DOLAR 43,8377 0.16%
EURO 51,7041 0.16%
ALTIN 7.182,082,07
BITCOIN 29782530,37%
İstanbul

HAFİF YAĞMUR

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Gaybi haberlerin ilahi mühürleri

Gaybi haberlerin ilahi mühürleri

ABONE OL
Nisan 27, 2022 22:12
Gaybi haberlerin ilahi mühürleri
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Tebbet ve Rum sureleri, Kur’an’ın Allah’ın kelamı, Hz. Muhammed’in ise Allah’ın elçisi olduğunu tasdik eden ilahi mühürlerdir.

PROF. DR. NİYAZİ BEKİ

Kur’an’ın semavî kimliğini gözler önüne seren hususlardan biri de gaybî haberlerdir. Kur’an’ın pek çok mucizevi yönlerinden gaybi haberlerin tercih edilmesinin sebebi, bunların kolay anlaşılan, tarih tarafından tasdik edilen, tartışmasız birer mucize olmalarındandır. Bu yazımızda iki misal arz edilecektir. Biri Ebu Leheb’in imansız öleceğine dair gaybi haber; diğer Bizanslıların İranlılara galip geleceğine dair savaş haberi.

Tebbet suresi, Ebu Leheb ve eşinin küfür üzere öleceğini haber vermiş ve haber verdiği gibi de çıkmıştır.

Halbuki, Ebu Leheb, Tebbet suresi indikten yaklaşık on yıl sonra ölmüştür. Yani Tebbet suresinin ayetleri, Ebu Leheb hasta yatağında ölümü beklerken gelmemiş, bilakis on yıl sonraki akıbetini bildirmiştir. Bir beşer olarak Hz. Muhammed’in (s.a.v) bunu bilmesi elbette mümkün değildir.

Keza, İslam’ın başlangıcında İslam’ın birçok düşmanları vardı ki, zamanın geçmesiyle her biri teker teker İslam’a girmiş ve Peygamberimize biat etmiştir. Hatta bunların içinde Müslümanlarla ciddi savaşan Halid b. Velid, Ebu Süfyan, Amr b. As gibi zatlar da vardı. Dahası bunların içinde Hz. Hamza’yı şehit eden Vahşi adındaki köle ile Hz. Hamza’nın karnını yarıp kalbini söken meşhur kadın Hind de bulunuyordu.

Bu kişiler gibi Ebu Leheb’in ve eşinin de tövbe etmesi mümkündü ve son derece de doğaldı. Ancak Kur’an’ın lisanıyla, onların tövbe etmeyeceği ve kâfir olarak öleceği ilan edildi. Acaba Hz. Muhammed (s.a.v) Allah’ın peygamberi ve Kur’an da Allah’ın kitabı değilse, Ebu Leheb’in ve eşinin kâfir olarak öleceği nasıl bilindi?

Bununla beraber, insanların en akıllısı, en zekisi, en şereflisi, onuruna en düşkünü olduğu dost-düşman insanların büyük çoğunluğu tarafından kabul edilen Hz. Muhammed (s.a.v) gibi bir insanın durup dururken sonucunu kesin olarak bilmediği böyle bir haberi seslendirip kendini riske atması mümkün mü? Yalandan da olsa “Biz iman ettik” deseler idi, İslam davası adeta doğmadan ölüme mahkûm olurdu. Demek ki bu haberi veren, yalandan da olsa onların “İman ettik” demelerine izin vermeyeceğini bilen ve işin akıbetini elinde tutan Allah’tır. Aklı selim sahibi her insan, bu haberin kaynağı her şeyi bilen her şeye gücü yeten her dediğini yapabilen Allah’tan başkası olmadığını tasdik eder. Bu yönüyle Tebbet suresi, Kur’an’ın Allah’ın kelamı, Hz. Muhammed’in (s.a.v) ise Allah’ın elçisi olduğunu tasdik eden ilahi bir mühür ve silinmez bir ıslak imzadır.

Rum Suresi/ İranSâsâni-Rum/Bizans Savaşı:

Rum suresi Mekke’de nazil olmuştur. Kendisinden önceki bir sure olan Ankebut suresi ile yakın bir ilişki içerisindedir. Bu ilişkinin ana teması Kur’an’ın mucizeliğidir:

Ankebut suresinde mucize isteyenlerden bahisle “Onlar dediler ki: Ona (Hz. Muhammed’de) Rabbinden mucizeler indirilmeli değil miydi? De ki: Mucizeler ancak Allah katındandır. Kendilerine okunan kitabı sana indirmemiz onlara yetmedi mi?” (Ankebut:50-51) buyurulmuş ve bu sure, savunmaya dayalı Allah yolundaki cihadı ve iyi davranışı teşvik eden şu ifadelerle bitirilmiştir: “Bizim uğrumuzda cihad edenlere gelince, elbet onlara kendi yollarımızı göstereceğiz. Şüphesiz ki Allah, iyi davrananlarla beraberdir” (Ankebut:69).

Rum suresi ise, Ankebut Suresi’nde işaret edildiği üzere, insanların görmek istediği mucizeler açısından, Kur’an’ın gerçekten yeterli bir i’caz kaynağı olduğunu kanıtlamak için, gaipten haber veren ayetlerle başlamıştır. Verilen haberin doğruluğu da – ayette ifade edildiği gibi- bir kaç yıl sonra tarihi bir vaka olarak fiilen tescil ettirilmek suretiyle kesin mucize olarak ispatlanmıştır (Kurtubi, 14/5).

Konu ile ilgili ayetlerin mealleri şöyledir:

“Elif Lam Mim, Rumlar (İranlılara) yenildi. (Arapların bulunduğu bölgeye) en yakın bir yerde onlar, bu yenilgilerinin ardından bir kaç yıl içinde galip geleceklerdir. Daha önce de daha sonra da emir yalnız Allah’ındır. Ve o gün müminler Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir. O dilediğine yardım eder. O her şeye galiptir, çok merhametlidir. Bu Allah’ın vadidir. Allah vadinden caymaz. Fakat insanların çoğu bilmez.” (Rum:1-6)

Tefsir, hadis ve tarih kaynaklarının bildirdiğine göre, Rum suresinde söz konusu edilen olayın özeti şöyledir: Bizans ordusu, İranlılarla girdiği savaşta, yurtlarının İran’a en yakın bir yerinde (veya Arabistan yakınında) mağlup oldu. Bu haber Hz. Peygamberi (s.a.v.) ve Müslümanları epey üzdü. Müşrikler ise buna sevindiler. Çünkü kendileri gibi kitapsız bir devlet olan İran/Sasani ordusu, Müslümanlar gibi ehl-i kitap ve semâvî bir dine mensup olduğunu iddia eden Bizans ordusunu feci şekilde yenmişti. Bu hususu, Übeyy b. Halef gibi bazı müşrikler, Hz. Ebubekir’e anlatmış, bu savaşı, kendileri için uğur getirecek bir olay olarak değerlendirmiş ve: “Bizim İranlı dostlarımız, sizin Bizans dostlarınızı yendiği gibi, biz de yakında aramızda çıkacak bir savaşta mutlaka sizi yeneceğiz” demeyi de ihmal etmemiştir. Buna mukabil, Hz. Peygamberden (s.a.v) işin gelecekle ilgili gerçek boyutunu öğrenmiş biri olarak Hz. Ebubekir, “Allah sizi sevindirmeyecektir. Yakın bir gelecekte Rumlar, İranlılara mutlaka galip gelecektir. Peygamberimiz (s.a.v) bunu bize haber verdi” diyerek tepki göstermiştir. Übeyy b. Halef ise ona “Yalan söylüyorsun, haydi bir müddet tayin et, seninle bahse girelim” demiş. Hz. Ebu Bekir, “Allah’ın düşmanı! Asıl yalancı sensin!” diyerek cevap vermiştir. Ve nihayet ikisi arasında bahse dair, belirlenen üç yıllık süre ile on develik miktarı içeren bir antlaşma yapılır(ki o zaman daha kumar yasağı gelmemişti). Birkaç gün sonra, Hz. Peygamberin (s.a.v) direktifleri doğrultusunda, Hz. Ebubekir tarafından yeniden söz konusu antlaşma gündeme getirilmiş ve –Kur’an’ın “bid’a sinin=bir kaç yıl” ifadesine uygun olarak, Rumları galip getirecek savaşın olacağı zaman dilimi, üç ila dokuz yıl olarak tespit edilmiş, bahse konu olan rehin miktarı ise, yüz deve şeklinde belirlenmiştir. Hâdise olduktan sora, Hz. Ebu Bekir bu develeri almış ve Efendimizin emri üzerine tasadduk etmiştir. Rumların İranlıları yendiği gün, Müslümanlar da Bedir’de müşriklere karşı galip gelmişlerdir. (Tirmizi, 3193)

İngiliz Tarihçisi Gibbon: “Decline and Fall of The Roman Empire (2/788)” (Roma İmparatorluğu’nun Sukut ve İzmihlali) isimli eserinde, Hz. Peygamberin bu şaşırtıcı haberinin gerçekleşmesi karşısında hayran kalarak, bin iki yüz elli yıl sonra özetle şu satırları yazmıştır: “İki İmparatorluğun sınırları dışında bulunan ve bunlardan her birinin diğerini imha için hazırladıkları tertibatı bilen Hz. Muhammed (s.a.v), İranlıların adım başında zafer kazandıkları bir dakikada, Bizanslıların bir kaç yıl sonra galip geleceklerini söyledi. Dünyada hiç bir haber, o zamanın durumu karşısında, bunun kadar inanılmayacak bir mahiyette sayılmazdı. Çünkü Doğu Roma İmparatorluğu, zafere değil, yıkılmaya doğru gittiğini gösteriyordu.”

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP