DOLAR %
EURO %
ALTIN
BITCOIN 40206352,36%
İstanbul
10°

PARÇALI BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Emin BATUR

Emin BATUR

04 Kasım 2026 Çarşamba

Rüşvetin belgesi…

Rüşvetin belgesi…

Rüşvetin belgesi olmaz

Ama

Karinesi olur.

BELEDİYELERDE RÜŞVET

Mesela

Bir belediyede rüşvet ve yolsuzluğun olup olmadığını 2 şeye bakarak anlayabilirsiniz.

İşiniz düştüğünde; diyelim ki inşaat ruhsatı alacaksınız

Veya

İşyeriniz var da bunun ya ruhsatını uzatacak veya yeni bir ruhsat alacaksınız.

Eğer

İşiniz suhuletle hallediliyorsa o belediye temiz demektir

Ama

Tüm evrakları tamamladığınız halde işi yokuşa sürüp ruhsat alamıyorsanız veya çok geç alıyorsanız o belediyeden kötü kokular geliyor demektir.

Öyle belediyeler var ki neuzübillah rüşvetsiz selam veremezsiniz.

Mesela;
Şişli’deki hastane ruhsatını olmak için 10 milyon $rüşvet istendiğini.. pazarlık yaparak az buçuk indirim aldığını vs. gibi çirkin şeyleri itirafçı olan hastane sahibinden öğrendik.

Yine Şişli’de alışveriş merkezlerinin ruhsatları için aynı dolaplar dönmüş. Zaten 15 yıl orada belediye başkanlığı yapmış birinin

Karun kadar zengin olması boşuna değil. Bunlar kuvvetli karinelerdir.

BİTMİŞ İŞİN RÜŞVETİ Mİ OLUR?

Oluyormuş.

Bunu da İmamoğlu davasında gördük. Bakırköy’deki bir alışveriş merkezi için 5 milyon $ rüşvet istendiği dava dosyasına girmişti.

Ancak

Buradaki rüşvet biraz daha farklı.

Şöyle ki;

Şişli’de henüz açılmamış bir işletme için rüşvet istenirken İmamoğlu tayfası 20 yıldır açık olan bir alışveriş merkezinden bu rüşveti isteyince adamların tepesi atarak itirafçı oldular da öyle öğrendik.

Bu arada belediye haklarında işlem yaparak 197 milyon TL idari para cezası kesiyor.

Ayrıca

Nasıl bir tutanak tutmuşlarsa şu anda o alışveriş merkezinin otoparkı muallakta kaldığı için ücretsiz olarak hizmet veriyor. Bakırköy gibi merkezi bir yerde bunun mal sahiplerine olan günlük (aylık veya yıllık değil günlük) zararı 40-50 bin lira civarında.

Neyse…

Gelelim ikinci karineye:

HİZMET YOKSA

RÜŞVET VAR DEMEKTİR

Şu anda

Belediye gelirleri çok iyi durumda.

Eğer

Halktan toplanan harç vergi vb. gibi gelirler hizmet olarak vatandaşa yansıyorsa mesele yok o belediye temiz diyebiliriz.

Yok eğer

40 yıldır bir belediye aynı yerde duruyorsa demek ki o belediyeden pis kokular yükseldiğine kanaat getiririz.

Bunu bir örnekle açıklamaya çalışayım:

Bir yanda Akparti belediyelerinden 3 tane,

Buna eşdeğer eski CHP şimdiki Yeni Parti belediyelerinden 3 tane alıp mukayese edelim.

AKPARTİ-YENİ PARTİ

Akparti ’den Fatih, Esenler ve Ümraniye

Yeni Parti’den de Bakırköy, Şişli, Beşiktaş olsun.

Fatih belediyesine baktığınız zaman Sur içi olmasına rağmen

Yani

Tarihi bir yerleşim alanı olup hareket imkânı çok dar olmasına rağmen başkan bulduğu avuç içi kadar yerleri bile ihya ediyor mahalle sakinlerinin nefes almasını sağlıyor.

Yine bir zamanlar

Tinercilerin mekânı ve at eşek kesim yeri olan(İmamoğlu’nun Adalar’dan kaldırdığı 900 küsur at ne oldu bilen var mı?) Sur dibi gibi çöküntü alanlarına yapılan spor tesisleri, çocuk oyun alanları ve harap olan camileri ayağa kaldırarak bu alanların güvenli ve faydalı bir hale gelmesi için canla başla çalışıyor. Bu böyle.

Rüşvet meselesine gelince:

Başkan belediyede öyle bir disiplin kurmuş ki, rüşveti ‘r’ sini ağzına alan yanar.

Zaten böyle bir şeye de gerek yok… Belediyeye girdiğiniz andan itibaren evraklarınız tamamsa işleriniz tıkır tıkır yürüyor.

Yani

Rüşvet alınıp verilecek bir ortam da yok.

 Benzer şeyleri Esenler ve Ümraniye belediyeleri için de söylemek mümkün.

Ancak

Bu belediyeler Sur içi baskısı altında olmadıkları için hizmetleri daha bir görünür halde oluyor.

Mesela Esenler belediyesinin yaptığı Millet Bahçesi’nin bir benzerini 7 yıllık İstanbul B. Şehir Belediyesi yapabilmiş değil.

Aynı şekilde Ümraniye’nin yaptığı Millet Bahçesi, yeme içme yerleri vs. gibi hizmetler bir ilçe belediyesini aşan hizmetlerdir.

Bunun dışında

Mezkûr belediyelerimizin yaptığı sosyal yardımları yazmaya kalksam mevzunun dışına çıkarım ki zaten saymakla bitmez

Ama

Birisini yazmadan geçemeyeceğim: İBB Kent Lokantaları ile hizmet yaptığına inanıyor ya,Ümraniye belediyesi 6 bin üniversite öğrencisine bedava yemek veriyor. Ayrıca öğrencilere burs da veriyor vs.

Gelelim YENİ PARTİ belediyelerine:

Yazı uzadığı için ayrıntıya girmek istemiyorum ancak şu kadarını söyleyeyim. Bakırköy, Şişli, Beşiktaş ilçeleri 40 yıl önce neyse bugün de odur.

Hatta

Kaçak yapılaşmadan dolayı daha da geriye gitmişlerdir.

Yüksek bir gelire sahip olan bu üç belediyemizde insanca bir hizmet göremezsiniz.

Bakırköy gibi bir belediyenin yeni hizmet binası ‘taşra’ dediğimiz Arnavutköy, Sultangazi, Başakşehirgibi belediyelerden çok sonra hizmete girdi

Ki,

Bu belediyeler yeni belediye olmasına rağmen saray gibi hizmet binaları yaparken, yakın zamana kadarBakırköy belediye binası köhne bir yerde hizmet veriyordu.

Yine

Başakşehir’de birçok yerde çöp konteynerleri yer altına alınmışken Bakırköy’ün en mutena semti Florya’da bile çöp konteynerleri ortalıkta geziniyor.

Kaldırım işgalleri ve imara aykırı o kadar çok şey var ki bu güzide semtte bir anne çocuk arabasıyla yürüyemez.

Neden?

O kadar çok neden var ki ama birini yazayım.

Diyelim ki hatırlı (!) biri kapalı otoparkına rampa yapacak. Asfalttan itibaren kaldırımı da yararak otoparkına giriyor. Yürürken annenin dikkati dağılsa

Veya

Bir âmâ (kör) yürürken asası ile yoklamasa kaldırımda yürüyorum sanarak otoparkın rampasından aşağı yuvarlanabilir.

Ruhsat alırken çekilen çilelere yer kalmadığı için girmiyorum.

Girmeye de gerek yok. Belediye başkanının 80 yaşındaki babası bile bu rüşvet pazarlığına girmişse başka söze gerek var mı?

NETİCE

Allah

Cumhurbaşkanımıza güç kuvvet versin.

Aksi halde

Ülkemizin yönetimi bunların eline geçerse ne hale düşeceğimizi anlamak için sadece İmamoğlu ve Sarıgül’ün çevirdiği dolaplara bakmak yeterlidir.

Kaç gündür

Özgür Özel bile olanlar kaşsısında nutku tutulmuş tek kelime edemiyor.

Genel başkanı bu haldeyse gerisini siz düşünün!

 Demek ki

Rüşvetin belgesi olmasa da karinesi adamın iflahını kesiyormuş…

Devamını Oku

Diyarbakır, Gaziantep ve Mardin gezisi…

Diyarbakır, Gaziantep ve Mardin gezisi…

FATMA BETÜL SAYAN KAYA

OLAYI…

Geçen hafta arkadaşlarımızla birlikte

Güneydoğu bölgemizden Gaziantep, Mardin ve Diyarbakır’ı gezme imkânımız oldu.

Gördüklerimiz beklediğimiz şeylerdi. Terörün bitmesiyle insanların yüzü gülüyor.

Esnaf, bilhassa yeme içme yerleri gecenin geç vaktine kadar açık

ve aileler çoluk çocuk çekinmeden o saatlerde yeme-içme yerlerini dolduruklarını gördük.

Eskiden akşam saat 8 dedi mi herkes evine kapanırdı.

Şimdi ise bilhassa merkezi yerler cıvıl cıvıl insan kaynıyor.

Genel hava bu şekilde gayet olumlu…

Ancak bundan dolayı Cumhurbaşkanımıza ve hükümete teşekkür beklerken en çok muhatap olduğumuz soru Fatma Betül Sayan Kaya’nın fondan yaptığı haksız kazançla ilgili olunca şaşırmadık desem yalan olur.

Bir tarafta can, mal ve namus emniyeti sağlanmış işleri açılmış esnaf harıl harıl çalışıyorken bunu halka anlatıp gündem yapacaklarına, teşkilat mensupları partide böyle bir şeyin olmasını kabullenemiyor “başımızı yere eğdirdi” diyerek bizden izahat istiyorlardı.

HUKUK DEVLETİNDE YAPILMASI GEREKEN YAPILDI

Sonra baktım ki, her yerde aynı hava var.

Kardeşlerimiz meseleye hissi olarak yaklaşıp devletin bir aile meclisi refleksiyle davranmasını ve Fatma Betül Sayan Kaya’nın gece yarısı evine baskın yapılarak ters kelepçe ile derdest edilmesi gerektiğini söylüyorlardı.

Hukuk devletinde ise böyle bir suça nasıl muamele edilmesi gerektiği açıktı ve o da uygulandı.

Parti disiplini olarak da istifası istendikten sonra partiden ihraç edildi.

Bu arada etkin pişmanlıktan faydalanmak için süresi içinde parayı iade etti.

Yargıdaki davası da devam ediyor.

Yani…

“BİZ BÜYÜK BİR AİLEYİZ” AMA ÇOK KIRILGANIZ

…Yani hukuk devleti ve parti tüzüğüne göre yapılması gereken ne varsa yapıldı.

Bundan sonrası yargının işi. Bu böyle…

Bizi soru yağmuruna tutanlar

Ak Parti’nin 12 milyona yaklaşan büyük bir kitleolduğunu unutuyorlar.

Haliyle bu kadar büyük bir camiada ara sıra çürüklerin de çıkacağı kaçınılmaz ama kardeşlerimiz bunu bir türlü kabullenemiyorlar.

FARKIMIZ?

Halbuki şöyle düşünmeleri gerekirdi:

Eski CHP ve şimdiki Yeni Parti gibi biz bu çürüklere sahip çıkmıyoruz.

Anında disipline sevk edip partiden ihraç ediyoruz?

Onlar belediyecilik tarihinde en büyük hırsızlık ve yolsuzluğunu yapan adamı cumhurbaşkanı yapmak için gayret ederken, biz ahlaksızlık yapanı kolundan tuttuğumuz gibi partiden atıyoruz.

Farkımız bu.

EN UFAK BİR PATIRTIDA TESLİM OLMAYACAĞIZ

…Ancak

Karşı taraf yolsuzluk ve ahlaksızlık çamuruna bu kadar batmışken bile pes etmeyip hırsızına sahip çıkarken,

biz kovduğumuz bir partilinin ayıbı karşısında pes edip ne yapacağımızı şaşırıyoruz.

Halbuki karşı taraf o kadar çok çamura batmış ki, savunacakları en ufak bir şeyleri yok.

Yapmadıkları hırsızlık, yolsuzluk,  ahlaksızlık kalmadı.

Eğer biz yaptıkları bu hırsızlık ve namussuzluklarını yüzlerine vurmasak o zaman onlar da Fatma Betül Sayan Kaya deyip bize ahlak dersi vermeye kalkarlar.

Demek istediğim şudur:

İmamoğlu’ndan Muhittin Böcek’e…

Havlusuyla yakalanan ve işlettiği pavyonun konsomatrislerini belediyede işçi olarak gösteren Uşak Belediye başkanından, uyuşturucu ve yolsuzluklardan yakalanan Ankara Etimesgut belediye başkanı ve diğer yöneticilerine…

İmamoğlu’nun Murat Gülibrahimoğlu vasıtasıyla sadece Cebeci’deki kaçak döküm sahasından aldığı yıllık 150-200 milyon dolara ve bu paraların özel jetlerle İsviçre ve Londra’ya kaçırılmasından, Menderes Belediye başkanının “Ben parasız iş yapmam, ben yürüyen parayım bebeğim!” demesine ve en son Mustafa Sarıgül’ün Şişli’den elde ettiği muazzam servete kadar (5 Milyar $… TL değil dolar) kamuoyunun bildiklerini yüzlerine mitralyöz gibi vurmalıyız ki, üste çıkıp bizlere ahlak dersi vermeye kalkmasınlar.

SÜREÇ DEVAM EDİYOR

Bu arada bu fon mevzusu kısa sürede çözülecek bir mevzu değildir.

Bu aynen 15 Temmuz benzeri bir kalkışmadır.

Eğer başarmış olsalardı arkasından bankaların bile battığı iflaslar gelecek ülkemiz büyük bir kaosla karşı karşıya kalacaktı.

Ama şükür ki, erken fark edildi.

DEFANS MI HÜCUM MU?

Hal ve şerait böyleyken maalesef bizim camia 28 Şubat’tan beri hep savunma yapıyor.

O günlerde şartlar öyle olduğu için buna mecburduk.

Devletin tüm dinamikleri eski CHP’ye hizmet ediyordu.

Burada tekrar etmeye gerek yok. Askeriyeden yargıya, üniversitelerden medyaya, sermaye çevresinden meclise ve cumhurbaşkanına kadar hepsi bizim aleyhimizeydi.

Ama şimdi öyle mi?

Neden hala hücuma geçmeyip savunmada kalınıyor anlamıyorum.

BİZLERİ KİMLER SAVUNUYOR

KİMLER HÜCUMA GEÇMİŞ

Dikkat edilirse bizi bizim camiada yetişmemiş Nedim Şener’den Fuat Uğur’a, Zafer Şahin’den Emin Pazarcı’ya hatta Deniz Baykal’ın kızı Aslı Baykal’a, Tamar Tanrıyara’a kadar yazar çizer ve sosyal medya kullanıcıları eski CHP şimdiki Yeni Parti’nin adeta ipliğini pazara çıkarıp rezil rüsvay ediyorlar.

Bu arada bizim camiadan da hatırı sayılır çok değerli kardeşlerimiz var

Ama bizim camiadan olmadıkları halde medeni cesaretleri ile bu saydığım yazarlar karşı tarafı top ateşine tutarken bizim Anadolu insanı Fatma Betül ismini duyar duymaz ne diyeceğini bilemeyip hemen yelkenleri suya indiriyor.

Nitekim GENAR araştırma şirketine göre AK Parti oyları %3 azalarak %33’e gerilemiş.

Bu sağlıklı bir gidişat değil.

Halbuki bizler yolsuzluk, hırsızlık vb. ahlaksızlık yapanlara sahip çıkmıyoruz ki, savunma pozisyonunda olalım.

Netice-i kelam;

Organize bir şekilde Fatma Betül Sayan Kaya mevzusunu ön plana çıkartarak, yaptıkları büyük vurgunlar perdelenmek isteniyor.

Aman ha dikkat!

Devamını Oku

Düğünün tefçisi, taziye evinin ağlayıcısı…

Düğünün tefçisi, taziye evinin ağlayıcısı…

Mustafa Sarızübük…
Efendim!

Sarızübükzadelerden Mustafa…

Anadolu’nun kuş uçmaz kervan geçmez sarp dağlar arasında kalmış bir köyden ailesi ile birlikte İstanbul’a gelerek fi tarihinde Şişli’yi mesken tutar.

Burada orta-lise ve üniversite tahsilini bitirdikten sonra kamu kurumlarında çalışır. Daha sonra ticarete atılıyor.

Ama kısa bir süre ticaretle uğraştıktan sonra kafasına uygun olmadığını görüp siyasete atılıyor.

Genç yaşta siyasete atılması gözünü açıyor.

Şöyle ki; kısa süre içinde en iyi ticaretin siyaset olduğunugörüp sımsıkı sarılıyor

Ama en genç milletvekili olması hasebiyle meclis koridorlarında dönen dolaplardan kendisine bir şey koklatmadıklarını görünce hemen kapağı belediyeye atıyor.

Eh, rant bakımından Şişli de fena bir yer değildi.

HEDEF

Belediyede kısa sürede yıldızı parlıyor. Sabah erkenden kalkıp akşama kadar koşturuyor.

Vatandaşlar arasında ayrım yapmadan kimseyi geri çevirmiyor.

Kaçak kat mı? Mühim değil!

Hacı Amca çocuğuna iş mi arıyor?

– Kızım!

– Efendim Başkanım!

– Sana vereceğim telefonu benim selamımla ara.

Hacı efendinin çocuğunu işe almasını söyle. Neticeyi de bana bildir!

– Baş üstüne Başkanım!

Hacı Amca ne diyeceğini bilemez. Yerlere kadar eğilerek temennalarda bulunur.

Aile içinde Sarızübükzade’ye yapılan duaların haddi hesabı yok.

Bir ay sonra çocuk işten çıkarılmışsa Başkan Sarızübük’ün ne kabahati var. Çocuk kim bilir ne haylazlıklar yapmış da işten çıkarılmıştır.

Neyse!

Zübükzade’nin bu şekilde şöhreti dilden dile kulaktan kulağa yayılarak bize kadar ulaşır.

– Tanıyor musun?

ŞEYTAN GÖRSÜN BOTOKSLU YÜZÜNÜ

– Nerden tanıyayım! Şeytan görsün botoksluyüzünü…

Ancak o sıralar biz de siyasetle uğraşıyor.. haliyle Şişli’den gelen partili arkadaşlara ne olduğunu soruyoruz.

Onlar da Şişli’ye bir tane çivi çakmadığını söylüyorlar.

Ama mevzunun farkında olmayanlar ise yukarıdaki kaçak kat atanlara gösterdiği müsamahayı ve Hacı amcanın çocuğuna nasıl iş bulduğunu,

Cuma günü camide…

Cumartesi havrada…

Pazar günü de kilise de olduğunu…

Hiçbir düğün ve cenazeyi es geçmediğini, araç gönderdiğini…

Kısaca düğünün tefçisi, taziye evinin ağlayıcısı olarak nam saldığını anlata anlata bitiremiyorlar.

ZÜBÜKZADE’NİN ELİNDE ŞİŞLİ…

…Ne oldu?

Kısaca Şişli’den de bahsetmek istiyorum.

Çünkü Sarızübük bu ilçede uzun yıllar belediye başkanlığı yaptı.

Üst üste belediye başkanlığını yaptığı Şişli’nin bugün güzide bir ilçemiz olması gerekirdi değil mi?

Alakası yok…

Şişli’de arabanızı park edecek yer bulamazsınız. Bulduğunuz park yerleri de el yakıyor.

Ne kadar berbat otoparklar oldukları mevzusuna girmiyorum.

Arabanızı otoparktan çizmeden çıkarırsanız ne mutlu.

Şişli’nin en prestijli caddelerinden olan Valikonağı ve Nişantaşı’nda bile yürüyemezsiniz.

Bu caddelerdeki dükkanlar belki de Türkiye’nin en pahalı mağazaları ama durum bu…

Yanılıp da Şişli’nin ara sokaklarına girerseniz navigasyonun bile kafası karışır sizi o kaotik ortamdan çıkaramaz.

Kaçak kat ve yola tecavüzlerden dolayı bu yollarda insanlar yan yan yengeç gibi yürür aksi halde çarpışmadan ilerleyemezsiniz.

Zübükzade, burada 3 dönem üst üste belediye başkanlığı yaptığı halde elle tutulur 3 tane projesini gösteremezsiniz.

TONLA PARA

Yukarıda Sarızübük’ün kimseyi çevirmeyip kaçak yapılaşmaya göz yummasından bahsetmiştim ya.

E, bu da karşılıksız olacak değil ya…

Netice-i kelam zübükzadelerin çuvalla paraları oldu

Bu arada Şişli kaçak yapılaşma cehennemi olmuş umurunda değil.

Çünkü bunun gibi zübüklerin tek bir derdi var: Para para para…

Ancak çuvalla parayı götürdüğünü bilen başka birileri de var.

Hiç bu kadar parayı tek başına ona yedirirler mi…

PARA AKLAMA

Binaenaleyh bu paranın aklanması lazımdı.

Yani malum kişilerin de hakkı(!) verilmesi lazım.

Genellikle bu şekilde kamu gücünü kullanıp çuvalla para götürenlere üfürükten bir parti kurdurulur.

Paralar da il ve ilçe parti binalarına harcanmış gösterilip bire on naylon faturalar kesilerek aklanır.

Aynı şey Sarızübük’e de yapıldı.

O da tuttu bir parti kurdu

Ama daha paranın %5’i harcanmadan muhterislik yapıp partiyi kapattı.

Bundan dolayı sarı kart yedi.

TELAŞA KAPILIYOR

Baktı ki, kokusu çıkmaya başladı.

Bir an önce milletvekili olup dokunulmazlık zırhına girmesi lazımdı. Zaten yeteri kadar parası olmuştu

Ama bunun aklanması lazımdı.
Milletvekili olduğu siyasi parti de nasıl olsa bunun kaynağını sormayacaktı. Siyasi gücünü kullanarak rahatlıkla aklayacağını düşündü.

PEKİ, BENİMLE NE ALAKASI VAR

Sarızübük, eğer sadece hırsızlık yapıp bağlı olduğum camiaya saldırmasa böyle bir yazı yazma gereği bile duymazdım.

Memlekette onun gibi tonla hırsız var. Bu da onlardan biri der geçerdim.

Ama çember daralıp yakalanacağını anlayınca süper lüks cipiyle gezip, domates biber patlıcanın pahalılığından dem vurup milleti galeyana getirmeye kalkınca benim sigortalar attı.

Sen hem deveyi hamuduyla götüreceksin hem de “dometes biber” deyip küt küt elini masaya vurup… Töbe töbe…

Adam hem milletin malına çökmüş hem milletin malı elinden alınacağını görünce celallenip kışkırtıcılık yapıyor.

Yetmedi.

Sabiha Gökçen Havalimanı’nın pisti uzatılacak.

Tünel yapıldıktan sonra dolgusu yapılıp kapatılacak ya! Beyefendi de milletvekili ya!

Siyaseti ve para cukkalamayı da iyi biliyor.
Zannetti ki, bu yapılacak tünel de bir cukkalama işi…

KEL BAŞA ŞİMŞİR TARAK

Tünelin başına gidip partisine oy verenlere sesleniyor:

– Bakın bakın!

Önce tüneli yapmışlar sonra da getirip buraya dağı koyacaklar.

Diyerek şov yapıyor.

Buna oy verenler de videoya beğeni üstüne beğeni yapıyor.

 Şimdi zübükzadelerin götürdüğü 5 milyar dolara mı,  yaptığı bu kadar sakil ve bilgisiz videoya mı, yoksa buna oy verip videoya beğeni işareti koyan cahil kitleye mi yanalım bilmiyorum?

Devamını Oku

Bizim mahalle ve onların mahallesi…

Bizim mahalle ve onların mahallesi…

Fatma Betül Sayan Kaya hadisesi duyulduğunda bir dağ köyünde yaşayan Hacı Amca dert yanıyor:

– “Ben şimdi kahveye gidip millete ne diyeyim!”

Devamla insanlara bakacak yüzünün olmadığını söyleyip, sanki kendi evladı yolsuzluk yapmış gibi kahroluyor.

Bu bir Ak Parti seçmeni.

İMAMOĞLU TAYFASI

Ak Parti seçmeni 2.2 milyarlık haksız kazanç için bu şekilde kahrolup insanların yüzüne bakmaya utanırken,  muhalefet 560 milyarı hiç eden adamı cumhurbaşkanı yapmaya çalışıyor.

Ve bundan dolayı en ufak bir utanma pişmanlık vs. emaresi de yok.

PATIRTI!

Bu arada muhalefetin bu şirret duruşu ve ayak patırtısından ürküp yelkenleri suya indiren “AKP’liler” de var.

Bunlar kendi davalarını savunmaktan aciz, zoru gördüğünde teslim bayrağını çekmeye hazır bir kitledir.

Bunlar şu kadarını da görmüyor:

Fatma Gül Betül Sayan Kaya’yı Ak Parti’de savunan yok.

Tam aksine olay duyulur duyulmaz istifası istenerek partiden ihraç edildi. Hakkındaki yargı davası da parayı iade ettiği halde devam ediyor.

Daha ne!

PERDELEME!

Hakkaniyetten yana görünüp karşı mahalleye şirin görünmeye çalışanlar şu kadarını da göremiyor:

Adamlar profesyonel hırsızlarla asrın soygununu yaptı.

Hangi belediyesine el atarsanız hırsızlık yolsuzluk ve ahlaksızlık çamuru diz boyu.

Adamlar ve madamlar uzun süredir AKP’li birinin ayağı sürçüp sendelemesini bekliyorlardı olmadı.

Bu fırsat Fatma Betül Sayan Kaya ile ellerine geçince üstünde tepinmeye başladılar.

Neden?

Çünkü yaptıkları büyük soygunu perdelemek için buna ihtiyaç vardı.

Binaenaleyh ellerinden geldiği kadar Fatma Betül Sayan Kaya olayını köpürtüyorlar.

İşin farkında olmayanlar da bunlara çanak tutuyor.

Halbuki…

FON-FOREX-İSRAİL-İSTANBUL-MUĞLA

… Halbuki; bu fon meselesi uzun süredir üzerinde çalışılan ve Türk ekonomisini çökertmek isteyen bir plan olup şükür erken vakitte deşifre oldular.

Aynen 15 Temmuz’da olduğu gibi.

Şimdi biraz geriye gidelim.

Bundan 3-4 hafta önce 18 Eylül’de MİT’in İstanbul ve Muğla merkezli yaptığı bir operasyon var…

Bu baskınla İsrail merkezli bir çete çökertildi.

Yakalananların 3’ü İsrail vatandaşı biri de Rus vatandaşı.

Bunlar tepe yöneticileri.

Bunların altında çok özel yetiştirilmiş 200’ün üstünde eleman yakalandı.

Çağrı merkezi adı altında 3 milyar doları götürmüşler.

Bunun gibi içimizi oyan kaç tane daha çete var bilmiyoruz

Ama şu gerçeği biliyoruz…

SİYONİST-PAGANİST DÜNYA ADALETİ!

“Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul; bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.
Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa; yaşasın, kefenimin kefili karaborsa!”

Dünyadaki yıllık üretim 126 trilyon dolardır.

Bunun 8 küsur milyar olan dünya nüfusu arasındaki taksimi şu şekildedir:

Yarısını (63 trilyon dolar)

Yahudi ağırlıklı ve nüfusları %1’in altında olan bir kesim alıyor.

Geri kalan 63 trilyon doları geri kalan %99 alıyor.

“DAHA ADİL BİR DÜZEN MÜMKÜN”

Şimdi Cumhurbaşkanımız bu düzen böyle devam edemeyeceğini

BM kürsüsünden de “Dünya 5’ten büyüktür” diyerek haykırdı.

Siyonist çetelere defalarca ihtar etti.

Ama dünya varlığının yarısını eline geçiren çete.

Elbette Türkiye’de de her taşın altına dolduracak hile ve desiseler yapacak ve yapmaya devam edeceği aşikârdır. Elbette bu düzenin değişmesini istemeyeceklerdir.

Ancak; dünyadaki bu çarpık düzeni değiştirecek tek devletin de Türkiye olduğunu biliyor ve görüyorlar.

AK PARTİLİLERE DÜŞEN GÖREV…

…Bu oyunun farkında olup dağ gibi Cumhurbaşkanının arkasında durmaktır.

Aramızdan birkaç çürük çıktı diye azim ve gayretimizi yitirmeden yolumuza devam edeceğiz.

 “Zafer inananlarındır ve zafer yakındır.”

Devamını Oku

Hırsızlar bugün mü türedi?…

Hırsızlar bugün mü türedi?…

HIRSIZLAR ESKİ HIRSIZ

AMA…

 …Operasyonlar yeni.

 Bazıları zannediyor ki, bu hırsız ve yolsuzluklar eskiden yoktu da şimdi böyle birdenbire ortaya çıktı.

Hayır!

Bu işler eskiden de vardı. Hem de daha fenası vardı.

Mesela; bir zamanlar “Bankerzedeler” diye mağdur olmuş bir kitle vardı.

Aslında bunlara “mağdur” demek ne kadar doğru bilmiyorum.

Bunlar haramın ve aç gözlülüğün kurbanı olmuş bir kesimdi.

Bankerlerin yani tefecilerin yüksek ama çok yüksek faiz vaatlerine tamah edip paralarını kaptırmışlardı.

 Aynı şekilde bir de “Bankazedeler” vardı.

Onlar da özelbankaların yüksek faiz vaatlerine kanıp paralarını kaptırmış.. daha sonra sersefil bir şekilde batan bankaların kapısında bir umut için aylarca nöbet tutmuşlardı.

ASKERİ DARBE DÖNEMİNDE YAPILAN YAĞMALAR

Sultan Abdülhamid Han, devrildikten sonra Yıldız Sarayı’nı İttihatçılar yağmalamış ama o sırada kimse itiraz edememişti.

Çünkü iktidarı ellerine geçiren İttihatçılar öyle bir terör estirmişlerdi ki, Padişah bile bunlara karışamıyordu.

Sonra ülkeyi batırıp yurt dışına kaçtıklarında kimin ne çaldığı o günkü gazetelerde yayımlanmıştı.

27 MAYIS 1960…

Aynı soygunu 27 Mayıs darbesini yapanlar da yaptı.

Ülke 50 yıl geriye götürdüler ama onlardan hesap sorulamadı yaptıkları yanlarında kâr kaldı.

12 EYLÜL 1980…

12 Eylül darbesini yapanların mal varlıkları açıklandığında onların da deveyi hamudu ile götürdükleri görüldü.

F-16’ların alınmasında o kadar büyük rüşvetler dönmüştü ki, dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı için “Dünyanın en zengin generali” deniyordu.

28 ŞUBAT 1997…

28 Şubat post modern askeri darbesinden sonra 25 banka batmış yükü halkın sırtında kalmıştı.

Bunlar kamuoyuna yansıyan büyük bataklardı.

Bunların dışında hazinenin boşaltılması, Topkapı Sarayı’ndaki mücevherlerin yağmalanması vb. gibi hadiseler fısıltı halinde kulaktan kulağa yayılıyor…

Ama bunları araştırmaya kimsenin gücü yetmiyordu.

Öyle ya; 12 Eylül darbesini veya 27 Mayıs 1960’ta darbe yapıp Başbakanı idam edenlerin yaptığı hırsızlıkları kim sorgulamaya cesaret edebilirdiki.

“DEVLETİN BAĞINDAN ÜZÜM ÇALAN TİLKİDEN…

…Devlet o üzümü pekmez olarak alır”

150 yıldır hırsızlardan kimse hesap sormaya cesaret edemedi.

Zannediliyor ki, futboldan, borsaya, şans oyunlarından, meyve-sebze hallerine kadar her şey kurallarına göre işliyor zinhar yalan dolan sahtekarlık falan yapılmıyordu.

Hayır! Öyle değil.

Bu saydığım yerlerde bugünkünden çok daha fena işler yapılıyordu.

Şu Haliç’in dili olsa da Hal, Unkapanı ile Eminönü arasında iken ucuzlamasın diye bol bol gelen meyve ve sebzelerin nasıl Haliç’e boca edildiğini bir anlatsa…

Öyle bir hal mafyası vardı ki, ne belediye ne hükumet bunların üstüne gitmeye cesaret edemiyordu

Ama şimdi üstlerine gidilebiliyor.

Hükumet bu işin üstüne gidip açığa çıkarınca, “teşekkür” edileceğine “Bugüne kadar neden bekledin?” diyerek bir de hesap sormaya kalkanlar, Cumhurbaşkanımızın

2002 yılında nasıl bir ülke devraldığını unutuyorlar.

HANGİ HÜKUMETE GÜVENİP DE…

…Hangi dosyayı hazırlayabilirsiniz ki.

Ak Parti iktidara gelinceye kadar hükumetlerin ortalama iktidar süresi 1.5 yıl bile değildi.

Ciddi bir dosyanın hazırlanması ise en az 1 yıl sürer.

Böyle bir durumda hangi bürokrat hangi hükumete güvenip de dosya hazırlayabilsindi?

NEDEN GEÇ KALINDI?

Çünkü dışarıdaki tüm namlular bize çevrilmişken hükumet kalkıp da hal yasası, fon yasası vs. ile uğraşamazdı.

Uğraşması gereken bürokratlar da görevini yapmayınca işler bugüne kadar sarktı.

Yani harp sanayi gelişmeden, terör bitmeden, Suriye, Karabağ, Libya kurtulmadan, Somali’ye askeri üssümüzü kurup Donanmamız Hint Okyanusu’nda bayrak göstermeden ve bize diş gösterenlerin haddini bildirmeden enerjimizi mezkûr yerlere harcamak beyhude bir iş olup netice alma ihtimali de sıfırdı.

Bugün ise hükumet netice alabilecek bir güce erişti ki, altımızı oymak isteyenlerin üstüne gidebiliyor.

Devamını Oku