta olsa, cemaatin bu yapısı ile birlikte başına geçer miydi bir…
Veya cemaat onu kabul eder miydi bu da iki.
Neden?
Çünkü
Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri, her şeyden önce siyasi olarak CHP+YENİ Parti’nin baba ve dedelerinden çok eziyet görmüş ömrü boyunca bu zihniyete karşı büyük bir mücadele vermiş âlim bir zât-ı muhteremdi.
(Ayrıntılara girmiyorum.
O mübarek zat CHP baskısından dolayı ne kadar zor şartlar altında Kur’an-ı Kerim eğitimi verdiğini.. jandarmanın eline geçen Kur’an hocalarının yediği dipçik ve dayağın haddi hesabı olmadığı biliniyor)
Yani siyaseten şu andaki yönetimin CHP+YENİ Parti ile almış olduğu ittifak kararını kesinlikle kabul etmez itiraz ederdi.
İkincisi;
Alihan Kuriş ve çevresindekilerin kurmuş olduğu debdebe ve gösterişli hayatlarının kıyısından bile geçmezdi.
Kendisinin mütevazı bir hayatı ve o kadar mütevazı kursları vardı.
Ayrıca gavur memleketinde gizli mahfillerle yapılan pazarlıklar sonucu kurulmuş böyle firavuni bir yapıya adımını bile atmazdı
Ama
Asıl deli soru şu:
Holdingler kurarak
Bu kadar büyük bir serveti eline geçirmiş olan cemaat liderleri mütevazı yaşantının timsali olan Hoca efendiyi bu servetin kıyısına yanaştırırlar mıydı?
Öyle ya;
Süleyman Hilmi Tunahan’ın (KS) kızı vefat ettiğinde cenazeye, torununu yaklaştırmamış mezarlıktan kavga gürültüyle uzaklaştırmışlardı.
Nedeni de şu:
O zamanlar iki kardeş yani iki torun cemaatin başına kimin geçip holdingleri idare edeceği kavgası içindeydiler.
Nitekim;
Bu kardeşlerden biri daha sonra şüpheli bir şekilde çiftliğinde ölü olarak bulundu.
Ölüm raporunu yazan doktorlar da Fetö’cü çıktı.
Yani gizem içinde gizem.
İMAMOĞLU
Üçüncü soru:
Alihan Kuriş’in cemaati Kur’an hizmetkarlığından çıkarıp, İmamoğlu ve benzerleriyle pazarlığa oturacak bir siyasi baskı grubuna dönüşmesini hoca kabul eder miydi?
Dört:
Cemaatin devasa bir ticari holdinge dönüşmesine nasıl bakardı?
Çünkü ortada telaffuz edilen milyarlarca dolardan ve onlarca şirketten bahsediliyor.
YARIŞ ATLARI
Yine medyadan öğrendiğimize göre Alihan Kuriş ve yakınlarının yarış atları.. adlarına kayıtlı müstakil ada ve Avrupa ve Amerika’daki gayri menkullerden bahsediliyor.
Yarış atlarının kumar oynamanın bir parçası olduğu malumdur.
Cemaat lideri ve çevresindekilerin yarış atları ve bu kadar çok gayri menkule sahip olmalarına hoca efendi ne derdi bu da başka bir soru.
MUTEVAZI
Süleyman Hilmi Tunahan gibi mütevazılığın zirvesinde olan bir zat böyle debdebeli bir hayata ve kumarda kullanılacak yarış atlarına isminin karıştırılmasına razı olmayacağına.. kesinlikle karşı çıkacağına adım gibi eminim.
Devamını Oku
– Bankaları batmış, ekonomisi çökmüş, dünyada itibarı kalmamış ülkemizi ayağa kaldıracaksın!
Silah üretiminde de ülkemizi dünya ile yarışır halen getirip NATO’ya Amerika’ya vs. gibiülkelere el avuç açmaktan kurtaracaksın!
Binaenaleyh bunları da emniyet ve istihbarat teşkilatından def edip orduyu temizlemen gerekecek.
Ama her şeyin bir vakti zamanı var.
Ve Suriye;
İran, Rusya ve Amerika’nın kontrolünde iken, oraya girmemiz mezkûr ülkelerle savaş durumunu gelmemiz demek değil midir?
Bak küserim sonra! Hem dur bakalım daha bitmedi! Sırada Azerbaycan’dan Karabağ’ı da var!
Bu arada tüm bunları yaparken maaşlarımıza da zam yapacaksın! Yoksa küserim…
2014 SEÇİMLERİ
Bu sırada 2014 seçimleri gelir çatar.
Keyfimin ağası artık neye küstüyse iktidara kızar ve sandığa gidip oy kullanmaz.
HÜKUMET KURULAMIYOR
Keyfimin kahyası sandığa gitmediği için
Ve terör örgütünü destekleyen parti kurşun asker disiplini ile sandığa gidince %13 oy olarak bütün hesapları alt üst eder,
Ama Başbakan Davutoğlu’nun umurunda değil.
Nasıl bir durum içindeyse koalisyon için teklif götürmediği parti kalmaz.
BAHÇELİ KURTARIYOR
Davutoğlu, teklif götürdüğü partiler arasında terör örgütünü destekleyen parti de vardı.
Milletvekili sayısı yeterli olmadığı için Sayın Bahçeli’yi de koalisyona katmak istedi
Ama Bahçeli, terörü destekleyen partinin koalisyonda olması halinde hükumete katılmayacağını kesin bir dille açıklayınca yeniden seçime gidilerek ülke yeni bir kaostan kıl payı kurtulmuştu.
Yani keyfimin kahyası küsünce ülke 1 yıl kaybetmiş oldu.
15 TEMMUZ
Bu sırada 15 Temmuz hain darbe girişimi olunca keyfimin kahyası kendine gelir.
Ve ölümü göze alarak tankların karşısına geçerek ülkemizi savunur.
Ancak tüm bu fedakarlığına rağmen keyfimin kahyası unutkandır.
HÂLBUKİ
Hâlbuki bu sırada daha önce talep ettiği tüm istekleri yerine gelmiştir.
Suriye’ye girilmiş, Karabağ kurtarılmış, FETÖ’nün NATO kuvvetleri ordudan atılmış, CIA, MİT’ten temizlenmiş, silah/savunma sanayiinde dosta düşmana parmak ısırtmış.
Yıllarca meydanları inletip “Zincirler kırılacak Ayasofya açılacak” talebi yerine gelmiş, Adliye ve askeriyede bile başörtülü hanımefendiler görev yapar olmuş.
Ama…
BELEDİYELER
…Ama dedim ya; keyfimin kahyası unutkandır.
2019 seçimlerinde küsüp sandığa yine gitmeyince
Belediyeleri öyle bir partiye teslim etti ki; ancak uçanla kaçan ellerinden kurtuluyor.
Hatta uçanla kaçan da kurtulamıyor.
Mesela;
Diyelim ki, 10 yıl önce ruhsatınızı almış işinizde gücünüzdesiniz.
Sizden bir şey koparmaları mümkün değil.
Bu sefer bunlar için özel ekip kurup binada kusur aramaya çıkıyorlar.
AVM hastane gibi büyük binalarda kusur bulmak çocuk oyuncağı…
Hemen raconu kesiyorlar.
Eğer istedikleri verilmese hemen arkasından ceza müzekkeresi geliyor.
Yani kanunları kendi emellerine alet ederek belediyeyi vatandaşı soyma aracına çeviriyorlar.
Sayı saymayı da bilmedikleri için öyle bir racon kesiyorlar ki akıllara zarar…
GELEN MUSİBETLER
Bu musibet keyfimin kahyasının kendi eliyle getirdiği musibettir.
Bunun arkasından küresel güçlerin eliyle oluşturulan korona musibeti geldi.
Daha kendimize gelmeden arkasından ilahi bir musibet geldi. Deprem!… Bu en ağır olanıydı,
Ama şükürler olsun başımızda dirayetli bir cumhurbaşkanın olması dolayısı ile tüm bu musibetleri ufak tefek yaralar alsak da atlattık
Ama…
2023 SEÇİMLERİ VE EYT
…Ama
Daha keyfimin kahyasını memnun edememişken bu sefer başımıza EYT (erken yaşta emeklilik)çıktı.
Cumhurbaşkanımız ülkemizin arka arkaya geçirdiği bu kadar musibeti görüp daha belimizi doğrultmadan çıkarılacak bir EYT’nin felaket olacağını bildiği için karşı çıkıyor.
Çünkü böyle bir durumda ne enflasyonu dizginlemek ne mali dengeyi tutturmanın mümkün olamayacağını görüyor,
Ancak;
Tabanca (oy pusulası) EYT’linin elinde.
Tüm kamuoyu yoklamaları EYT’linin muhalefete oy vermesi veya sandığa gitmemesi durumunda, devletin belediyeleri soyan partinin eline geçeceğini gösteriyor.
Naçar;
EYT çıkıyor ama ne enflasyon dizginlenebiliyor ne maaşlar dengeli hale gelebiliyor.
2024 seçimleri pahalılığın ve emekli maaşlarının çok konuşulduğu bir zamanda geldi çattı.
BELEDİYELER SOYULUYOR
Keyfimin kahyası bu arada her şeyi unutmuştu.
Ne terörün bitmesi,
Ne Suriye,
Ne Karabağ,
Ne Pandemi süreci,
Ne yüzyılların felaketi olan deprem,
Ne 15 Temmuz hain darbe girişimi,
Ne de savunmaya harcanan paralar umurunda değildi.
Sanki tüm bunlar ülke bütçesini sarsmamıştı o halde hükumet neden emekli maaşına daha fazla zam vermiyor.
O da aldığı maaşın az olduğunu görünce küsüp sandığa gitmedi. Böylece belediyeleri haramilere teslim etti.
AYNI TÜRKÜYÜ ÇAĞIRIYOR
Seçimlere daha 2 yıl var.
Ama keyfimin kahyası aynı türküyü şimdiden mırıldanıp duruyor.
Yine küserse bizi bekleyen büyük felaket kapıda hazır bekliyor.
Bakalım aklı selim galip gelecek mi?