Dostlar;
Dünya hayatının lezzetleri ve tadı, ihtiyarlık, gam, keder, hüzün, hastalık, yaşlılık ve ölümle beraber hakiki ve sürekli birer lezzet olmaktan çıkıyor; onun için dünyada (hakiki ve daimi uzun vade yüz güldüren) bir lezzet yoktur.
Başka bir ifade ile ölüm dünyayı rezil etmiştir ve hiç bir akıllıya zevk adına bir şey bırakmamıştır.
Bu dünyada görünen ve yaşanan bütün lezzetler geçicidir.
İhtiyarlığı ve ölümü unutan, ihmal eden bir kişi, kabristan ile kendi evi, ölüm ile kendi zevki ve yaşayışı arasında gafletten bir perde çekse bile, belki geçici bir lezzet yaşar ama yaşlılık ve ölüm aklına gelsin gelmesin bir gün bu lezzetler kesinlikle yok olacaktır.
Yüce Allah‘ın kulları için mübah kıldığı güzel ve helal olan şeylerden lezzet almak ve hoşlanmak elbette dinen yasak değildir.
Haram olan ve yasaklanan lezzetler ise, nefse hoş gelebilir ancak bunun sonu hüsran olur.
Zira Yüce Allah‘a gülerek isyan eden ağlayarak azab görebilir.
Onun için şöyle demişler: “Yüce Allah’a gülerek itaat etmek ağlayarak isyan etmekten daha iyidir.”
Hayatını Kur’an’a ve sünnete göre yaşayan bir mü’min, en akıllı, en isabetli ve nimetleri yerli yerince kullanan bir kişidir.
Zira en büyük zevk, tat ve halavet Yüce Allah‘ın taat ve ibadetinde bulunur. İmanın tadına, ibadet ve taatın zevkine ve lezzetine varan bir mü’minin duyduğu ve hissettiği lezzeti ve huzuru dünyanın hiçbir lezzeti ve zevki bozamaz.
Rasulullah efendimiz bu hususta bir hadiste şöyle buyurmaktadır: “Yüce Allah’ı Rab, İslam’ı din ve Rasullah efendimizi peygamber olarak (kabul edip) razı olan kişi imanın tadını almıştır.” (Müslim: 34)
İnsan hayatı böyle bir rıza ile güzelleşir, süslenir, anlam kazanır ve böyle bir hayat dünyayı ahiretin tarlası kılar.
Ümüt var ol şeksiz, şüphesiz Allah’ın mağfireti günahlarımızdan daha büyük ve geniştir.
Bizim kusurlu ve eksik olarak yaptığımız amellerden daha çok senin rahmetine güveniyoruz.
Mağfiret, gücü yetenin, kendi maiyetinde olanın kabahatini ve kusurunu örtmesidir.
Başka bir ifade ile asla ceza vermemesidir.
Mesela bir köle, efendisinin kusurunu beni azarlamasın diye korkusundan örterse buna mağfiret denmez.
Cennet manasına da gelen rahmetin rızık ve nimet manasına da geldiğini, en özet manasıyla hayrı Yüce Allah‘ın dilediğine ulaştırmasıdır.
İmam-ı Şafii (r.a), ölüm döşeğinde şu beyitleri okuyarak mübarek ruhunu teslim etti:
“Kalbim katılaşıp çarelerim tükenince, yollarım daralınca umudumu affına bir merdiven olarak dayadım, günahlarım başımı aşkın çok fazla ama senin affınla bir araya getirince senin affının çok daha büyük olduğunu gördüm.”
Yüce Allah, bizleri ve bütün mü’min kardeşlerimizi yüce zatını Rab, islam dinini din, Rasulullah efendimizi Peygamber kabul edip bundan da razı olan ve böyle yaşayan ve bu yaşayışı ruh boğaza gelinceye kadar süren, Yüce Allah’ın rızasına mazhar olan kullarından eylesin.
Amin.
GÜNDEM
16 Mart 2026SPOR
16 Mart 2026GÜNDEM
16 Mart 2026GÜNDEM
16 Mart 2026GÜNDEM
16 Mart 2026UNCATEGORİZED
16 Mart 2026EKONOMİ
16 Mart 2026