Bir hastanın, o hastalık hakkında, şefkatli bir hekimin ona faydalı, şifalı ilâçları içirmek hususunda ettiği ısrara mukabil, hekime: “Senin ne ihtiyacın var, bana böyle ısrar ediyorsun?” demesinin ne kadar manasız olduğunu anlamayan yoktur.
PROF. DR. NİYAZİ BEKİ
Bu yazımızda eskiden beri tekrarlanan bazı klişeleşmiş sorulara cevap bulmaya çalışacağız. Bu soruların varlığı fikir bazında kronikleşmiş sorunların olduğunu göstermektedir. Fikir aynasına yansıyan bu gibi algılar-vehim ve vesvese türünden de olsa- gittikçe müzmin kalbî bir hastalık şeklini alabilir. Bu sebeple bu konuda bilebildiğimiz kadarıyla gönüllerimizi cilalayan bazı gerçekleri seslendirmek –bizce- çok büyük önem arz etmektedir. Mesela;
Diyorlar ki; İslam’a göre, Allah’ın kâinatı yaratmasındaki maksadı, özellikle –cin ve insan gibi- canlı ve şuurlu varlıklara kendini tanıtmak ve kendine ibadet ettirmektir. Nitekim “Ben cinleri ve insanları, sırf bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zariyat, 51/56) mealindeki ayette bu hakikate işaret edilmiştir. Bununla beraber deniyor ki, “Allah kendisine ibadet edilmeye muhtaç olduğu içindir ki, onu tanımayan, kendisine ibadet etmeyenleri cezalandırıyor.” Oysa bir başka şeye muhtaç olan ilah ve yaratıcı olamaz! İşte bu yazımızda böyle düşünen hasta kalplere bir reçete yazmak istiyoruz, şöyle ki:
Daha çok ibadet görevlerini yerine getirmekten, özellikle günlük beş vakit namazı kılmaktan üşenip tembellik gösteren kimselerden işitiyoruz; diyorlar ki: “Cenab-ı Hakk’ın, bizim ibadetimize ne ihtiyacı var ki, Kur’an’da çok şiddet ve ısrar ile ibadeti terk edenleri azarlayıp Cehennem gibi dehşetli bir ceza ile tehdit ediyor. Ehemmiyetsiz cüz’î bir hataya karşı, çok büyük bir şiddet gösteriyor. Halbuki görünürde bu tavır, itidalli ve istikametli ve adaletli olan Kur’an’ın ifadelerine yakışmıyor.” Bu vesveseye karşı deriz ki; her şeyden önce çok iyi bilinmelidir ki, Allah hiçbir şeye muhtaç değildir: “Ey insanlar! Allah’a muhtaç olan sizlersiniz. Allah ise hiçbir şeye muhtaç değildir ve mutlak kemaliyle hep övgüye lâyık olan O’dur” (Fatır, 35/15) mealindeki ayette bu gerçeğin altı çizilmiştir.
Evet Cenab-ı Hak, bizim ibadetimize, hatta hiçbir şeye muhtaç değil. Fakat biz ibadete muhtacız, manen hastayız. İbadetin ise, manevî yaralarımıza tiryaklar/ilaçlar hükmünde olduğunu ayet, hadis ve İslam âlimlerinin eserlerinde görmek mümkündür. Bir hastanın, o hastalık hakkında, şefkatli bir hekimin ona faydalı, şifalı ilâçları içirmek hususunda ettiği ısrara mukabil, hekime: “Senin ne ihtiyacın var, bana böyle ısrar ediyorsun?” demesinin ne kadar manasız olduğunu anlamayan yoktur.
BÜTÜN VARLIKLAR ALLAH’A TESBİH EDER
Burada, Kur’an’ın, ibadeti terk edenler hakkında şiddetli azarları, uyarıları, tehditleri ve dehşetli cezalarını da şöyle anlamalıyız: “Nasıl ki bir padişah, kendi himayesinde olan vatandaşlarının hukukunu muhafaza etmek için; herhangi bir adamın, onların hukukuna zarar veren bir hatasından ötürü onu şiddetli cezaya çarpar, ibadeti ve namazı terk eden bir adam da, Sultan-ı Ezel ve Ebed’in raiyeti hükmünde olan mevcudatın hukukuna ehemmiyetli bir tecavüz ve manevî bir zulüm eder. Çünkü mevcudatın kemalleri, Sâni’a müteveccih yüzlerinde tesbih ve ibadet ile tezahür eder. Kur’an’ın birçok ayetinde bütün varlıkların Allah’a tesbih ve ibadet ettiği vurgulanmaktadır. İbadeti terk eden kimseler, mevcudatın/varlıkların söz konusu ibadetlerini görmez ve göremez, belki de inkâr eder. O vakit ibadet ve tesbih noktasında yüksek makamda bulunan ve her biri birer mektub-u Samedanî (her şey kendisine muhtaç ve kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’ın birer mektubu hükmünde) ve birer âyine-i esma-i Rabbaniye (Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellisini yansıtan birer ayna hükmünde) olan mevcudatı; âlî, yüksek makamlarından tenzil ettiğinden ve ehemmiyetsiz, vazifesiz, camid, perişan bir vaziyette telakki ettiğinden, mevcudatı tahkir eder; kemalâtını inkâr ve tecavüz eder. İşte bu istihkakı ve mezkûr hakikatı ifade etmek için, Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan mu’cizane bir surette o şiddetli tarz-ı ifadeyi ihtiyar/tercih ederek, tam tamına hakikat-ı belâgat olan mutabık-ı mukteza-yı hale mutabakat ediyor.” (B. Said Nursi, Lemalar, 189-191)
Bilinmesi gereken önemli bir husus da şudur ki; ihtiyaç demek, onsuz olmanın zor olduğu olgu demektir. Oysa Allah ezelidir. Evreni yaratmadan önce de vardı ve ona tapanlar da yoktu. Özellikle ibadetle mükellef olan cinler ve insanların varlık tarihi çok da eski değildir. Demek ki, Allah’ın tapınmaya ihtiyacı yoktur. Fakat insanların ona tapmaya ihtiyacı vardır. Çünkü insanların manevi yapısı bununla inkişaf eder, mana kazanır, derinleşir.
TEMBELLERLE ÇALIŞKANLARI AYIRAN BİR İMTİHAN
Bununla beraber, ibadet/Allah’a kulluk meselesi bir imtihan konusudur. İmtihan ise tembellerle çalışkanları, akıllılarla geri zekalıları, kıvrak zekalılarla sabit fikirli olanları, elmas ruhlarla bakır ruhları birbirinden ayırmak için yapılır. Dünya imtihanları da böyledir. Başaran vali olur, başaramayan çoban olur.
Allah’ın celal ve cemal şeklinde iki türlü sıfatları vardır. Bu sıfatların tezahürü olarak cennet ve cehennem yaratılmıştır. Şu anda da bunlar mevcuttur. Allah herkese imtihanı kazanabilecek donanımlar vermiştir. Nitekim, akıldan mahrum deli ve çocuklar imtihana tabi tutulmamıştır. Fakat aklı olduğu halde, 124 bin peygamber, 104 kitap ve bunların öğretilerini ders veren milyonlarca İslam alimi ve evliyasına rağmen kendi nefsini bir nevi ‘ilah’ edinip onun emrinden çıkmayanlarla, gece gündüz O’na itaat etmeyi, vazife bilenleri bir tutması adaletsizliktir. Demek ki cennet adam istediği gibi, cehennem de adam ister. İşte dünyadaki imtihanın bir karşılığı olan cennet ve cehennemin varlığı bu haksızlığı önlemeye yöneliktir.
Burada, İslam âlimlerinin çok güzide şahsiyetlerinden oldukları kabul edilen Muhyiddin İbn Arabî hazretleri ile Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin kâfirler hakkındaki cehennem azabının durumu konusunda yaptıkları orijinal yorumlarını hatırlamakta büyük faydalar olduğunu düşünüyoruz:
MUHYİDDİN İBN ARABÎ
“Kur’an’da ifade edildiği üzere- ölerek yok olmayacaklarına ve cehennemden çıkıp cennete giremeyeceklerine göre, Allah’ın sonsuz rahmeti ve lütfu, onlar hakkında da -bizzat ateşin içinde- bir şekilde tecelli etmesi gerekir. Bu da şöyle olabilir: Cehennemde ebedî kalanlar -Allah’ın haklarında tayin ettiği- cezalarının süresi bittikten sonra, artık ateşe karşı bir alışkanlık, bir muafiyet kazanacaklar. Acıyı hissetme duyuları kaybolup, artık elemi, sızıyı, ağrıyı duymaz hale geleceklerdir. Hatta, uykuda olan birinin -rüyada- gördüğü türden hayalî bir lezzeti bile hissedebileceklerdir. (bk. İbn Arabî, Futuhat, 1/303)
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
“Maahaza kâfirin meskeni cehennemdir ve ebedî olarak orada kalacaktır. Fakat kâfir kendi ameliyle bu duruma kesb-i istihkak etmiş (cehennem azabını hak etmiş) ise de amelinin cezasını çektikten sonra, ateş ile bir nev’ ülfet (alışkanlık) peyda eder ve evvelki şiddetlerden azade olur. O kâfirlerin dünyada yaptıkları a’mal-i hayriyelerine mükâfaten, şu merhamet-i İlahiyeye mazhar olduklarına dair işarat-ı hadîsiye vardır.” (bk. İşarat-ül İ’caz, s. 81).
İbn Arabi ve B. Said Nursi’nin sözleri “(Onlara denecek ki:) Bu gününüzle karşılaşmayı unutmanız sebebiyle cezayı tadın bakalım! İşte şimdi biz de sizi unuttuk; haydi yaptıklarınızın bedeli olarak ebedî azabı tadın şimdi!” (Secde, 32/14) mealindeki ayette yer alan “Haydi yaptıklarınızın bedeli olarak ebedî azabı tadın şimdi!” mealindeki ifadesiyle çelişmiyor. Çünkü ayette ‘azabın ebedi’ olduğuna vurgu yapılmıştır. Azabın ebediliği bir anlamda azap yerinin ebediliğini ifade eder. İbn Arabi ve Bediüzzaman ise, azabın devam ettiğini, azap yerinin ebedi olduğunu kabul ediyorlar. Yalnız azap çekenlerin ateşe karşı bir alışkanlıklarının olacağına vurgu yapıyorlar.
Bediüzzamanın ‘işarat-ı hadisiye’ dediği hadisin hangisi olduğunu kesin olarak bilemiyoruz. Yalnız bu konuda şu deliller gösterilebilir:
1. “Rahmetim her şeyi kaplamıştır.” (Araf, 7/156) mealindeki ayetten öyle bir işareti sezmek mümkündür.
2. “Rahmetim gazabımı geçti.” (bk. Aclunî, Keşfü’l-Hafâ, 1/448) manasındaki kutsi hadisi, bu konudaki işarete bir işaret olabilir. Rahmetin gazabını geçtiğini gösteren en açık bir belge, kâfirler için ebedi bir hapis yeri olan cehennemdeki azaplarının en sonunda hafifletilmesi olarak ortaya çıkmasıdır.
3. Hz. Peygamber (SAV) şöyle buyurdu: “Allah mahlukları yarattıktan sonra, Arşın üstünde yanında bulunan kitabına şunları yazdı: ‘Rahmetim, gazabıma galip geldi.’” (Buhari, h. no: 3194). Rahmetin gazaba galip gelmesinin bir manası şudur: Gazabın tecellileri ile kâfirlerin suçlarına karşılık olarak çektikleri cezadan sonra, yine en üst konum ve mutlak hâkimiyet sonsuz ilahi rahmetin olacaktır. Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşıldığı üzere, İbn Arabi ve Bediuzzaman gibi düşünenlerin bu düşüncesi yanlış değil, bilakis rahmet penceresinden bakıldığı zaman çok da isabetlidir. Buna göre, bazı ayetlerde ebedi cehennemlik olan kâfirlerin azaplarının hafifletilmeyeceğine hatta artırılacağına yönelik ifadeler, “Normal suç-ceza ilişkisi çerçevesinde adaletin tecelli ettiği bir süreçteki durumla” alakalıdır. Bu devrede celal penceresinden tecelli eden Allah’ın gazabı hâkimdir.
Müebbet cehennem hapsine çarpılanların, işledikleri suçlarının karşılığını gördükten sonra-cehennemin dışına çıkmaları ilahi hikmete göre mümkün olmadığı için- ‘gazabı geçen’ ilahi rahmet devreye girer ve ilahi gazabı devre dışı bırakır. Artık inkârcılar, ebediyete kadar cehennemde kalmakla birlikte, lezzetsiz ama aynı zamanda az da olsa kedersiz bir hayat süreceklerdir. Her şeyi en iyi bilen yalnız Allah’tır.
GÜNDEM
20 Eylül 2026SPOR
20 Eylül 2026GÜNDEM
20 Eylül 2026GÜNDEM
20 Eylül 2026GÜNDEM
20 Eylül 2026UNCATEGORİZED
20 Eylül 2026EKONOMİ
20 Eylül 2026
1
Süleymancıların Hollanda eski yetkililerinden şok sözler! (2)
8742 kez okundu
2
Kayıp eşini otel odasında oğlunun arkadaşıyla bastı!
7522 kez okundu
3
Milli Takımı üzen haber Madrid’ten geldi!
6747 kez okundu
4
Buca Belediyesi, yolsuzluk ve rüşvet operasyonunda eski ve yeni başkanlar dahil 42 kişi tutuklandı
6475 kez okundu
5
Kamyonet Zap Suyu’na uçtu, 2 kişi hayatını kaybetti, 2 yaralı tedavi altına alındı
5982 kez okundu
Erbakan’ın oğlu olmak yetmez
Trabzon’da dev müsabaka başladı: Trabzonspor – Galatasaray karşılaşması saat kaçta başlayacak, hangi kanaldan yayınlanacak? Maçı canlı izle
Kocaeli’de çekişmeli mücadele başlıyor: Kocaelispor – Gaziantep FK karşılaşması saat kaçta başlayacak, hangi kanaldan yayınlanacak? Maçı canlı izle
Süper Lig 6’ncı hafta günün açılış maçı başlıyor: Çorum FK – Alanyaspor karşılaşması saat kaçta başlayacak, hangi kanaldan yayınlanacak? Maçı canlı izle