08 Eylül 2026 Salı
Galatasaray’ın devler ligi mesaisi başlıyor: Sporting CF - Galatasaray karşılaşması saat kaçta başlayacak, hangi kanaldan yayınlanacak? Maçı canlı izle
Berlin’in millî istihbarat alarmı
Erdoğan, Kanuni Sultan Süleyman…
Büyük tarihli bir milletin evladı olmak…!!!
Çok şiddetli kınıyorlar(!)?
Özel sektörde emekçinin sesi olmak…
Bir insanın bir yerde çok kalması onun kıymetini düşürür.
O halde bazen kişi görünüp, bazen kaybolursa, sefere çıkarsa veya bir miktar gözden kaybolsa daha çok kıymetli olur.
Güneşe baktım da bir yerde devamlı durmadığı için insanlar onu çok seviyor.
Doğuyor ve bir müddet sonra batıyor onun için insanların güneşe sevgisi artıyor.Bir hadiste buyrulur ki: “Ziyareti ara sıra yap sevgin artsın.” buyrulur.
Makbul ziyaretlerden biriside alimleri iyilik ve takva ehlini Allah için ziyaret etmektir.
“Bir adam köydeki kardeşini ziyarete giderken Allah, ona gözcü bir melek gönderir. Melek ona nereye gittiğini sorar. Oda, “Şu köyde bulunan bir kardeşimi ziyaret etmek istiyorum” der.
Melek, “Onun sana dünyevi bir menfaati mı var ?” der. O kimse, “Hayır yok. Ben onu Allah için seviyorum” diye cevap verir.
Melek’de, “Ben Allah’ın sana gönderdiği bir elçiyim, o kimseyi Allah için sevdiğin gibi Allah da seni sevmiştir.” der.”
Bu hadisi, Müslim rivayet eder.
Hz. Peygamber Efendimiz şöyle buyurur: “Sizden cennet ehli olan kimseleri haber vereyim mi? Hz. Muhammed cennettedir. Şehid cennettedir. Sıddîk cennettedir. Çocukken ölen cennettedir. Şehrin uzak bir köşesindeki kardeşini ziyaret eden adam cennettedir.”
Bu hadisi, Dârakutni ve Taberâni rivayet eder.
Allah Teâlâ, kudsi bir hadiste şöyle buyurur: “Benim için birbirini sevenlere, benim için birlikte oturanlara, benim için birbirini ziyaret edenlere ve benim yolumda infak için birbirleriyle yarışanlara sevgim vacip olmuştur.”
Ahmed ziyaretin bir takım âdâbı vardır.
Ziyarette uygun vakit ve uygun gün seçimi önemlidir.
İzinsiz evlere girmek islam adabına ters düşer.
Sürekli ve uzun ziyaretler bıkkınlığa, vaktin boşa harcanmasına yol açar.
Amaçsız yapılan çok ziyaretlerin, kadın ve erkeklerin birlikte oturmaları gevezeliğe, dedikoduya, gıybete ve haram oyunlara dönüşebileceğini de unutmayalım.
Bazı aile ziyaretlerinde doğru değildir.
Bu, fitne ve fesada ve şeytana geniş kapılar açar.
Ziyaret adabından biri de izin isteme âdâbıdır.
Benî Âmir kabilesinden bir adam Efendimiz evdeyken yanına girmek için izin ister ve: “Giriyorum” der. Peygamberimiz hizmetçisine “Şunun yanına çık ve ona izin istemeyi öğret. Ona “Esselamu aleyküm girebilir miyim?” demesini söyle” der.
Adam, bunu duyar ve “Esselamu aleyküm, girebilir miyim?” der. Efendimiz de ona izin verir ve içeri girer,” (Ebu Davud)
Başka bir hadiste şöyle buyurur:”Bir adam izinsiz olarak (evinin içine baksa) ve ona bir taş atsan da gözünü çıkarsan senin üzerine hiçbir suç yoktur.” (Buhari)
Ziyaret adabından biri de ziyaretçinin kapıyı yavaşça çalmasıdır.
İzin isterken kapının önünde durmaz.
Kapı açılıp içeriye girmesine izin verilmeden önce içeriye göz atmaz.
Bütün bunlar evlerin korunması, insanların bilinmesini istemedikleri ve mahrem durumlarının muhafazası için gereklidir.
Ziyaretçi üç kere izin ister.
Kendisine izin verilirse girer, değilse geri döner.
Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Eğer size, “Geri dönün” denilirse hemen dönün. Çünkü bu, sizin için daha temiz bir davranıştır.” (Nûr,28)
Hz. Peygamber Efendimiz de şöyle buyurur: “Sizden biriniz üç kere izin isteyip de kendisine izin verilmezse geri dönsün.” (Buhari)
Kapı açılmadığı için sinirlenmeye, üzülüp kederlenmeye gerek yoktur.
İnsanların sırları ve özürleri vardır.
Bu, insanlar arasındaki toplumsal hayatın seyrini düzenleyen İslami bir terbiyedir.
Müstehap ziyaretlerden biri de kabirleri ziyarettir.
Kabir ziyaretinde ölümü hatırlarsın ve ölülere selam verirsin.
Onlar için Allah‘a dua edersin.
Günlerden bir gün senin de içine yatacağın boş mezarları görürsün.
Ey ahvali değiştiren Yüce Allah!
Halimizi en güzel hale çevir, ömrümüzün sonunda razı olacağın amellerle bizi meşgul eyle. Amin.
Devamını Oku
Bugün bir cami de, evde, okulda veya çevrimiçi bir ortamda insanlar ihlasla Kur’ân okuyup anlamaya, anladıklarını yaşamaya çalıştıklarında, işte o zaman ilahî lütuflara erişebilirler.
Çünkü Kur’ân etrafında kurulan meclisler sadece bilgi paylaşımının yapıldığı yerler değil; huzurun indiği, rahmetin yayıldığı ve Allah‘ın övgüsüne mazhar olunan bereket halkalarıdır.
Güvenin, vefanın, sadakatin ve dayanışmanın merkezi olan aile, ancak iman, fikir, hedef ve gönül birliğiyle dünya ve ahiret saadetine erebilir.
Hz. İbrahim’in ailesinden (Hacer ve Sare’den) İsmail ve İshak gibi peygamberler yetişmiştir.
Buna karşılık, inanç ve düşünce birliği bulunmayan Hz. Nuh ve Hz.Lut’un ailelerinden ise hain eşler ve isyankâr bir evlat ortaya çıkmıştır.
Hz. Nuh, gemiden uzakta bulunan oğluna: “Yavrucuğum!
(Sen de) bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma!” diye seslendi.
Allah‘ın çağrısı geldiğinde insanı kurtaran olgu soyu, ailesi veya konumu değil, iman edip doğru tercihi yapmasıdır.
“Her insanı annesi fıtrat üzere doğurur.
Sonra anne ve babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar. Eğer anne ve babası müslüman ise o da Müslüman olur.” (Müslüm)
Bu hadis, çocuklar için anne ve babanın inancının ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.
Çünkü çocukların inancı, kişiliği ve kimliği aile üzerinden şekillenecektir.
Anne ve baba kendi inanç ve değer yargılarını çocuklarına aşılayacaklardır.
“Ey inananlar!
Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrim, 6)
Anne ve babanın görevi sadece yemek, barınma, meslek ve okutmak değildir.
Asıl görev; iyi olan örnek davranışlarla iman, ibadet ve ahlak eğitimi vermektir.
Hz. Abdullah (r.a) şöyle demiştir: “Mümkünse sen, kendine anlatılanları adeta bizzat duyuyormuş gibi (kalbinle) hisset.”
Yüce Allah’ın: “Ey iman edenler!”
Hitabını duyduğunda kulaklarını ver, çünkü O, ya iyiliği emreder ya da kötülükten men eder.”
İnsan, sadece kendinden değil, etki alanlarının tamamından da sorumludur.
Eğitim sistemi, medya ve sosyal çevre gibi alanlar da sorumluluk alanlarındandır.
Dostlar;
“Çocuklarınıza emirleri yerine getirmeyi, kötülükten de sakınmayı emrediniz.
Bu onlar için de, sizin için de ateşten korunmadır.” (İbni cerir)
Günümüzde birçok anne ve baba, çocuklarına iyi bir eğitim, iyi bir ev ve iyi bir gelecek hazırlamaya büyük önem vermektedir.
Halbuki asıl önceliğimiz onların uhrevi istikballeri olmalıdır.
“Oğluna terbiye ver!
Zira oğlunu nasıl terbiye ettiğinden ve nasıl eğittiğinden hesaba çekileceksin.
Oğlun da sana iyi davranması ve sana itaat etmesi konusunda hesaba çekilecektir.” (Beyhaki)
“Anne ve baba, çocuğun maddî ihtiyaçlarını karşılamanın yanında onun imanını, ahlakını ve şahsiyetini inşa etmekle de sorumludur.
Çocuk ise anne ve babasına iyilik ve saygı göstermekle yükümlüdür.
Böylece aile, karşılıklı hak ve sorumlulukların yerine getirildiği bir emanet kurumuna dönüşür.
İyilik konusunda çocuklarınıza yardımcı olun.
Her anne ve baba dilerse örnek davranışlarıyla çocuklarının kendilerine itaatsizliğine engel olabilir. (Taberani)
“Çocuğun anne ve babasına karşı gelmesi ona kötü davranılması sebebiyle ortaya çıkar.
Böyle olunca da baba, çocuğuna kötü davrandığı için günahkâr olur.
Çünkü onu günaha sürüklemiş olur.”(Cami sağir.)
“İyilik konusunda çocuğuna yardımcı olan babaya Allah rahmet eylesin.”
(İbni ebi şeybe)
İşte karşımızda örnek olarak seçilmiş, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem in her çeşit hayra öncü ailesi:
“Evlerinizde okunan Allah ayetlerini ve hikmeti hatırlayın.” (Ahzab, 34)
“Ey Peygamberin hanımları!
Sizin evinizin bütün dünyaya Allah’ın ayetlerinin ve hikmetin tebliğ edildiği ev olduğunu hatırlayın. Siz sıradan bir evde yaşamıyorsunuz.
Vahyin yaşanmış halini görüyorsunuz.
Vahye bağlılığınızdan dolaya Allah aranıza ülfet vermiştir.
Aranıza sevgi ve rahmet koydu.” (Rum 21)
Yüce Allah’ın ülfet ve rahmeti, iman ehlinin bulunduğu bütün evlere iner.
Merhum Seyyid Kutub şöyle der: “Bu ayet, Allah’ın bazı aileleri iman, davet ve rehberlik görevi için seçtiğini gösterir.”
Peki, bizim evlerimizde hangi ayetler okunuyor? Neler yaşanıyor?
Unutmayalım ki, yaşadığımız o ev ortamı bizleri şekillendirecektir.
“İçinde Allah’ın zikredildiği ev ile Allah’ın zikredilmediği evin misali, diri ile ölü gibidir.” (Müslüm)
Huzuru teknolojik açıdan son derece donanımlı evlerde arıyoruz.
Peki bulabildik mi?
“Şüphesiz içinde Kur’ân’dan hiçbir şey bulunmayan kimse, harap olmuş (viran) bir ev gibidir.” (Tirmizi)
Evlerimizde her gün Kur’an‘dan birkaç ayet okunmasa, ailecek kısa da olsa ilim, dua ve zikir halkaları oluşturmasak arzu ettiğimiz huzuru bulamayız.
“Bir grup, kitâbullahı okuyup ondan ders almak üzere Allah’ın evlerinden birinde bir araya gelecek olsalar, mutlaka üzerlerine sekinet iner ve onları Allah’ın rahmeti bürür.
Melekler de kanatlarıyla sararlar.
Allah, onları, yanında bulunan yüce cemaatte anar.” (Tirmizi)
Gerçek huzur ancak Allah’ın kitabıyla kurulan samimi ilişkiden doğar.
Allah’ım!
Cümle dostlarımın evlerini Kur’an nuruyla nurlandır, kalplerine islam sevgisi Allah sevgisini peyda eyle.
(Devamı edecek…)
Devamını Oku
Dostlar;
“Biz yeryüzünü dirilere ve ölülere mekan yapmadık mı?” (Murselât, 25)
Müthiş bir dolanım ve dolaşım, her gün milyonlarca insan ve canlı babaların (erkeğin) sulbundan, anaların (dişinin) rahmine geliyor.
Anaların rahminden de her gün dünyaya gelen milyonlar var…
Her gün milyonlar ölüm şerbetini içip arza yere kabre giriyor ve yerin altında biriken, toplanan milyarlar yevm-i arza/arz gününe, mahşer gününe, ahirete gelecek ve hepsi bir yerde toplanacak.
Yüce Allah, öğle bir düzen, nizam ve intizam yarattı ki zerre şaşmıyor.
Bu sirkülasyonda ve yolculukta insan dört yere (diyara mekana) yerleşiyor; üçü geçici, biri ebedi ve kalıcıdır.
Ana rahmi, dünya alemi ve berzah âlemi…
Bunlar muvakkat ve geçici yerler/diyarlar.
Dördüncü diyar ise ahiret’tir ve ahiret ebedi ve kalıcıdır.
Yolculuk başladı ve devam ediyor.
İnsanoğlu farkında olsa da olmasa da yolcudur.
Bizler şimdi yaşayanlar olarak ikinci diyarda yani dünyada yaşıyoruz.
Önümüzde berzah alemi geçici olan kabir hayatı ve ebedi olan ahiret alemi vardır.
Mülkü ve hükümranlığı zail olmayan yüce Allah, mülkü ve elinde dünyalık adına ne varsa zail olan ve olacak olan biz mü’minlerin bütün günahlarını, hatalarını zail eyle.
Nice insanlar vardır ki, vefat edip berzah âlemine göçüp gitmişlerdir.
Ama yaptıkları hizmetler, hayır ve iyilikler itibariyle sanki aramızda yaşıyorlarmış gibi yaptıkları iyi şeylerle ölmemişlerdir.
İyilikleri yaşıyor ve isimleri dillerden, sevgileri kalplerden, hayalleri gözlerden kaybolmuyor.
Nice insanlar da (geçmişte ve zamanımızda) vardır ki, dünya da yaşamış ve yaşıyorlar ama ne kendileri, ne de başkaları için bir iyilik ve hayırlı amel yapmadılar.
Bundan dolayı bunlar yaşarken de ölü gibidirler.
Gerçekten ölünce de pek anılmaz ve hatırlanmazlar.
Öldükten sonra hayırla anılmak, insanoğlu için ikinci, bazen de üçüncü bir hayat olur.
Haliyle amel defteri açık kalır ve yüce Allah‘ın dilediği kadar o deftere sevaplar devamlı yazılır.
Bu konuda asrın şairlerinden biri şöyle diyor:
“Hala çalışan ve atan kalp sahibi insanlar bilesin ki, kalp atışları insana diyor ki, kişinin hayatı ve ömrü dakikalardan ve saniyelerde ibarettir,(durum böyle olduğuna göre, insanoğlu öldükten sonra hayırla yâd edilmeğe ve anılmaya baksın.
Zira öldükten sonra hayırla yadedilmek ikinci bir ömürdür. İşte bu, bir anlamda ömrün uzaması demektir.”
Yüce Allah, bizlerin ve bütün mü’min kardeşlerimizin yaşantımızı, ömrümüzü, yaptığımız ve yapacağımız amelleri bu anlamda verimli ve bereketli eylesin.
Amel defterlerimiz hiç kapanmasın, daima açık kalsın.
Allah’ım!
Kuşatıcı, kucaklayıcı rahmetinle rahmet eyle, çaresizliğimize, yalnızlığımıza merhamet eyle. Amin.
Devamını Oku
Kişiye emeğinden, gayretinden başka fayda yoktur.
Dostlar; “İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur ve çalışması da (hayır ve şer olarak) ileride görülecektir.”
(Necm, 39)
Kişinin değeri, soyu, makamı veya başkalarının yaptıklarıyla değil, kendi iradesiyle ortaya koyduğu emek, niyet ve gayretle ölçülür.
İnsan, kontrol edemediği sonuçlardan önce kontrol edebildiği gayretinden sorumludur.
Hasan-ı Basri (rahimehullah) şöyle dedi: “Ey âdemoğlu!
Sen yarının değil bugünlesin. Öyleyse bugünün adamı ol. Yarın senin değildir.
Şayet yarın senin olsaydı sen yine bugündeki gibi olurdun.
Bugünü ihmal ederek yarını kazanmaya çalışmak büyük bir gaflettir.”
“Herkes sabahtan pazara çıkar nefsini satar; kimi onu azad, kimi de helâk eder.” (Tirmizi)
İnsan her gün zamanını, emeğini, düşüncesini ve iradesini bir amaç uğruna satmaktadır.
Bu satış insanın karakterini ve nihayet akıbetini şekillendirecektir.
Satışın karlı olmasını istiyorsanız cömert ile oturun.
Peygamber efendimizden: “Cömert kimsenin yemeği devadır, cimrinin yemeği ise derttir.”
Cömert insanın ikramını gönül hoşluğu ve güzel muameleyle yapması, cimri insanın ise ikram ederken gönülsüz ve sıkıntılı davranmasının yemeğe ve misafirin haline tesir eder.
Şüpheli şeylerden de kaçınmak gerekir ancak öyle maslahatlar var ki, kârı zararından fazla olabilir.
Haram lokma ile beslenen yağ parçası olunmamalıdır.
Çünkü haramdan hasıl olan kişi, cehennem ateşi karsısında eritilmek suretiyle bedenden çıkarılacaktır.
Bizler böyle inandığımız içindir ki; ne devletin malından çalabiliriz, ne de bir başkasının servetinden gasp etmeye cesaretimiz olamaz.
Haramlardan, kul hakkından uzak kalmak inancımızın gereğidir.
Dile dolandırarak birilerin kazancında haram olma söylentisi bu konudaki hüküm söylenti ile olmaz.
Zan ile haramlık hasıl olmaz. Bilgiye müstenit olmalıdır.
Şayet o kişini kazancı içinde haram da bulunuyor, helal de mevcut oluyorsa bakılır ve haramı mı fazla, helali mi?
Helali fazla ise, “o fazla olan helal kısmındandır” diyerek ikramı alınır ve dostluk korunur.
Bir kırgınlığa sebep olunmayabilir.
Fıkıh kitaplarında, “haram kazanmış olan kimsenin yemeği yenilir mi?” diye sorulan soruya, “Kazancının çoğu helal ise yenilir” seklinde cevaplar verilmiştir.
Bizde biraz esnek davranma gereği duyup, kişilerin hukukunu gözetmeye gayret etmeliyiz.
O kişi ile münasebetleri kesipte iyice harama kaymaya sebep olmaktansa, helal kısminin bulunacağını düşünerek irtibatı kesmeyip tümüyle helale yöneltmeye niyet edebiliriz.
Uzak kalıp da bilgisiz bırakmaktansa, yakınlaşıp da rahatsız etmeden düşünmesine sebep olmakta isabet olsa gerektir.
Bizim insanlara, insanlarında bize ihtiyacı vardır.
Birbirimize faydalı olmamız da insalık gereği olarak bu sırada bazı şeyler söyleyebilir.
Helal kazanca, haram karıştırmamak gerektiğine işarette bulunabiliriz.
Bu da onlar için bir düşünme vesilesi olabilir.
Velhasıl bundan sonra da elini vicdanına koymamış biri alnını secdeye koysa ne olur koymasa ne olur.
Devamını Oku