17 Eylül 2026 Perşembe
Trabzon’da dev müsabaka başladı: Trabzonspor - Galatasaray karşılaşması saat kaçta başlayacak, hangi kanaldan yayınlanacak? Maçı canlı izle
Erbakan’ın oğlu olmak yetmez
Şimdi bunların yaptıkları yanlarına kar mı kalacak?
Kötülük, sensizlikten cesaret alır!
12 Eylül askeri darbesi…
50 yaşından sonra kadın görünmez olmamalı
“İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz.” (Ali İmran, 119)
Rabbim ne kadar doğru söyledi.
Biz, din düşmanlarını öyle bir sevdik ki, devlet-i aliye-i osmaniye‘den sonra, devlet idaresi, siyaset, eğitim, medya, ekonomi, askeri vb. bir çok kurumların başına sevmememiz gereken kişiler geldi.
“Ey iman edenler!
Kendilerine Allah’ın gazap ettiği bir kavmi dost edinmeyin.” (Mümtahine,13)
Hem Allah (c.c)’ı seveceksiniz, O’nun rızası için gayret göstereceksiniz, hem de Allah düşmanlarına her şeyinizle teslim olacaksınız.
Bu durum karanlık ile aydınlığı aynı odanın içerisinde tutma gibi bir şeydir.
Yine bu durum, aynı çeşmeden hem nuru, hem de kiri akıtmaktır ki, nuru da (dini de) kirletirsiniz.
“Allah’ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinenleri görmedin mi? Onlar ne sizdendirler, ne de onlardan.” (Mücadele, 14)
Şu andaki durumumuz bu ayeti açıkça doğrulamaktadır.
Sürekli acı deneyimler yüzümüze sert bir tokat gibi çarptığı halde, biz yine de onları seviyoruz.
Onlara şirin görünmek için dinden bile vaz geçiyoruz.
İbn Kesir şöyle dedi: “İslâm devletinin vatandaşı olan gayri müslimleri (zimmîler), devletin gizli işlerinde istihdam etmek caiz değildir.”
“Onlar, size gelen gerçeği inkâr etmişken siz onlara dostluk gösteriyorsunuz.” (Mümtahine, 1)
Senin dinine, diline, hukukuna, kılık kıyafetine ve ezanına dil uzatanları nasıl seversin, onlara nasıl arka çıkarsın?
Eğer seversen bunun ahirette bir cezası olmaz mı?
“Muhammed Allah’ın elçisidir.
Onun beraberinde bulunanlar, kâfirlere karşı sert, birbirlerine merhametlidirler.” (Fetih, 29)
Dini kimliğin korunması ve inanç birliğinin devamı için islama karşı düşmanlık eden ve Allah’ın hükmüne aykırı davranan kavimlerle dostluk kurulmamalıdır.
Bu durum yalnızca fiziksel dostlukla sınırlı olmayıp, ideolojik ve siyasi ilişkileri de kapsar.
İslam; bireylerin ve toplumların inançlarını, değerlerini, kimliklerini ve kültürlerini korumayı çok önemser.
Eğer mü’min, sürekli olarak inkâr edenlerle dostluk kurarsa, bu kişi bir noktada onların düşünce ve yaşama tarzlarını benimsemeye başlayabilir.
İdareci, yönetici, öğretmen, ebeveyn veya toplumda etkili konumda olan herkes, iyilik ve kötülüğün kapılarını açma, kapama potansiyeline sahiptir. İnsana düşen görev; elindeki yetki ve imkânları iyiye kullanmalı, kötülüğü engel olmalıdır.
“İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.” (Muhammed Kasaii)
“İnsanlar madenlerdir.
Onların cahiliye dönemindeki hayırlıları, fıkıh öğrendikleri takdirde, İslâm’da da en hayırlılarıdır!” (Buhari)“
“Sizin şerliniz ise kendisinden hayır beklenmeyen ve kötülüğünden de emin olunmayandır.” (Tirmizi)
“Muhakkak ki, hayr ve şer hazineleri Allah katındadır. Allah’ın şerre kılıf, hayra da anahtar kıldığı kimseye müjdeler olsun. Allah’ın şerre anahtar, hayra da kılıf kıldığı kimselere de yazıklar olsun.” (Taberani.)
“Her kim bir hayır yolunu gösterirse, onu yapanın mükâfatı gibi ecir alır.” (Ebu Davud) “
“Allah’a yemin ederim ki, senin irşadınla Allah’ın bir tek kişiye hidâyet vermesi, senin kızıl develere sahip olmandan daha kıymetli ve daha hayırlıdır!”
“İnsanların en şerlisini size haber vereyim mi?
Allah’ın adını vererek ister, kendisinden istenince vermez. (Tirmizi)
Devamını Oku
“Ben, müşrikler arasında yaşayan her müslümandan uzağım.” Ashab: “Ey Allah’ın Resulü, neden?” diye sordu? Buyurdu ki: “Çünkü onların ve bizim ateşlerimiz (yani hayatlarımız) birbirini görmesin.” Ebu Davud)
Bu hadisin amacı ötekileştirmekten ziyade imanın saflığını ve müslümanın kimlik bilincini korumaktır.
Çünkü müşrikler arasında yaşamanın riskleri çoktur.
Özellikle islami kimliğin bastırıldığı, açıkça yaşanamadığı yerler daha da tehlikelidir.
“Kim müşrikle birleşir (bir araya gelir) onunla birlikte oturursa o da onun gibidir.” (Süne ebi Davud)
Müşrik toplumlar içinde yaşarken müslüman kalmak zordur.
Kimliğini ve inancını korumak müslümanın asli vazifesidir.
Aksi takdirde asimilasyon kaçınılmaz olur.
“Allah’a yemin ederim ki, şayet Musa aranızda sağ olsaydı bana uymaktan başka bir şey yapamazdı.” (Ebu yala ve Ahmed)
Bir müslümanın yeryüzündeki en net aidiyeti Hz. Muhammed‘e bağlılığıdır. Bu bağlılık, sadece inanç olarak değil; hayat tarzı, tercih, aidiyet ve sadakat olarak da görünmelidir.
Onun şeriatı dışında hak şeriat yoktur.
Yaşadığı toplum ne kadar batılı, laik veya müşrik olursa olsun, müslüman kendi değerlerini her zaman korumalıdır.
“Kim bir topluluğa (katılarak onların) çokluğunu arttırırsa, O’da onlardan olur. Kim de bir topluluğun yaptığı bir eylemi onaylarsa kendisi de onlara ortak olur.“
Metalib Aliyeh İbn Hacer el-Askalânî şöyle der: “Bu hadis, görünürde bir grubun yanında yer almanın bile kalben aidiyet ifade ettiğini gösterir. Bir kişi bir toplumun karartısını artırıyorsa, o toplumun manevi sorumluluğunu da üstlenmiş olur.“
Hak ile batılın iç içe geçtiği, destek ve tarafgirliğin birbirine karıştığı bir ortamda bu hadis, tarafını seçme bilincini aşılıyor.
Dışarıdan “pasif” gibi görünen bir destek bile, İslam açısından aktif bir ortaklık kabul edilebilir.
Günaha fiilen katılmasan bile, taraftarlıkla suç ortağı olabilirsin.
Bir günahın reklamına, yayılmasına, normalleşmesine zemin hazırlamak da o günaha ortaklıktır.
Sosyal medyada beğeni, paylaşım, yorum gibi eylemler de bu kapsamda değerlendirilebilir.
وَلاَ تَرْكَنُوا إِلَى الَّذِينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّهِ مِنْ أَوْلِيَاءَ ثُمَّ لاَ تُنْصَرُونَ هود 113
“Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur (cehennemde yanarsınız). Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra (O’ndan da) yardım göremezsiniz!” Hud, 113)
Batıl ideolojileri destekleyen yürüyüşlere katılmak, günahı meşrulaştıran programlara destek vermek, zalim liderleri övmek, onların lehine konuşmak, ehl-i bidatin ve sapkın grupların toplantılarına katılmak, hepsi bu ayet ve hadisin kapsamına girer.
Tarafını seç; kalbin, sözün ve bedenin kimden yana olduğunu belirle.
Sadece fiil değil, gönül ortaklığı da mesuliyet getirir.
Allah, cümle dostlarımın arasına uhuvveti, kardeşliği payidar eylesin, rızasına uygun olmayan fiillerden amellerden muhafaza eylesin. Amin.
Devamını Oku
Yapan, ıslah eden bin kişi olsa, yıkan ifsad eden de bir kişi olsa yine yıkmak kolay olduğu için yıkan galib gelir.
Peki ya yapan ıslah eden bir kişi, yıkan ifsad eden ise bin kişi olursa o zaman nasıl olacak, buna ne demeli?
Yaşadığımız asrı ve zamanı şu an içinde olduğumuz ortamı ifade etmesi bakımından çok kaliteli ve yerinde bir tesbit.
Eğer bir mü’min kendi yakasını televizyonun zararlı ve ifsad edici programlarına ve dizilerine, internetin ğayyâ çukurlarına ve derinliklerine, akıllı telefonların oyalayan ve gaflete düşüren oyunlarına, şüphelerin ve şehvetlerin fitnelerine ve onların kaynaklarına kaptırırsa çay kaşığı ile topladığı sevapları, kepçe ile dağıtmış gibi zararlı çıkar.
Hayırlarını ve sevaplarını yitirmekle kalmaz, bu sefer artılar sıfırlanır ve eksiye doğru döner.
Sıfırın altına iner ve günahlar irtikab eder, uzun bir zaman elde ettiğini kısa bir zamanda kaybeder yitirir.
Mü’minin, ahiret yolcusunun tabiri caiz ise Yüce Allah ile ticaret yapan bir kişinin, bu ticaretinin kesada uğramaması ve zarar görmemesi için kazandıklarını korumak zorundadır.
Yazımızın başında geçtiği gibi yıkmak yapmaktan çok daha kolaydır.
Dülgerin bir yılda tamir ettiği binayı bir günde yıkması mümkündür,
Öyle ya gönül kırmak da işin kolay olan kısmıdır.
Asıl zor olan o günü tamir edebilmektir.
Her anlamda yapmak zordur, yine her anlamda yıkmak kolaydır.
Toplumun bütün fertlerine düşen görev, bu ülkenin güvenliğini korumak için uyanık olmaktır.
Toplum gemisini şiddet ve terör korsanlarından korumak için bu cinayetleri ve tahribatı işleyenleri veya onlara destek olanları güvenlik güçlerine bildirmektir.
Susmak ve görmezden gelmek yetmez.
Mutlaka bu olayların kökü kazınmalı, öldürücü mikrobu ve virüsü yok edilmelidir.
Bizler, bugün şiddetli sıkıntılar arasında iyimser olmaya ve olumlu bakmaya muhtacız.
Psikolojik çöküntüler arka arkaya gelmiş ve insanların birçoğu ümitsizliğe kapılmıştır.
Öyle ki, acılar arasında ümit verici gelişmeleri ve müjdeleri unutmuş veya unutmuş gibi davranmaktadır.
Allah’ım!
Elimizden geldiği kadar bizlere ve bütün mü’min kardeşlerimize hayırlar ve iyilikler yapmayı nasip eyle.
Kazanımlarımızı yitirmeden bize lütfettiğin organları ve imkanları senden başkasının emrinde değil, senin emrinde ve yolunda razı olduğun gibi kullanarak sâlimen, gânimen sana kavuşmayı bizlere ve bütün mü’min kardeşlerimize nasip eyle. Âmin.
Devamını Oku
Bir insanın bir yerde çok kalması onun kıymetini düşürür.
O halde bazen kişi görünüp, bazen kaybolursa, sefere çıkarsa veya bir miktar gözden kaybolsa daha çok kıymetli olur.
Güneşe baktım da bir yerde devamlı durmadığı için insanlar onu çok seviyor.
Doğuyor ve bir müddet sonra batıyor onun için insanların güneşe sevgisi artıyor.Bir hadiste buyrulur ki: “Ziyareti ara sıra yap sevgin artsın.” buyrulur.
Makbul ziyaretlerden biriside alimleri iyilik ve takva ehlini Allah için ziyaret etmektir.
“Bir adam köydeki kardeşini ziyarete giderken Allah, ona gözcü bir melek gönderir. Melek ona nereye gittiğini sorar. Oda, “Şu köyde bulunan bir kardeşimi ziyaret etmek istiyorum” der.
Melek, “Onun sana dünyevi bir menfaati mı var ?” der. O kimse, “Hayır yok. Ben onu Allah için seviyorum” diye cevap verir.
Melek’de, “Ben Allah’ın sana gönderdiği bir elçiyim, o kimseyi Allah için sevdiğin gibi Allah da seni sevmiştir.” der.”
Bu hadisi, Müslim rivayet eder.
Hz. Peygamber Efendimiz şöyle buyurur: “Sizden cennet ehli olan kimseleri haber vereyim mi? Hz. Muhammed cennettedir. Şehid cennettedir. Sıddîk cennettedir. Çocukken ölen cennettedir. Şehrin uzak bir köşesindeki kardeşini ziyaret eden adam cennettedir.”
Bu hadisi, Dârakutni ve Taberâni rivayet eder.
Allah Teâlâ, kudsi bir hadiste şöyle buyurur: “Benim için birbirini sevenlere, benim için birlikte oturanlara, benim için birbirini ziyaret edenlere ve benim yolumda infak için birbirleriyle yarışanlara sevgim vacip olmuştur.”
Ahmed ziyaretin bir takım âdâbı vardır.
Ziyarette uygun vakit ve uygun gün seçimi önemlidir.
İzinsiz evlere girmek islam adabına ters düşer.
Sürekli ve uzun ziyaretler bıkkınlığa, vaktin boşa harcanmasına yol açar.
Amaçsız yapılan çok ziyaretlerin, kadın ve erkeklerin birlikte oturmaları gevezeliğe, dedikoduya, gıybete ve haram oyunlara dönüşebileceğini de unutmayalım.
Bazı aile ziyaretlerinde doğru değildir.
Bu, fitne ve fesada ve şeytana geniş kapılar açar.
Ziyaret adabından biri de izin isteme âdâbıdır.
Benî Âmir kabilesinden bir adam Efendimiz evdeyken yanına girmek için izin ister ve: “Giriyorum” der. Peygamberimiz hizmetçisine “Şunun yanına çık ve ona izin istemeyi öğret. Ona “Esselamu aleyküm girebilir miyim?” demesini söyle” der.
Adam, bunu duyar ve “Esselamu aleyküm, girebilir miyim?” der. Efendimiz de ona izin verir ve içeri girer,” (Ebu Davud)
Başka bir hadiste şöyle buyurur:”Bir adam izinsiz olarak (evinin içine baksa) ve ona bir taş atsan da gözünü çıkarsan senin üzerine hiçbir suç yoktur.” (Buhari)
Ziyaret adabından biri de ziyaretçinin kapıyı yavaşça çalmasıdır.
İzin isterken kapının önünde durmaz.
Kapı açılıp içeriye girmesine izin verilmeden önce içeriye göz atmaz.
Bütün bunlar evlerin korunması, insanların bilinmesini istemedikleri ve mahrem durumlarının muhafazası için gereklidir.
Ziyaretçi üç kere izin ister.
Kendisine izin verilirse girer, değilse geri döner.
Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Eğer size, “Geri dönün” denilirse hemen dönün. Çünkü bu, sizin için daha temiz bir davranıştır.” (Nûr,28)
Hz. Peygamber Efendimiz de şöyle buyurur: “Sizden biriniz üç kere izin isteyip de kendisine izin verilmezse geri dönsün.” (Buhari)
Kapı açılmadığı için sinirlenmeye, üzülüp kederlenmeye gerek yoktur.
İnsanların sırları ve özürleri vardır.
Bu, insanlar arasındaki toplumsal hayatın seyrini düzenleyen İslami bir terbiyedir.
Müstehap ziyaretlerden biri de kabirleri ziyarettir.
Kabir ziyaretinde ölümü hatırlarsın ve ölülere selam verirsin.
Onlar için Allah‘a dua edersin.
Günlerden bir gün senin de içine yatacağın boş mezarları görürsün.
Ey ahvali değiştiren Yüce Allah!
Halimizi en güzel hale çevir, ömrümüzün sonunda razı olacağın amellerle bizi meşgul eyle. Amin.
Devamını Oku
Bugün bir cami de, evde, okulda veya çevrimiçi bir ortamda insanlar ihlasla Kur’ân okuyup anlamaya, anladıklarını yaşamaya çalıştıklarında, işte o zaman ilahî lütuflara erişebilirler.
Çünkü Kur’ân etrafında kurulan meclisler sadece bilgi paylaşımının yapıldığı yerler değil; huzurun indiği, rahmetin yayıldığı ve Allah‘ın övgüsüne mazhar olunan bereket halkalarıdır.
Güvenin, vefanın, sadakatin ve dayanışmanın merkezi olan aile, ancak iman, fikir, hedef ve gönül birliğiyle dünya ve ahiret saadetine erebilir.
Hz. İbrahim’in ailesinden (Hacer ve Sare’den) İsmail ve İshak gibi peygamberler yetişmiştir.
Buna karşılık, inanç ve düşünce birliği bulunmayan Hz. Nuh ve Hz.Lut’un ailelerinden ise hain eşler ve isyankâr bir evlat ortaya çıkmıştır.
Hz. Nuh, gemiden uzakta bulunan oğluna: “Yavrucuğum!
(Sen de) bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma!” diye seslendi.
Allah‘ın çağrısı geldiğinde insanı kurtaran olgu soyu, ailesi veya konumu değil, iman edip doğru tercihi yapmasıdır.
“Her insanı annesi fıtrat üzere doğurur.
Sonra anne ve babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar. Eğer anne ve babası müslüman ise o da Müslüman olur.” (Müslüm)
Bu hadis, çocuklar için anne ve babanın inancının ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.
Çünkü çocukların inancı, kişiliği ve kimliği aile üzerinden şekillenecektir.
Anne ve baba kendi inanç ve değer yargılarını çocuklarına aşılayacaklardır.
“Ey inananlar!
Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrim, 6)
Anne ve babanın görevi sadece yemek, barınma, meslek ve okutmak değildir.
Asıl görev; iyi olan örnek davranışlarla iman, ibadet ve ahlak eğitimi vermektir.
Hz. Abdullah (r.a) şöyle demiştir: “Mümkünse sen, kendine anlatılanları adeta bizzat duyuyormuş gibi (kalbinle) hisset.”
Yüce Allah’ın: “Ey iman edenler!”
Hitabını duyduğunda kulaklarını ver, çünkü O, ya iyiliği emreder ya da kötülükten men eder.”
İnsan, sadece kendinden değil, etki alanlarının tamamından da sorumludur.
Eğitim sistemi, medya ve sosyal çevre gibi alanlar da sorumluluk alanlarındandır.