Patagonya’da Utanmaya Gerek Duymadılar.
Deli Sorular?…
Bazılarının ar damarları çatlamıştı bir kere.
Patagonya’da bir şeyi Kaybetmemek için çok şeyden vazgeçtiler.
Önce mahallelerini, komşularını değiştirdiler, sonra hanımlarını “yenilediler.” dediler.
Patagonya’da işler böyle oldu.
Bazıları…
Elbette hepsi değil.
“Sağcıyız, solcuyuz” diyenler vardı aralarında.
Muhasebe;
Patagonya’da vazgeçmek kolay değil, ne varki insanı Patagonya’da da vazgeçtiklerinden yavaş yavaş vazgeçirdiler.
Vazgeçtiklerini birer birer kaybettikleri için fark etmediler.
Fark ettilerse de bir gerekçe bulmakta sıkıntı çekmediler.
Her gidene, her yitirdiklerine bir cevapları bir gerekçeleri bir bahaneleri oldu ve rahatlattılar kendilerini.
Oysa inandıkları vardı, itirazları, hedefleri ve iddiaları vardı.
Hepsinden birer birer vazgeçtiler.
İlk zamanlar doğrusu biraz rahatsızlık duymadıkları söylenemez.
Hatta iç geçirdiler kimseye söylemeseler de hepsi biliyordu kaybettiklerini.
Şöyle bir yirmi yirmi beş yıl öteye gitseler ve kendilerine sorsalar vazgeçtiklerini, vazgeçecekleri akıllarına gelir miydi?
Ama vazgeçtiler “bir şey” için!
O “şey”e o kadar alışmışlardı ki anlatılmaz haz aldılar.
Bu gibiler için “bürokrasi” bir telefon kadar yakındı.
Her şeyi emirlerinin altında hissediyorlardı.
İlk dönemler, iç muhasebe dönemi de zamanla geçti.
Öyle ya artık olan biten için gerekçe bulmaları kolaylaşmıştı.
Bazıla aynı konumu almaya başlamıştı.
O halde belki de kim bilir doğru olan şimdiki durum olamaz mıydı?
Yani!
Olabilirdi elbette, hem kimsenin bu duruma itirazı yoktu.
O halde üzülmek niye!?
Öyle değil mi?
Hatta “utanmaya da gerek yok” diye geçirdiler içlerinden.
Hem başarılarından daha da doğrusu zenginliklerinden konuşulmaya başlanmıştı.
“Adam işini biliyor kardeşim.”
“Adam başarılı iş adamı.”
”Adam başarılı politikacı, bürokrat.”
Denilmeye başlanmıştı.
Kimse artık sorgulamıyordu.
Nasıl kazandıklarını, neleri ezip geçtiklerini.
Hatta köşe dönme atraksiyonu yapmayanlar beceriksiz görülmeye, irdelenmeye başlanmıştı.
Öyle ya halen evlerine toplu taşıtlarla gidiyorlardı, hatta bazıları kiralarını ödemede zorlanıyorlardı. Onlar uzaklaştırılmalıydı.
Öyle de yapıldı.
Onlar da zaten rahatsızdı bu durumdan ve uzaklaşmışlar kendi yağları ile kavrulmayı tercih etmişlerdi.
Onlar yalnız yaşamayı tercih edenlerdi.
Sahi yıllarca dillerine doladıkları “helal, haram, kul hakkı” gibi kavramlar artık özenle dillerinden, literatürlerinden çıkarılmıştı.
Artık bazıları için her şey zaman içinde normalleşmişti.
Nerede ise her şey mübah görülecek noktaya sürüklenmişlerdi.
Eş ve çocukları mankenlere taş çıkartacak şık kıyafetler içinde, son derece pahalı lüks arabalarda endam ediyorlar, caka satıyorlardı.
Çocukları ve eşleri asla “bu değirmenin suyu nereden geliyor” demiyorlar içinde bulundukları durum ve kocalarından gurur duymakla kalmıyor, diğerlerinin araba, ev, seyahat yarışı içine bile giriyorlardı.
İş şirazesinden çıkmıştı!
Bir ara, ”mücahitler müteahhit oldu, keselerini doldurdu” gibi bir tekerleme dillerine dolanmış olsa da sadece vicdanların rahatlatılmasında son derece tesirli sihirli sözcük bulunmuştu.
“Müteahhit” olmadığımıza göre bu eleştiri bana/bize yapılmıyordu” diye düşündüler ve rahatladılar.
Öyle ya ben/biz müteahhit değildik, bürokrat, siyasetçi, belediye başkanı, mebus, ya da her ne ise oyduk.
Biz müteahhit değildik!
Eleştirilenler ‘müteahhitlerdi!’
Bazıları bizimki emeğimizin karşılığı olduğunu düşünerek bir oh çekip rahatladılar.
Vicdanlarını teselli ettiler!
Öyle ya biz “adamlara yardımcı oluyorduk tabi ki bunun bir karşılığı olmalı değil miydi!”
Öyle inanmayı tercih ettiler.
Oysa “rüşvet alan da veren de melundur” diye tabelaları makam odalarının girişine göğüslerini kabartarak asmışlardı!
Asmışlardı asmasına da,
ama o tabelalar artık rahatsız etmeye başlamıştı!
“Yahu sahi bu tabelaları kimin gazına gelip astık” diye düşünmeye, pişman olmaya başlamışlardı!
Tabelanın altından geçerken utanmak yerine tepeleri atar olmuştu!
“Bu tabelalardan kurtulmalıyız” diye düşünmeye başladılar.
Bu da ne böyle?!…
Burası Patagonya!
Burası devlet dairesiydi böyle tabelaya, levhaya ne gerek vardı.
Sonra birer birer o tabelalar kaldırıldı.
Artık tepelerini attıracak sinir bozucu levhalardan kurtulmuşlardı!
Çok alışmışlardı çok!
O koltuklar, makam arabaları, karşılarında ceketini düğmeleyen insanlar öyle böyle haz vermiyordu; artık içinde bulundukları ortamla kanka olmuş, ayrılmaz parçalar haline gelmişlerdi.
Hem sonra artık nasıl geçinilir, bir evde tencere nasıl kaynar, elektrik, su, doğalgaz, kira faturaları akıllarına bile gelmiyordu!
Geçim derdi mi?
Fatura mı?
Pahalılık mı?
O da ne ki?
Adeta level atlamışlardı.
Önce kimisi oturduğu, belki doğup büyüdüğü mahalleyi terk etmişlerdi. Bazıları işi daha ileriye vardırmıştı;
belediye otobüsü ile dolmuş ile seyahat eden, pazar pazar dolaşıp, en uygun, en hesaplı sebzeyi alabilmek için, semt pazarını ayakları şişene kadar her bir noktasını elinde pazar eşyası ile en ucuzunu almak, aile bütçesine destek olmak için gayret gösteren “kıyafetim var yenisine gerek yok” diye yıllarca aynı elbiseyi giyen hanımlar için aralarından bazıları “bizim köylü, amcamın ya da dayımın kızı eh işte bizimkiler düğünü ucuza kapatmak, fazla “başlık parası” vermemek için bizi baş göz etmemişler miydi!”
Diye düşünmeye başlamıştı bazıları. “Öyle ama bir türlü ayak uyduramadı, kendisine bakmıyor! Falan falan….! “ diyerek amca, dayı veya köyünün kızlarını, babaları, anaları düğün masrafı az olur fazla altın takı istemezler hem bildiğimiz kız, köyümüzün kızı aslı nesli belli gibi kriterlerle oğullarını evlendirmişlerdi.
Ama oğulları level atlamış, o kızların yerini artık kendine bakan(!) bakımlı, pahalı başörtüsü, pahalı marka kıyafetler alan bir giydiğini bir daha giymeye tenezzül etmeyen hanımlar yerini almıştı.
Amca, dayı kızı, köyünün kızı kapı dışarı edilmişti!
Yuvalar dağılmış, bereket gitmiş, mutluğun esamesi kalmamıştı artık! Patagonya’da!
Patagonya’dan uzak doğuya “işret” seyahatleri yapanlar da olmuştu aralarında.
Hem de siyasi görüş ve parti farkı gözetmeksizin.
Nereye gidiyoruz!?
Biz bu muyuz!?
Biz buyduk da kendimizi yeni mi keşfetmiştik! diye düşünmeye başlamışlardı!
Galiba biz buyduk, kendimizi yeni keşfettik! diye iç geçirmişlerdi.
“Asıl azmaz bal kokmaz” demiyor muydu ulularımız.
Üzerilerine giyindikler gömlek dar geldi!
Kimisi vakit kaybetmeden çıkardı gömleği!
Kimisi gömleği çıkarmaya utandı, gömleği ters giymeyi denedi!
Bazıları madem gömleksiz olmuyor “gömlek mi yok, başka gömlek giyeriz” dedi ve başka gömlek giydi!
Artık gömlekler tanınmaz oldu.
Gömlek olsada olmasa da bir anlamı kalmadı!
Olmadı, olmuyor!
Bu siklet bu yükü taşımıyordu.
“O halde ne yapmalıyız?” diye düşünmeye başladılar bazıları.
Öncelikle özür dilemeliyiz yaradandan, kendimizden, etrafımızdan milletten!
“Biz sizi aldattık affedin bizi” demeliyiz.
Demeliyiz ki, insanlar, müslümanlar şöyle müslümanlar böyle diyerek bizi örnek göstermesinler.
Çekin ellerinizi dini duygulardan, milli duygulardan!
Çekin ellerinizi “ideal” söylemlerden!
Varsın sizin olsun siyaset alanınız, makamlarınız, şöhretleriniz, zenginliğiniz!
Sizin olsun dünyalıklarınız!
Yeter ki milli ve dini hassasiyeti olan, referansı ‘İslam ve milliyetçilik’ olanlar şunları şunları yaptılar, yapıyorlar dedirtmeyin!
Artık yeter!
Kral çıplak diye düşünmeye başlamış olsalar da kimileri için artık çok geç olmuştu.
Aralarında pek çoğu kibir – gurur abidesi olmuşlar, alçak dağları ben yarattım edasındaydılar!
Öyle ya kılıçlarının önü de arkası da kesiyordu.
Böyleleri için her şeye ulaşmak bir telefon kadar yakındı.
Patagonya’da bilge ihtiyar bu duruma çok üzülüyordu, önlerinden geçen kibir abidelerini gördükçe hayıflanıyor “hah geçti gene ……” diye içinden geçirdikçe üzülüp kahroluyordu, böyle mi olmalıydı?
Neden böyle oldu, nerede hata yaptık?!
Biz bu muyuz diye düşünüyor elinden bir şey gelmemesine kahroluyordu!
“Biz henüz makama, yetkiye paraya hazır değil miydik?” diye beynini yakan sorular akıp gidiyordu.
Bazıları ve diğer bazıları!
Onlar için artık çok geçti, imtihanda kaybedilmişti!
Şükür ki hepsi değildi!
Diğer bazılarına selam olsun!
Burası Patagonya!
Patagonya’da da biri çıkmış, “başta belediye başkanları ve siyasetçiler mal varlıklarını açık olarak ilan etmeleri mecburi olsun” demiş!
Bak şu kendini bilmeze(!)
Patagonya’yı bize benzetenler de az değil bu arada.
Vesselam.
GÜNDEM
23 Şubat 2026SPOR
23 Şubat 2026GÜNDEM
23 Şubat 2026GÜNDEM
23 Şubat 2026GÜNDEM
23 Şubat 2026UNCATEGORİZED
23 Şubat 2026EKONOMİ
23 Şubat 2026
1
Kayıp eşini otel odasında oğlunun arkadaşıyla bastı!
7380 kez okundu
2
Kamyonet Zap Suyu’na uçtu, 2 kişi hayatını kaybetti, 2 yaralı tedavi altına alındı
5861 kez okundu
3
Çanakkale’de çevre illerde de hissedilen deprem!
4636 kez okundu
4
Türkiye Kupası 3’üncü hafta mücadelesi başlıyor: Kocaelispor – Beşiktaş karşılaşması saat kaçta, hangi kanaldan yayınlanacak? Maçı canlı izle
4619 kez okundu
5
Eski eşini feci şekilde dövdü, sevgilisini bıçaklayarak öldürdü!
3743 kez okundu