05 Mayıs 2026 Salı
Devler Ligi’inde final havasında rövanş mücadelesi başlıyor: Bayern Münih - PSG karşılaşması saat kaçta başlayacak, hangi kanaldan yayınlanacak? Maçı canlı izle
Küresel Sistemik Dönüşüm: Kriz mi, Kalıcı Kaos mu?
Yüzde 29’luk büyük tehlike!
Ashâb-ı Kehf’in Sadık Yoldaşı: Kıtmir
Erdoğan sonrası Türkiye ve AK Parti…
Sağlık sistemi ve eczacılarımız
YÜKSEK GAYELER
Dostlar;
Azimetler, kesin olan kararlar, azim ve sebat sahibi, hedefini yüksek tutanlara göre gelir.
İkramlar ve güzellikler de kerem ehline göre ulaşır.
Düşük kaliteli ve küçük insanların gözünde küçük iyilikleri yapmak çok zor gelir, fakat himmeti ali ve çıtayı yüksek tutan büyük insanların gözünde de büyük iyilikleri yapmak kolay gelir.
İnsanların olaylara bakışı değişiktir.
Kiminin bakışı muhteşem kiminin bakışı çok iğreti ve basittir bu bakışa göre olayların üstesinden gelme istidat ve kabiliyeti de ayrı ayrıdır.
Hz. Ömer‘in yanına iki kişi girmek istiyor biri Ebu Süfyan, biri bir başka sahabi görevli dedi ki: “Ebu Süfyan kapı da gelsin mi?”
Hz.Ömer: “Başka kim var diye sordu?”
“Filan da var” dediklerinde Hz Ömer dedi ki: “O falan kişi gelsin çünkü o Ebu Süfyan’dan daha önce İslama girdi.”
Birisi hanımı ile yemek yerken: “Annem de gelsin onunla beraber yemek yiyelim” der.
Bir başkası hanımıyla yemek yerken: “Annem gelsin bizimle beraber yesin” der.
Bu ikisinin arasındaki fark algı, söylem ve bakış açısına göre değişmektedir.
En doğru nazik ve zarif olanı birincisidir.
Gönül erleri ve kalbi frekansların uyum içinde olduğu ve parazit yapmadığı değerli sevdiklerimle sevap kazandıran ve günahların affına vesile olan amellerin işlendiği ömrümün en nadide günleri güzelliği, canlılığı kazandırdıkları ile o günler ve geceler sanki hac mevsimi, sanki her gün bayram ve her gece Kadir Gecesi ve sanki her gün Cuma toplantı ve kavuşma günü gibi geliyor insana.
Allah’ım! Her şeye rağmen huzur içinde geçen, geçirilen bugün ve geceler son olmasın inşaallah.
Tekrar tekrar bizleri özlediğimiz gün ve gecelere, sadeliğe, iksir gibi sohbetlere, sağlık ve afiyet içinde ulaştır.
Ömrümüzün ne kadar kaldığını bilmiyoruz. Geri kalan günlerini ve gecelerini razı olacağın salih ameller ile dolu dolu geçirmeyi nasip eyle.
Resulullah Efendimiz, bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:
“Ortaya yemek konunca ve o anda namaz için kamet getirilirse siz yemeye başlayın.” (Buhari, 671)
İmam Azam (ra)’a bunun hikmeti sorulduğunda şöyle cevap vermiş: “Namaz kılarken aklım fikrim yemekte olmasın da yemek yerken aklım fikrim namazda olsun.”
Şöyle güzel bir söz var:
“Yemendedir yanımdadır, yanımdadır yemendedir.”
Ey alemlerin rabbi olan Yüce Allah’ım!
Susarken konuşurken bakarken dinlerken hareket ederken dururken bizlerin ve bütün mümin kardeşlerimizin bütün halimizi rızana muvafık eyle.
Amin.
Dostlar;
Günaha alışma endişesi ve günah!
“Hududullah”ı yani “Allah’ın insan için belirlediği hayat çerçevesini, ilahi sınırları çiğnemektir.”
Önce yaratılışın farkına varmak sonra yaratıcı ile ilişkilerin O’na karşı sorumluluğun, O’nun insana bir hayat çerçevesi bildirdiğini, bu hayat çerçevesi içinde bulunup bulunmamaktan dolayı birgün hesaba çekileceğinin yaptığım her şey yaradana malumdur.
Görülmekteyim, gözlenmekteyim, izlenmekteyim.
Yani bir “Hududullah” gerçeği var.
Net yapılabilecek olanlar var ve yapamayacaklar var.
İnsandan tevbe duyarlılığı isteniyor.
Rabbim beni görüyor, bir yanlışlık yaptım, yüreğim kirlendi.
Ben Rabbimin huzurunda böyle kirli duramam. İnsan, mutlak hükümdarı unutuyor.
Şah damarından daha yakın olanı, her an kendisi ile birlikte olanı, her an nazarları altında yaşadığı varlığı ve O’nun hesap gününü unutuyor.
Göz baka baka alışıyor, kulak dinleye dinleye alışıyor, dil de konuşa konuşa alışıyor, ağız yiye yiye alışıyor, gönül katlana katlana alışıyor, hayat yaşana yaşana alışkanlığa dönüşüyor.
Bir de bakıyorsunuz sınırlar kaybolmuş.
Neredeyim ben?
Rabbimle ilişkilerime ne oldu?
Hududullah’a ne oldu?
Rabbim beni hangi hal içinde gördü?
Bu acı duyulsa, belki tevbe kapısına doğru yönelinecek. “Hele dur! daha vakit var” diye fısıldıyor birileri.
“Allah affeder” diye fısıltılar üfleniyor kulaklara… Oysa yaratıcı “Şeytan, sizi Allah’ın affı ile aldatmasın” diye uyarmış ta en baştan.
Şeytan öyle bir ifrit ki, Allah‘ın affını bile kullanıyor.
İnsanoğlunu çizgi dışına çıkarmak için, O’nun için duyarlı mü’min kendini kapıp koyvermiyor, nefsin şeytanın girişimleri karşısında.
“Şüpheli şeylerden kaçınma” hassasiyeti onun için.
Yüreğinde en küçük bir tırmalanış hissedince duruyor orada, kalbî ahidlerini yeniden onarıyor.
“Ya O, beni bırakırsa…”
“Ya O’nu unutup da ahirette unutulanlardan olursam…”
Yüreği pır pır uçuyor duyarlı mü’minin.
“Küçük günah” yok onlar nezdinde.
“Ne yaptım ben?” diyecek ve zaten döneceksin, büyüğünü de işlesen döneceksin; asla günah alışkanlık haline getirilmemeli.
Günahı asla olağan bir şey gibi; arsızca, sanki kendisini kimse görmüyormuş gibi yüzü de kızarmıyor.
Küçük günah yok, sınırların aşılması var. “Günahları küçümsemek Allah saygısının azlığına delildir” onların gönül kitabında.
Allah Rasulünün şu ikazını duymuş onlar:
“Akıllı kişi; nefsine hakim olan ve ölüm sonrası için çalışandır.
Aciz kişi de nefsini duygularına tabi kılan ve Allah’tan dileklerde bulunup duran (bunu yeterli gören)dir.” (Tirmizi, Kıyamet, 25, Riyazüssalihin, 1, 317)
Bir tanıdık dostun dilinden naklen şöyle diyor du: “Şeyh Hadi isimli, mahalleli tarafından sayılıp sevilen, güvenilen zâtı muhterem var idi.
Günlerden birgün akşam namazı kılmak üzere camiye biraz erken giden bir şahıs, abdest almak için aşağı kattaki abdesthaneye indi.
Tuvaletlerin boşalmasını beklerken kapılardan biri açıldı İmam Şeyh Sadi dışarı çıktı.
Selamlaşıp hal hatır sorduktan sonra Hoca efendinin abdest almadan yukarı çıktığını fark etti. Çok şaşırmıştı.
Başka da abdest alacak yer olmadığına göre, Hoca nerede abdest alacak diye merak ederek peşinden takib etti…
Hayretle hocanın abdest almadan direk camiye girip mihraba yöneldiğini gördü.
Ezan ve kameti okuyup namaz kıldırmaya başladı ve arkasında saf tutanlar da ona uyarak tekbir getirip saf bağladılar. O şahıs, hemen koşup, senelerdir ahbaplığı olan Hacı Ali efendinin yanına giderek bir şahid olduklarını anlattı.
Ona tam güveni olan Hacı Ali de şaşkınlık içinde “Madem hoca abdestsiz namaz kıldırıyor o halde biz de münferit kılarız” dedi.
Bu hadise mahalledeki Müslümanlar arasında yayıldı.
Şeyh Hadi’nin abdestsiz namaz kıldırdığını herkes duydu.
Böylece cemaat dağıldı. Artık kimse onun arkasında namaz kılmıyordu. Bu olay onun itibarını sarstı. Ailesiyle de arası açıldı, eşi onu terk etti, çocukları da onu dışladılar.
O da imamlığı bırakarak şehri terk etmek zorunda kaldı. Ta ki iki sene sonra Umreye gitmek o şahsa nasib olana kadar.
Orada hava şartlarından dolayı bir hayli hastalandı.
Memleketine döndükten sonra doktora gitti, kendisine iğne tedavisi yazıldı.
Ertesi günü abdest alıp namaz kılmak üzere camiye giderken yol üzerindeki klinige uğrayıp o günkü iğnesini yaptırdı.
Henüz ezan okunmamıştı, tuvalete gidip iğne yeri kanamış mı diye bakmayı düşündü.
Tam tuvaletten çıkıyordu ki aklına, Şeyh Hadi geldi… Birden gözleri karardı.
Dünya sanki başına yıkılır gibi olmuştu.
“Yoksa Şeyh Hadi de benim gibi igne yerini yıkamak için mi tuvalete girmişti?
Yani adamcağız abdestli mi idi, bu düşünce karşısında aklı durmuştu.
Sabaha kadar uyuyamadığını, ben ve benden daha cahil dindar arkadaşlarım nasıl olmuştu da bilmeden anlamadan araştırmadan ve yüzleşmeden güya Allah rızası için Şeyh Hadi‘nin haysiyetiyle oynamış, itibarını beş paralık etmiş, evini ailesini yıkmış, eşinin çocuklarının bile onu terk edip dışlamasına yol açmıştı.
Ertesi sabah onu aramaya başladı.
Çarşıda Hacı Ahmed isminde ıtırcı bir zat onun yerini biliyor dediler.
Hemen gitti hocayı sorduğun da şöyle cevap verdi: “İki sene önce idi. Hadi efendi bana gelerek, çok üzgün ve dertli bir vaziyette oturdu.
“Ne oldu” deyince de şöyle dedi: Yaptırdığım iğnenin yerini yıkamak için tuvalete girmiştim, abdest bozmamıştım, birileri bana sormadan “abdestsiz namaz kıldırıyor” diye iftira ettiler.
Cemaat de araştırmaya, sormaya gerek duymadan bu söylemlere kanıp beni dışladılar.
Bana neler yapıldığına “Şahit ol” diye bunları anlatıyorum.
Bu şehri terk ediyorum Irak Necef tarafına gideceğim dedi ve gitti bir daha da o’nu görmedim.”
O kişi, “ALLAH’ım ben ne ettim” diyerek hüngür hüngür ağladı.
Her Necef’e gidip gelene o’nu soruyordu ama mazlum Şeyh Hadi den hiç bir haber yok.
Ve artık yerinden kımıldayamayacak kadar hastaydı gidip bulabilecek helalleşebilecek halde değildi.
Evet dostlar!
Duyduklarımız ya da gördüklerimiz gerçek olsa dahi aslı bambaşka olabilir.
Bir kişi ya da olay hakkında gerçeği tam olarak bilmeden bir kanıya varmak, yorum yapmak zulümdür!
Hakikati bilmek için bırakın bize bir başkası tarafından söyleneni, kendi gözümüzle gördüğümüz, kulağımızla duyduğumuzu dahi bizzat o şahısla konuşup tahkik etmek zorundayız.
İşte vebali bu kadar ağırdır!
Şimdiki nesil sosyal medya olsun her konuda çabuk kandırılıyor farkında olmadan.
Nice nice rezaletler ile harabe oluyor bu cihan. Şeriatı kulak ardı ediyorlar, lakin bilmezler ki ahiret var.
Ne kadı da kalmış emini fetva, ne de halinde kaldı takva. Kime gidelim halimizi şekva edelim, kalmadı icraat ne de gidilecek bir kapı.
Allah’ım!
Sen günahlarımızı af eden ve bağışlayansın.
Cümlemizi bu hallerden muhafaza eyle. Amin.
“Amellerin Yüce Allah’a en sevimli olanı az da olsa devamlı olanıdır.” (Buhari, 6465)
Başka bir hadisi şerif de şöyledir: “Rasulullah efendimizin ameli kesiksiz idi, devamlıydı.”
(Buhari, 6466)
Süreklilik bıkkınlık değil, derinlik getirmelidir.
Devamlı yapılan ibadetlerde derinlik ve bir çeşit zevk duymak için inanmak, sevabı Allah‘tan beklemek ve sevmek çok önemlidir.
Bir ibadetin olmazsa olmazı üç şeydir.
Onlardan biri sevgidir; bir insan sevdiği zaman aşkla zevkle ibadeti yapar ve hizmet eder.
İkincisi korkudur; Yüce Allah‘tan, azabından, gazabından narından ve ondan uzak düşmekten hakkıyla korku da tetikleyici ve iyiliği yapmaya teşvik edicidir.
Bir de reca yani ummak; Yüce Allah‘ın sevabını rızasını, cennetini ve cemalini seyretmeyi ummak.
Ben güahkârım, ben hata ettim, ben isyankârım, O (Yüce Allah), mağfiret edicidir, O, rahmet edicidir, O, kuluna yeter.
Ben üç tane vasfımı, Yüce Allah‘ın üç (mübarek) vasfı ile karşılaştırdım da kesinkes (bildim ve inandım ki) O’nun (Yüce Allah‘ın) vasıfları benim vasıflarıma galib gelecektir.
Yanlıştan dönen ve tövbe eden kimsenin kokusu gibi safi ve güzel hiçbir misk kokusu yoktur.
Böyle boyun büken ve hakkı teslim eden bir kul için rahmet, af mağfiret umulur ve böyle bir kul şairin şu müjdesine layık olur.
“Ey koşan sonra haddi aşan!
Sonra günaha dalan sonra sırtını günaha dönen sonra günaha son veren günahını (Yüce Allah’a karşı) itiraf eden kul!
“Sana Yüce Allah’ın şu müjdesi olsun) son verirlerse geçmiş günahları bağışlanacaktır.”
(Enfal, 38)
Allah’ım!
Bizleri ve bütün mü’min kardeşlerimizi sana ibadet eden, senin yardımını uman sana boyun büken, günahını itiraf eden ve affolan kullarından eyle.
Amîn.
Cömert olan Yüce Allah’ın gayb hazinelerinden, sofralarından putperest de yiyor, rızıklanıyor, hiristiyan da yiyor.
Ona inanmayan, nankörlük eden, ona düşmanlık yapanlara böyle kerim ve cömert davranıyorken, ona inanan, Rezzak- ı Hakiki olduğuna iman eden kullarına nasıl mahrum bırakır, elbette mahrum bırakmaz. “Yeryüzündeki bütün canlıların rızkı Allah’a aittir.” (Hud,6)
Bu rızık Yüce Allah‘a vacib olmayıp, Allah’ın fazlından ve keremindendir.
Güneş sadece inananlar icin değil, herkes için doğar gece ve gündüz gündüz, yaz veya kışın kısa ya da uzun olduğu yerlerde de durum aynıdır.
Yağmur her tarafa yağıyor, ayırım yapılmıyor.
Belki fiili duayı yapıp orman ve ağaç yetiştirenlerin memleketine daha fazla yağıyor olabilir.
Yüce Allah’ín Rahmân oluşunun tezahürü olarak dünyada inanan ve inanmayan herkese taksim edileni veriyor.
Durum böyleyken Allah’ın Rezzak-ı Hakiki oluşu hakkında inancı hiç olmayanlar olduğu gibi, inancı zayıf olanlar da var.
Varlıklı olduğunu sesli veya sessiz böbürlenerek yansıtanlar ve tabir câiz ise hava atanlar var.
Emanet olduğunu unutarak gücüne, varlığına aldananlar var.
Bunlardan Allah‘a inandığını söyleyenler varsa, yanlış yaptığı gibi ayrıca bu onlar için bir ayıptır. İnanmayanlardan bir kısım ise, “bu dünya bu kadar nüfusu kaldıramaz, nüfusu azaltmamız lazım” diyerek firavunluğa soyunan Firavun da İsrail oğullarının on binlerce çocuğunu kesti.
Ama vadesi gelince denizde ordusunun gücüyle, varlığı ile zenginliği ile boğuldu gitti.
İnansın, inanmasın gücüne, zenginliğine güvenenlere Hz.Ali Efendimizin iki suâli vardır.
Yüce Allah, haddini aşanlara er geç haddini bildirir ama her şeyin, herkesin, her olayın bir vakti ve eceli vardır.
Haddi aşanlara, taşkınlık yapanlara, Allah’ı bırakıp boş şeylere tapanlara, yüksekten atanlara şunu demek isterim: “Hak zuhur ettimi batıl zail olur Allah’ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinize olsun ey ev halkı!” (Hud, 73)
“Siz, ilahi rahmetin taşıyıcısı olacak bir topluluksunuz. Siz merhamet üreten bir merkezsiniz.
“Ey Ehl-i Beyt!
Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.” Ahzab, 33)
Yüce Allah, numune-i imtisal olan Hz. İbrahim’in ailesini rahmet ve bereketle, Hz. Muhammed (s.a.v) ailesini de arınma ve temizlikle methetti.
İki aile de topluma örnek olacak değerler üreten bir ailedir. “Evlerinizde okunan Allah ayetlerini ve hikmeti hatırlayın” (Ehzab, 34)
Ey Peygamberin hanımları!
Sizin evinizin bütün dünyaya Allah‘ın ayetlerinin ve hikmet’in tebliğ edildiği ev olduğunu hatırlayın.
Siz sıradan bir evde yaşamıyorsunuz, vahyin yaşanmış halini görüyorsun.
Peki, “bizim evlerimizde hangi ayetler okunuyor? Neler yaşanıyor?”
Unutmayalım ki, yaşadığımız ortam bizi şekillendiriyor.
“Bir grup, Kitâbullah’ı okuyup ondan ders almak üzere Allah’ın evlerinden birinde bir araya gelecek olsalar, mutlaka üzerlerine sekinet iner ve onları Allah’ın rahmeti bürür.
Melekler de kanatlarıyla sararlar. Allah, onları yanında bulunan yüce cemaatte anar.” (Müslüm)
Hz. İbrahim ve Hz.Muhammed (s.a.v.), aileleri bir iman, ibadet ve ahlak modelidir.
Merhum Seyyid Kutub şöyle der: “Bu ayet, Allah’ın bazı aileleri iman, davet ve rehberlik görevi için seçtiğini gösterir. Yüce Allah’ın bereketi sayesinde tarihte hiçbir ailenin soyundan Hz. İbrahim’in ailesi kadar peygamber çıkmamıştır.”
Bu ayetin verdiği mesaj açıktır: Aile salih nesillerin yetişeceği bir rahmet ortamı olmalıdır.
Çünkü Allah’ın rahmeti, iman ehlinin bulunduğu eve iner.
“Aranıza sevgi ve rahmet koydu.” (Rum, 21)
Ey Yüce Allah’ım!
Bizleri ve bütün mü’minleri senin Rezzak-ı Hakikî olduğuna inanan, haddini bilen, yanında duran kullarından eyle. Amin.
“O halde Allah’a koşun.
Çünkü ben, size O’nun katından (gelmiş) açık bir uyarıcıyım.” (Zariyat, 50)
Sizi tehdit eden şey Allah değil, Allah’tan uzak kalmaktır. Allah’tan uzaklaşmak felaket, ona yaklaşmak ise kurtuluştur.
Allah’tan kaçılmaz, Allah’a sığınılır.
Günah işleyen kul, Rabbinden uzaklaşarak değil, Rabbine yönelerek kurtulur.
“Rahmetim her şeyi kuşatmıştır.” (Araf, 156) “Allah’tan başka sığınak yoktur.” (Tevbe, 118) Ben apaçık bir uyarıcıyım demek; manipülasyon yok, gizli ajanda yok, açık mesaj var.
Tehlike varsa çıkış yolu da var.
“Başınıza azab gelmeden önce tevbe ile Rabbinize yönelin ve O’na teslim olun. Sonra kurtulamazsınız.” (Zümer, 54)
“Sırrını mevlasından başkasına şikâyet eden kimsenin, şikayeti kalbinde bir yaraya dönüşür.”
İmam-ı Malik (r.a), şöyle demiştir: “Bu ümmetin sonunun düzelmesi, ancak ilklerin düzeldiği şeyle (kitap ve sünnetle) mümkündür. O gün din olmayan, bugün de din değildir.”
(Kadi iyad) serbestlik, zaman değişti, din de değişir. Bu da dini eritir.
İşte İmam Mâlik’in sözü orta yolu öğretir: “Allah’a yolculuk yalnızca Kur’an ve Sünnet ile olur.”
İslam dinini, batı kültürüne, psikolojiye, popüler trendlere ve laikliğe göre yeniden şekillendirmek yanlıştır.
Ancak dini anlatma biçimi, dini sunma dili, dini eğitim yöntemleri çağa uygun olabilir.
Bu ümmeti kurtaracak olan şey, dini yeniden icat etmek değil; onu sahih haliyle yeniden yaşamaktır. “Sonra tevbe ederim” deme, “Kalbim temiz” ile yetinme, “Sadece inandım yetmez”, teslim ol.
Çöküş başlamadan önce hayatı Allah’a göre düzenle. İnsana lazım olan, ahlaki ve zihinsel azaba düşmeden önce yönünü düzeltmektir.
İslam’da zamana dil uzatılmaz, zamana kahredilmez, zira zaman Yüce Allah‘ın tasarrufundadır ama ey zaman!
Çözemediğim bir düğüm var, bana bunu nasıl izah edersin zira sen vuku bulan, olup biten bütün olaylara şahitsin her şey sende cereyan ediyor bir yanlışlık var ve bu neden kaynaklanıyor?
Değersiz ve aşağılık bir insan nasıl oluyor el üstünde tutuluyor da, buna karşılık kerim, alicenap insan değersizleştiriliyor ve toplumda hakkettiği değeri bulamıyor, toplumda layık olduğu yerde olamıyor.
Bitmedi şunu da anlayamıyorum.
Bir eşek güzel bahçede ve çayırda serbestçe otluyor, keyfine göre dönüp dolaşıyor da, iyi ve asil bir at yularından bağlanmış, üstelik önünde yem adına bir şey bulunmuyor.
İşte bütün bunlar benim dikkatimi çekiyor beni hayrete düşürüyor ve bir türlü bunların cevabını bulamıyorum.
Şu gerçeği kabul etmek lazım ki, kainatta hiçbir şey göründüğü gibi olmayabiliyor.
Bizim değer yargılarımız, beklentilerimiz ile Yüce Allah‘ın takdiri, kaza ve kaderi ayrı ayrı düşebiliyor. Kul, kesin karar verip filan işi yaparım diyor ve bir şeyi arzuluyor ama hiçbir engel olmadığı halde yapamıyor.
Demek ki Yüce Allah bu işin yapılmasını ve bu arzu edilenin tahakkukunu istemiyor ve bu iş olmuyor.
Her izzet ve ikram gören değerli demek değildir ve her itilip kakılan, hor görülen de değersiz demek değildir.
Bu hususta Rasulullah Efendimizin bir Hadis-i Şerifi şöyledir: “Nice üstü başı yırtık pırtık ve dağınık insan vardır ki, kapılardan da kovuluyor ama yemin etse Yüce Allah onun yeminini doğru çıkarır.” (Müslim, 2854)
Böyle bir kişiyi düşünün, elbisesi yırtık pırtık üstü başı dağınık, insanlar ona pek değer vermiyor. Birisinin kapısına gitse ya söz ile ya el ile itilip kakılıyor. Kapılar ona açılmaz ama bu kişi “vallahi Allah böyle yapar veya böyle yapmaz” diye yemin etse Yüce Allah, onu mahcup etmez onun ve yemininin altını doldurur.
Dünyada her arzu edilen olmuyor ve kişi hakkettiği yerde olamayabiliyor.
Dünya, süzülerek hakkettiği yerlere gelenlerle ve sürtünerek hakketmediği yerlere getirilen insanlar ile dopdoludur.
Ahirette ise herkes hakkettiği yerde olacaktır.
Alemlerin rabbi olan Yüce Allah’ım!
Bizleri bütün mü’min kardeşlerimizi herkese ve her şeye hak ettiği değeri veren hiç kimseye küçümseyici gözle bakmayan, herkesi kendinden iyi bilen ve senin yanında değeri olan kullarından eyle. Amin.