06 Mayıs 2026 Çarşamba
Devler Ligi’inde final havasında rövanş mücadelesi başlıyor: Bayern Münih - PSG karşılaşması saat kaçta başlayacak, hangi kanaldan yayınlanacak? Maçı canlı izle
Küresel Sistemik Dönüşüm: Kriz mi, Kalıcı Kaos mu?
Yüzde 29’luk büyük tehlike!
Ashâb-ı Kehf’in Sadık Yoldaşı: Kıtmir
Erdoğan sonrası Türkiye ve AK Parti…
Sağlık sistemi ve eczacılarımız
YÜZDE 29’LUK TEHLİKELİ BİR KİTLE
Kamuoyu yoklamaları bizi yanıltmıyorsa eğer;
CHP bu kadar çirkefe batmış olmasına rağmen hala %29’luk bir desteğe sahip.
Bu kadar yolsuzluklar, ahlaksızlıklar ve ülke güvenliğinin yabancılara peşkeş çekilmesi gibi mevzulara takıldıkları falan yok.
“AKP gitsin de ne olursa olsun…” paranoyası gözlerini karartmış vaziyette.
Yani bütün bu ahlaksızlık ve hırsızlıklara rağmen,
CHP tabanı bunlardan hiç rahatsız olmuyor.
BİZ YAZMAYA UTANIYORUZ
ONLAR İSE DESTEKLEMEYE…
Uşak Belediye Başkanının yaptığı hırsızlık, ahlaksızlık ve kurduğu kumpasların mürekkebi kurumadan, Bolu Belediye Başkanının yaptıkları medyaya düştü.
Utanmazlık, ahlaksızlık içeren mesajları belediye bünyesinde çalışan elemanına attığı medyada dolanıyor: İğrenç!
Derken hapiste olan Antalya Belediye Başkanının oğlu ve gelini ile ilgili haberler gelmeye başladı.
O ne yapmış?
Sevgilisini oğluna nikahlamış. Hasbunallah ve ni’mel vekil…
“Hayretten hayrete düşmek…” derler ya. Ondan beter olduk.
Daha bir mevzu için “bu kadar da olmaz” demeden daha aşağılık ve daha rezil olaylar ile karşılaşıyoruz.
VAKIF
Normal şartlarda insan değil bunlara oy vermeyi, çoluk çocuğunu o belediyeye göndermeye çekinir
Ama bu kitle hala oy verip bu ahlaksızlıkları başkan yapmayı düşünüyor.
Mesela Bolu belediye başkanı…
Öğrencilere burs vermek için vakıf kurmuş, para toplamıştı ya… O paranın da üstüne yatmış. 100 milyon TL de böylece kayıp.
Bir başka belediye başkanı 16 yaşında reşit olmamış kızcağızı taciz ediyor.
Rezalet haberleri böyle sürüp bu ahlaksızlar tutuklandığında da… Bir bakıyoruz %29’luk bu kitle bağırıp çağırıyor “Dik dur seninleyiz…” manasına gelecek sloganlar atıyor, çadır kurup imza topluyor.
Bu sırada genel başkanları da meydan meydan dolaşıp mitingler yapıyor.
Ya hu insan olan insan bunları duyduktan sonra halkın karşısına geçip “CHP’liyim” demeye utanır!
Bunlar ise tam aksine; şehir şehir dolaşıp mitingler yapmaya utanmıyorlar!
ASIL BÜYÜK TEHLİKE
Malum olduğu üzere bunlar sadece rüşvet alıp çeşitli ahlaksızlıklardan dolayı mahkemelere düşmedi.
İşin içinde şahsi bilgilerimizin Amerikalılara 5 milyon dolara satma meselesi de var.
Yani kişisel ve ulusal güvenliğimizi ilgilendiren ama henüz bilmediğimiz başka mevzular da var.
Mesela;
İmamoğlu’nun hiçbir yetkisi yokken ve dışişlerini bilgilendirmeden İngiliz büyükelçisi ile yaptığı görüşmede neler konuşulmuş bilmiyoruz.
BU KİTLE TARASSUT ALTINDA TUTULMALI
Şimdi mezkûr kitle yarın mahkemeler kararını verip kişisel bilgilerimizin para karşılığı satıldığına hükmederse ve bunlar yine;
“Dik dur eğilme bu kitle seninle…” derse ne olacak?
Bana göre bu kitle kesinlikle gözlem altına alınıp takip edilmeli.
Çünkü her an yolsuzluk, hırsızlık yapıp ülkesini satmak isteyenlere destek verecek kadar kafayı yemiş vaziyetteler.
Binaenaleyh bunlar;
Klinik bir vakıa olup tarassut altına alınmaları ülke güvenliği için elzemdir.
Yok eğer bunlar klinik vaka değil de, bu pis işleri ‘azm-u cezm-u kast eyleyerek’ yapıyorlarsa o zaman bunlara mücrim muamelesi gerekir.
Neden?
Çünkü bunlar kişisel bilgilerimizin Amerika’ya satılmasında veya İngiliz Büyükelçisi ile gizli kapaklı görüşmeler yapmasında bir beis görmüyorlar.
Bu durumda İsrail, Amerika veya İngiltere ile aramızda olacak bir çekişmede bu kitlenin nasıl bir pozisyon alacağını bilmiyoruz.
Bu öngörü kapsamında devletimizin gerekli tedbirleri alması ülke güvenliğimiz için önem arz etmektedir.
TAMİRCİ BULMAK
VE BAĞCILAR’DAKİ KAOTİK ORTAM
Malum olduğu üzere artık evinizde bozulan bir aleti tamir etmek için tamirci bulmak beyin cerrahı veya kalp nakli ameliyatı yapan doktoru bulmaktan daha zor.
Geçen gün evdeki dikiş makinasında ufak bir arıza olmuştu.
İnternetten 2 yer buldum. Aradım… Biri cevap vermedi diğeri “tamir işi yapmıyoruz satıcıyız…” dedi.
Aramaya devam ettim nihayet Bağcılar’da bir yer buldum.
KAOS
Gündüz öğlen vakti gittiğim halde trafik yoğunluğu vardı demek yeterli kalmıyor. İstanbul’un artık her yerinde olduğu gibi burada da kelimenin tam manasıyla kaotik bir ortam vardı.
Şöyle ki;
Sokaklar dar ve çift sıra park edildiği için çoğu yerde karşıdan gelen aracı bekleyip birbirimize yol vermek zorunda kaldık.
Bundan dolayı çoğu sokak tek yönlü olmuş.
Ama o da yetmemiş – demek ki, dinleyen yok – yola bir de kapan koymuşlar.
SİNİR!
Haliyle bir gözüm yol levhalarında, diğer gözüm bir kapana girip lastikleri parçalamayayım diye çabalarken aynı zamanda daracık yolda park etmiş araçlara veya aniden yola çıkacak yayalara çarpmamak için pür dikkat giderken arkamdan gelen yük minibüsü hızlı gitmiyorum diye selektör yapmaya başladı.
Sanki otoyolda sol şeridi kapatmış gidiyorum da selektör yapıyor. Ya hu burada 10 km bile hız yapamazsın. Kaldı ki, önümde de araç var
Ama neden azıcık mesafe bırakmışım diye selektör yapmaya devam edip durdu. İçimden “La havle…” çekerek devam ederken arkadaki bu sefer kornaya da basmaya başlamasın mı…
Bayan sürücü olsa kesin paniğe kapılıp kaza yapar.
Bu telaş içindeyken tramvay hattına girmişim farkında değilim.
Meğerse burada yol, tramvayla birlikte müşterek kullanılıyormuş.
Ama yolun acemisi olduğum için içimden “ya arkadan tramvay gelirse” diye endişe ediyorum.
Aksi gibi arkadaki minibüs de o kadar dolaşmamıza rağmen hala peşimden gelmeye devam ediyor.
Yani bu şartlarda “kaotik ortam” demek az bile kalıyor.
Nihayet tamircinin yerini buldum.
Navigasyon olmasa akşama kadar dolaşır bulamazdım ya neyse…
7 KM YOLU 1.5 SAATTE GİDİYORUM
Başımdan duman tüter vaziyette
Ayaküstü işyeri sahibi ile sohbet ederken kendisine Allah’tan yardım diledim. Bu kaotik ortamda iş yapmak evine sağlıklı bir ruh haliyle dönmek kolay değil.
Adamcağız da bu sıkıntıdan fena halde muzdarip olduğundan,
Dert ortağı bulmuş gibi anlatmaya başladı:
“Benim evim buraya 7 km mesafede ve arabayla 1.5 saatte gidiyordum.
Halbuki yürüyerek eve gittiğimde 1 saat 15 dakika çekiyor.
Mecbur kalıp motor aldım. Şimdi 20-25 dakikada gidiyorum” dedi.
İSTANBUL NİYE BU HALE GELDİ
İstanbul’da evet eskiden de trafik vardı ama böyle değildi.
Neden?
Çünkü artan nüfus ve trafiğe paralele olarak yol yapılıyor, kavşak düzenlemesi, alt veya üstgeçitler, otoparklar, tüneller, Avrasyalar, Marmaraylar vs. gibi altyapı hizmetleri yapılıyordu.
Haliyle trafik yine vardı ama şimdiki gibi insanları bunaltmıyordu.
Peki, şimdi ne yapılıyor?
7 yıldır CHP belediyesi projeleri durdurmakla övünüyor.
“Bak! Gördünüz mü?
Beşiktaş’taki tüneli yapmadık! Hah hah haa…”
“Arıtma Tesisini de iptal ettik haa!.. Kih kih kih!
40 teknik elemandan oluşan Kanal İstanbul ekibini dağıtıp çevre yollarını kapsayan projeyi de geciktirdik. Heh Heh Hee…”
SEÇMEN ÇOK MU MASUM
İstanbul Büyükşehir Belediyesi,
Bizimle bu şekilde kafa buluyor da onları seçenler çok mu masum?
Bugün bu kaotik ortamı yaşayan her 2 İstanbulludan biri İmamoğlu’na oy verdi.
Şimdi kimi kime şikâyet edelim?
Tamirci kıtlığını anlatacaktım ama iş yine geldi trafiğe takıldı.
… Olayı yine saptırıyor
Ve yağ gibi üste çıkmaya çalışıyorlar.
Neymiş:
“Tarikat ve barikatlar kaldırılsın.. Yusuf Tekin istifa etsin” miş.
Halbuki…
BU KATİL SİZİN ESERİNİZ
Halbuki
9 canı içimizden koparan İsa Aras Mersinli adlı katil sizin tam istediğiniz gibi biri değil mi?
Kendisi LGBT eğilimli…
Annesi sizin sendikanın üyesi…
Ablası Atatürk posterli tişörtle gezecek kadar Kemalist…
Babası dolandırıcılık yapmakla suçlanan eski polis şefi…
Yani
“Yedirmeyiz!” dediğiniz rüşvetçi hırsız dolandırıcılık yapmaktan dolayı içeri tıkılan CHP’li belediye başkanlarının izinden giden bir baba…
Aile
Tam sizin istediğiniz gibi dört dörtlük bir aile.
Ama…
“ONU DA KANADINDAN YARALARLAR
GELSE BİR MERHAMET MELEĞİ”
…Ama suçlu
Allah’tan korkan kuldan utanan bir nesil yetiştirmek isteyen
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin öyle mi?
O Yusuf Tekin ki,
Bakan olduğundan beri çocuklarımız böyle cinsel ve ruhsal sapkınlıklarına düşmesin diye; dinine, vatanına, milletine, anne-babasına muti çocuklar yetişsin diye canla başla uğraşan bir bakan.
Peki,
Buna karşı siz ne yaptınız?
Okullarda LGBT çalışması yapmaya kalktınız! Bakan buna izin vermeyince de ona kin tuttunuz.
İzin verseydi ne olurdu?
İsa Araslar bir iken bin olurdu!
CENAZEYE GİDEN MAFYA BABASI
Sizin
Meydanlara inip dini bütün kuruluşlara öfke kusmanızın gayesi mevzuyu saptırıp sulandırmaktan başka bir şey değildir.
Bu yaptığınız
Mafyanın öldürdüğü adamın cenazesine gidip başsağlığı dilemesine benziyor.
Siz,
Hem çocuklar iyice kudurup saldırgan hale gelsinler diye teşvik ediyorsunuz, hem de suç işlendikten sonra meydanlara inip “Tarikatlara barikatlara son.. Yusuf tekin istifa!” diye bağırıyorsunuz.
TARİKAT VE BARİKATLAR KALKINCA…
…Maksat hasıl oldu mu?
Hayır!
Tam aksine her gün uçuruma doğru giden bir nesil yetişti.
Tarikat ne?
Barikat ne?
Aslında onların tarikat dediği eğitime az da olsa İslami hassasiyetlerin yerleştirilmesidir.
Yoksa
Okula gidip ne Nakşibendi olan var ne de Kadiri veya Rufai…
Ancak malum kişi ve kuruluşlar
Seküler kesimi etkilemek için bu jargonu kullanıyorlar.
Gerçek tarikatlar ve hakiki mürşidler olsaydı hiç bu kadar kötü şeyler yaşanır mıydı?
DİSİPLİN
Barikata gelince:
Okullardan disiplinin kalkması ve öğretmenlerin pasifize edilmesi hiç iyi olmadı.
Öğretmen yaramazlık yapan, akran zorbalığına davranan çocuğa bir fiske bile vuramıyor.
Anında veliler tepki verip okulu basıyor.
Halbuki
Evde de o çocuğun kölesi olmuşlar.
Sonra kalkıp benim çocuğum neden böyle diye şikâyet ediyorlar.
OKUL KIŞLA DEĞİL AMA KREŞ DE DEĞİL
Biz asker bir milletiz.
Böyle saçı başı arı kovanı büyüklüğünde bir erkek veya makyajlı mini etekli bir kız öğrenci olmaz, olmamalı.
Eski MEB Bakanlarında birinin “öğrencinin saçını kesenin saçını keserim” şeklindeki saçma kararı artık son bulmalı.
Çocuk
İsa Aras Mersinli’nin saçı gibi bir saçla okula gelirse saçı kesilmeli ve kapıdan geri gönderilmeli.
Öğrenci ilk önce öğretmenden korkmalı ve ona saygılı olmayı öğrenmeli.
O saygı ve korkuyla büyüyen öğrenci değil silahı, sopayı bile eline alıp okula gelmeye çekinir.
Eğer;
Vakti zamanında disipline edici böyle küçük dokunuşlarla bu katile dokunulsaydı bugün o 9 canla birlikte kendisi de aramızda olurdu.
Allah, Cemi cümlemizin çocuklarını bu azgın azınlığın vereceği eğitimden muhafaza buyursun.
Amin…
NOT: PEDAGOJİ
Bakıyorum da seküler sendikaların yanında
Bizim dini bütün ve milli dediğimiz öğretmen sendikaları da yapılan saldırılar sonrası boykot edip okula gitmemişler.
Geçen haftayı tatil yaparak geçirdiler.
Bu öğretmenler, bunun çocuklara olumsuz etkisini hiç düşünmüyorlar mı?
Çocuk henüz boykot nedir bilmez ki…
Öğretmen korktu da okula gitmedi sanır.
Pedagojik eğitim almış olan öğretmenler bu kadarını düşünemiyor mu?
TMMOB SEÇİM OLİMPİYATLARI
Türkiye Mimar ve Mühendisler Odası…
İnşaat Mühendisleri Odası Genel Kurulu için Ankara’daydık.
Cumartesi günü (11.04.2026) genel kurul, ertesi gün de seçim yapıldı.
Ama ne seçim!
O kadar muğlak anlaşılmaz gereksiz kurul ve komisyon var ki, hem anlamakta hem de seçmede zorlanıyorsunuz.
Neden?
Çünkü burada maksat seçim falan değil.. ayrıca ülkemizin mühendislik hizmetleri ve meslektaşlarımızın sorunları ile ilgilenmek de değil…
Peki, maksat nedir?
Oynadıkları oyuncağın ellerinden alınma korkusu…
TMMOB NE YAPAR?
Bir soru?
İki yılda bir yapılan seçimi baz alarak soruyorum:
Son 2 yılda temsilcimiz olan TMMOB veya İnşaat Mühendisleri Odası’nın ülkemizi ilgilendiren projelerle ilgili bir açıklama veya yorumunu duyan bilen var mı?
Bunu 40 yıl geriye gitsek bile ülkemizin kalkınmasına yönelik en ufak bir katkıları veya fikirleri olmadığını görürsünüz.
Neden?
KATI MERKEZİYETÇİ İDEOLOJİK BİR YAPI!
Çünkü içine düşüp çıkamadıkları katı merkeziyetçi ve ideolojik bir yapıya sahipler.
Mesela;
Gezi Parkı olaylarında olduğu gibi ülkemizi milyarlarca dolarlık zarara uğratan bir kalkışmada İMO’yu görürsünüz.
Yani kamuoyu odaların bu tür eylemlerde ismini ve şanını duyar.
Ama yapılacak büyük yatırımlarda eğer hükumete çakıp muhalefet edeceklerse duyarsınız. Katkı için kendilerinden bir inilti bile çıkmaz duyulmaz.
MESELA
Mesela; Hükumet söz verdiği halde neden 650 bin konutu tamamlamayıp 3 yıl içinde 450 bin konut yaptı diye eleştirirler…
Ama İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 7 yılda neden 5 bin konutu bitiremediği ile ilgili tek kelime etmezler.
Halbuki Ak Parti döneminde İBB değil 7 yılda 5 bin konut yapmak, her yıl 4-5 bin konut ile birlikte 2 cami ve 2 okul yapardı. Hastane, kreş, çevre düzenleme ve aydınlatma gibi işleri saymıyorum bile…
Deprem ile ilgili de hükumeti olur olmaz tenkit ederler.
Ancak; deprem riski altında olan İstanbul’a belediyenin %4-5 civarında olan deprem bütçesini neden %1’e indirdiğini sorgulamazlar.
Bu örnekleri çoğaltmak mümkün.
Durum böyle olduğu halde genel kurul konuşmalarında “Biz kimsenin arka bahçesi olmadık.. kimseye sırtımızı dayamadık!…” gibi beylik laflar etmekten de geri durmadılar.
Peki, siz hükumete çakıp, muhalefeti kollayınca sırtınızı kime dayıyor.
Ve kimin arka bahçesi oluyorsunuz?
HALEP’TE KIRK ARŞIN ATLAMAK
Öncelikle şunu söyleyeyim:
2 gün önce genel kurulda gördüğüm manzara şudur:
Oda yönetimi hala 1970’li yıllardan öteye geçebilmiş değildir. Bir türlü kendilerini güncelleyemiyorlar.
Daha hala; 6. Filo’yu nasıl protesto ettiklerinden,
Şehitler Köprüsü’ne (Boğaziçi Köprüsü), Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim ve Çanakkale köprülerinin gereksiz olup karşı olduklarını İstanbul Havalimanına ve tabii ki, Kanal İstanbul’a da karşı olduklarını söylediler.
Söz alıp kürsüye çıktığımda,
Süremin 5 dakika olması sebebiyle tonla yapılan meslek dışı politik saldırıların hepsine cevap vermem mümkün olmadı.
(76 kişi konuştu. Büyük ekseriyeti muhalifti.)
Bizden yana konuşanlara müdahale edildi bundan dolayı gerginlikler yaşandığı için divan başkanı ara vermek zorunda kaldı.
Onların genel başkanı ise kurulun başında 1 saat .. görevi devredeceği için teşekkür konuşması da -kurul saat 17:00’de bitecekken ona saat 19:00’da yine söz verildi ve yaklaşık 1 saat daha konuştu- konuştuğu şeyler de o zaman ki, Boğaz köprüsüne nasıl karşı çıktıklarını.. Hükumet köprüyü yapmak için arabalı vapur seferlerini nasıl azaltıp halkı bunalttığını…
Binaenaleyh;
Halk da canında bezip çar naçar (!) Boğaz köprüsüne razı olduğunu hem sabah konuşurken hem akşam veda ederken dile getirdi.
Geri kalan konuşmasını elinde kitap kalınlığında çıkardığı dosya kâğıtlarından okudu ki, artık kimsenin ne dediğini anlayacak hali kalmamıştı)
Ancak şu kadarını söyleyebildim:
Belediyelerin muhalefetin elinde soygun aracına döndüğünü…
Yatırımların durduğunu…
Deprem bütçesinin kuşa döndüğünü…
Yolsuzluk ve rüşvetin ayyuka çıkması vs. mevzulara az da olsa değindim.
HÜRMÜZ
Halep’teki 40 arşın atlama meselesine de şöyle değindim:
“Siz hem 1970’li yıllarda Amerikan emperyalizmine karşı çıktığınızı söylüyorsunuz hem de ‘Kanal İstanbul’a karşıyız…’ diyorsunuz.
Halbuki İran’a yapılan son saldırıda gördük ki,
İran’ın en büyük silahı Hürmüz Boğazı imiş.
Yani dünyadaki su geçiş yolları hem ticari olarak hem de gerektiğinde silah olarak kullanılabiliyor.
Kanal İstanbul ile Türkiye’mizin eline geçecek bu kadar büyük bir jeopolitik güce neden karşısınız?
Eğer Amerika, İngiltere vs. gibi emperyalistlere karşı iseniz, Kanal İstanbul’u desteklemeniz lazım gelir mealinde değindim.
Yani 1970’lere gitmenize gerek yok. Buyurun işte size fırsat: Maharetinizi eskiye giderek değil şimdi gösterin!
YÖNETİM NEDEN KATI, SEÇİMLER NEDEN MUĞLAK?
Malum olduğu üzere,
Türk solu çok çeşitli ve çok muğlak bir yapıya sahip.
Büyük ihtimalle TMMOB yönetmeliği Türk solunun en katı fraksiyonu bir grup tarafından hazırlanmış.
Bundan dolayı siz şubelerde kazanıp yönetimi devralsanız bile genel merkez elinizi kolunuzu bağlayabiliyor.
Onlar bunu düşünerek önceden tedbir almışlar.
Mesela; sekreterinizi değiştiremiyorsunuz. Hatta avukatınızı bile…
Yani; önceki yönetim sizinle taban tabana zıt… Haliyle avukatı da sizin muhalifiniz. Seçimi kazanmışsınız ama muhalifiniz olan eski yönetimin adamı sizin avukatlığınızı yapacak. Olacak şey mi bu?
Seçimin muğlaklığına gelince:
Ola ki, Şubeyi kaptırdınız.
Gelecek olan delegeler genel merkezi de devirmek isteyecek. Önlerine bir seçim sistemi koyuyorsunuz ki, anlayana aşk olsun.
Diyelim ki, genel merkezi de aldınız?
Bu sefer TMMOB’u önünüze engel olarak dikeceklerinden adım gibi eminim.
SEÇİMLER OLİMPİYADI
Şimdi anlaşıldı mı odamızın veya TMMOB’un ülke ile ilgili neden gündem oluşturamadıklarını?
Çünkü tüm gündemleri nasıl yapsınlar da ellerindeki odalar kayıp gitmesin telaşı içindeler.
Dertleri bu!
Ara sıra 300-500 adet satan marjinal sol gazetelere beyanat verirler.. işte o kadar. Siz sağ biz selamet
Ama bu devran böyle gitmeyecek.
700 bin küsur mimar ve mühendisin temsil edildiği böyle büyük bir potansiyel basit ideolojik çıkarlara feda edilemez.. edilmeyecek.
Reis’in liderliğinde Ak Parti’nin yapmış olduğu bunca hizmete rağmen ülkenin yarıya yakını hala muhalefet partilerine destek veriyor.
İNTİBAH
Ana muhalefetin düştüğü bu kadar çirkefe rağmen
eğer kamuoyu yoklamaları bizi yanıltmıyorsa ortada gerçekten çok vahim bir durum var.
Yani ana muhalefet daha hangi çirkefliği yapsın ki, bu millet uyansın…
HIRSIZLIK…RÜŞVET…NAMUSSUZLUK…
ÇETE KURARAK HARAÇ TOPLAMA VS. VS. VS.
Açılan davalara ve ortaya dökülen suçlara baktığımızda CHP’nin değil iktidara gelip ülkemizi yönetmesi, bunlara bakkal dükkânı bile teslim edilemez.
Ama hala bu kadar desteğe sahip olması hayra alamet değil.
Halbuki…
TÜRKİYE EN GÜVENLİ ÜLKE
Bir seçmen olarak şöyle bir etrafımıza baktığımızda;
Reis’in başımızda bulunmasının ne kadar büyük bir nimet olduğunu görürüz.
Bölgemizde yaşanan savaştan dolayı; kaos ve kargaşanın ortasında olmamıza rağmen, bugün dünyada ülkemiz kadar güvenli bir ülke yok…
Almanya’sından Amerika’sına, Yunanistan’dan Romanya’ya, Rusya’ya, Japonya’dan en şaşalı ve o en zengin Körfez ülkelerine kadar
Neredeyse gece başını yastığa koyduğunda rahat uyuyabilen bir ülke kalmadı.
Neden?
ŞÜKÜR RAHATIZ…
Çünkü başımızda ferasetli ve dirayetli bir lider var.
Cumhurbaşkanımız, maceraya girmeden ve hep doğru yerde durarak tüm komşu ülkelerin takdirini kazanmış.. bunu yaparken de aynı zamanda silah Savunma Sanayisine hız vererek caydırıcılık gücümüzü dosta düşmana göstermiştir.
Binaenaleyh ülkemizi kimsenin yan gözle bakmaya cesaret edemeyeceği bir hale getirdi.
İRAN, TÜRKİYE’NİN BU GÜCÜNDEN FAYDALANMAK İSTEMEDİ
Cumhurbaşkanımız en son İsrai/ABD – İran Savaşı başlamadan önce
Müzakerelerin İstanbul’da yapılması için çok gayret etti. Görüşmeler İstanbul’da olsaydı İran’ın eli daha kuvvetli olurdu.
Ama İran, razı olmayıp görüşmeleri Umman’a aldırdı.
Neticeyi görüyoruz…
CHP YÖNETSEYDİ?
Peki, ya ülkemizi Ak Parti yerine CHP liderliğinde Millet İttifakı yönetmiş olsaydı şu anda durum aynı olur muydu?
Mesela;
Rusya – Ukrayna savaşı başladığında Türkiye tarafsız kalır mıydı?
Hayır!
Hatırlanacak olursa; savaş başladığında seçim hazırlıkları içinde idik.
Ve Cumhurbaşkanımızın karşısında o meşhur 6’lı Masa vardı.
CHP liderliğinde kurulan bu masada,
6 parti (aslında 7… DEM Parti de Masa altından destek veriyordu) ve İmamoğlu ile Mansur Yavaş da tabii üye olarak cumhurbaşkanı yardımcıları olacaklardı (Tam bir çorba yani. Maşallah (!) belediyede çok başarılı olmuşlardı da bir de ülkemizi yöneteceklerdi)
Neyse…
İşte o 6’lı Masa’da bulunan en güçlü ikinci partinin lideri olan Merak Akşener,
“Rusya’dan aldığımız S-400’leri Ukrayna’ya verelim!..” demişti.
Bu ne demek?
Bu Rusya’ya savaş ilan etmek demekti…
Peki, şu anda ABD/İsrail-İran savaşında durumumuz ne olurdu?
En hafif olanını söyleyeyim:
Ülkemizin üzerinde füzeler uçuşur.. çoğu da can ve mal kaybına sebep olurdu. Aynen şimdiki körfez ülkelerinin başına geldiği gibi.
Ekonomi..savaşa girme meselesi..kaos (bilhassa iç kaos) durumu ne olurdu? Onu da okuyucunun ferasetine bırakıyorum.
Hafazanallah…
İNANILIR GİBİ DEĞİL
Durum bu kadar açık iken ve CHP’nin bırakın ülkeyi yönetmesini Belediyeleri soygun aracına çevirip rüşvet ve uçkur peşinde koşmaktan yollardaki çukurları bile kapatamazken
Hala %30’larda bir desteğe sahip olması.. Millet İttifakı’nın da %50’ye yakın olabilmesini anlayabilmiş değilim.
Bazen; Cumhurbaşkanımızın bir gün çıkıp bu kadar çalışıp yorulmak yerine;
“Alın! Ne haliniz varsa görün…” deyip çekip gitmesinden korkuyorum.
EY SEÇMEN! CHP DAHA NE YAPMALI Kİ NE OLDUĞUNU ANLAYABİLESİN?
Hırsızlık,
İrtikap,
Yolsuzluk…
Kumpas kurup haraç ödemeyen iş adamlarına büyük cezalar kesme…
Pavyonda delege ayarlama…
O da yetmedi; İş gezilerinde başkana refakatçilik (!) yapmak üzere pavyondaki konsomatrisleri belediyeye almış gibi yaparak maaş ödemeler vs. vs. vs. Ne ararsanız var.
Rezillik diz boyu…
Bunların başkan olduğu belediyeye insan güvenip de çoluk çocuğunu gönderemez.
Tüm bu rezilliklere rağmen CHP yöneticileri çadır kurup tutuklanan belediye başkanına destek veriyor.. genel başkanları da çıkıp “Dimdik ayaktayız…” diyebiliyor
Pes doğrusu!
“Ar damarı çatlamış…” derler ya, o hesap.
BARİ BURSA VE UŞAK’IN TÜMÜNÜ ÜSTÜNÜZE…
… Geçirseydiniz!
Bu ne ya hu?
Belediye başkanı olduktan sonra bakıyorsunuz adamlar uçuşa geçmiş. İmamoğlu 1-2 yıl içinde mal varlığını katlayarak büyütmüş.
Antalya,
Uşak,
Ve şimdi de Bursa belediye başkanları geri kalır mı?
“Bizim başımız kel mi?” deyip onlar da kamu gücünü kullanarak dalıyorlar.
Uşak gibi küçük bir ilimizde adamın 114 taşınmazı ve onlarca aracının yanında fabrika ve petrol istasyonu var.
Bir günde hisseleri şoförünün üstüne geçirince devlet şüpheleniyor. İşin içinde çapanoğlu olduğunu görüp baskın düzenliyor
Ama o da ne?
Bonus olarak 21 yaşında belediye çalışanı bir kadın da yanında çıkmasın mı?
Bursa belediye başkanı da; hısım ve akrabaları üzerinden 16 milyar liralık bir işlem hacmini çevirmiş.
Adam Büyükşehir belediye başkanı olalı daha 3 yıl olmamışken bu meblağa nasıl ulaştıysa…
Demek ki, devlet müdahale etmese dönem sonunda Bursa’yı üstüne geçirecekti… İmamoğlu şöyle böyle diyoruz ama daha yamanları da varmış.
NETİCE
Tüm bu rezilliklere rağmen,
CHP’nin hala %30 destek görmesi anlaşılır gibi değil.
“Allah’ım!
Kavmime hidayet ver. Çünkü onlar bilmiyorlar.
Belki onların soyundan Allah’a kulluk edecek bir nesil gelir.” Hadis-i Şerif