Ayakta kalırsın ama orada değilsindir.
Bazen bu halin bir adı vardır.
Hipoglisemi…
Diğer adıyla kan şekerinin düşmesi.
İnsan o an bayılmaz belki.
Ama terler, başı döner, elleri titrer,
dalgınlaşır ve dikkati dağılır.
Ayakta durur ama tam orada değildir.
“Bir şeyim yok” der.
“Biraz açım” der.
Geçer sanır.
Oysa vücut çoktan konuşmaya başlamıştır.
Şeker düştüğünde sadece bir değer düşmez.
Terleme, çarpıntı, baş dönmesi başlar.
İnsan kendine bile yabancılaşır.
Ne yaptığını bilir ama neden yaptığını toparlayamaz.
Hipoglisemi bazen sessiz gelir.
Sokakta, işte, evde…
Bir anda yakalar insanı.
Özellikle diyabeti olanlar bunu iyi bilir.
Öğün atlandığında, yemek geciktiğinde, ilaç alınıp beslenme ertelendiğinde beden dengesini kaybeder.
Çünkü şeker sadece tatlı değildir.
Beynin yakıtıdır.
Dengenin, düşüncenin, ayakta kalmanın payıdır.
İnsan bazen “idare ederim” der.
Bir öğün daha geciktirir.
Bir uyarıyı daha görmezden gelir.
Ama beden idare etmez.
Beden ertelenmez.
Hipoglisemi bayılmaya gelmeden de hayatı zorlar.
İnsanın kendine güvenini sarsar.
Hayatla arasındaki bağı gevşetir.
Bu bir diyet meselesi değildir.
Bu, kendini ciddiye alma meselesidir.
Çünkü bazen düşen sadece şeker değildir.
İhmalin bedeni zorladığı yerdir.
GÜNDEM
16 Mart 2026SPOR
16 Mart 2026GÜNDEM
16 Mart 2026GÜNDEM
16 Mart 2026GÜNDEM
16 Mart 2026UNCATEGORİZED
16 Mart 2026EKONOMİ
16 Mart 2026