21 Haziran 2026 Pazar
Filenin Sultanları seriye devam peşinde: Türkiye - Çin, karşılaşması saat kaçta başlayacak, hangi kanaldan yayınlanacak? Maçı canlı izle
Kırık vazo, kırık barış
Huzur mu istiyoruz, kaos mu?
Saat kuleleri ve tükenen nefesler…
Özgür Özel, Rahmi Koç ve Akın Gürlek…
Sağlık sistemi ve eczacılarımız
İyilikten ezilseniz bile bilin ki, kurtuluş iyiliktedir.
Hz. Ali Efendimizden mervidir: “Güvenme karaktersizin vefasına, bugün över yarın söver.“
İnsanoğlunu ne hayat, ne de yıllar yorar.
Yorgunluğuna sebeb olan sahte samimiyetine inandığı insanlar olur.
Kötüye “yeter artık, DUR HADDİNİ BİL!” demediler, İyi olana “AMAN ONU DA İDARE” dediler.
Bu yüzden iyiler hep ezildi, kötüler ise hiç sınırını, haddini bilmedi.
Tilkiyi canından eden parlak postudur.
İnsanı canından eden dönek dostudur!
Demiri bile ısıtıp bükersin ama dönek olan nankör insanı asla düzeltemezsin!
En ağır yük iyiliktir.
Çünkü sonu hep ihanet ve nankörlükle biter.
Birde insan, değer verdiği kişi tarafından aptal yerine konduğunu anladığı anda kandırılmaktan çok kalbini bu kadar ucuza emanet etmiş olmaktan üzülür.
Ana- abanın malı parası için birbirine giren evlat çok.
Ama Ana-babaya bakmak için birbirine giren evladı görmek için çok bekledik ancak hâlâ göremedik.
Elhamdulillah kimseye muhtaç olmadın, üşüdüğünü belli etmedin, kimseye çıkar için yaklaşmadın.
O yüzden samimiyet lazım; dili süslü, yüreği sahte insanlar lazım değil. Yaşarken yanımızda olmayan insanlar, ölünce kürek sırasına girerler.
Zaten ya vurmasını iyi bilirler ya da gömmesini.
Küçükken isteyip alamadığımız her şeyi şimdi alıp yiyince çok mutlu oluruz sanmıştık; halbuki o zamanlar ekmeğin bile tadı ayrı güzelmiş.
Kırıldığın insanlarla arana mesafe koy, hissederlerse yanına geleceklerdir.
Gelmiyorlarsa doğru mesafeyi buldun demektir.
Kabir azabı yerine, vicdan azabı anlatılsaydı.
Cehennemden değil, kul hakkından korkan, erdemli bir nesil oluşabilirdi.
Merhametli biri ol ama bile bile isteyerek yapılan bir yanlışı, sırf “canı yansın” diye dokundurulan lafları, imaları yutacak kadar safda olmayın!
Eskiden belki ama şimdi hakikatları gördüğünüz için değil.
Tavsiyem odur ki: Üzmeyin, kırmayın, kıymet bilin.
Hayatta geri dönüşü olmayan ayrılıklar vardır.
Yanar dönerlere sözüm yoktur.
Çünkü onlar asla düzelmezler.
Herkes terkedecek bu dünyayı.
Kimi zamansız, kimi vedasız.
Kimi dargın, kimi ise kırgın gidecek.
Bu yüzden hayatta iken elinden gelen her şeyi yapıp güzelleştiremediğin yerleri terk etmek, seni kötü biri yapmaz; ondandır ki müslümanın hali; “Allah güzeldir (her türlü noksanlıktan, kusurdan münezzehtir) (Davranışlarında, sözlerinde nezih olan kullarını) sever. Allah temizdir, temiz kullarını sever.” (Müsned libezar)
İslam dini, maddi ve manevi her türlü temizliği sever.
Kirli insanı, kirli çevreyi kirli basını, kirli görüntüyü, kirli sesi ve hepsinden önemlisi de kirli inancı hiç sevmiyor.
“Elbiseni tertemiz tut. Her türlü pislikten uzakdur” (Müdessir, 4)
Düşüncede temizlik; bozuk fikirlerden arınmaktır.
Bedende temizlik; elbise ve mekân kirlerinden arınmaktır.
Kalpte temizlik; kibir, ucub, hased ve riyadan arınmaktır.
Cesette temizlik, organları haramlardan arındırmaktır.
Kazançta temizlik; haram kazanç ve haram gıdalardan arınmaktır.
“İbadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.”
(Enâm, 162)
Devamını Oku
Günahlar ve masiyetler seni bırakmasını istiyorsan, “Duha Namazı”nı kılmaya devam et ki kurtulasın. Kabrinin aydınlatılmasını isteyen biri, o zaman Kur’an okumasına devam edecek sırat küptüsünden tökezlenmeden geçmek isteyen biri, oruç tutarak ve hayır işinde bulunacak.
Arşın gölgesinimi arzu ediyorsa; dürüstlerin sevgisinde ve meclisinde bulunmaya gayret edecek ve DUA’ya sarılacak.
Yüce Allah: “Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık.” buyuruyor.” (Sad, 27)
“Bu yaratılanlar içinde en kıymetli olan insanoğlu en güzel biçimde yaratılmıştır.” (Tîn, 4)
Bu insanın yaratılış gayesi de ibadettir.
“Ben cinleri ve insanları başka değil sırf bana kulluk etsinler diye yarattım.”
(Zâriyat, 56)
İbadetlerin mali, bedeni, sözlü, fiili gibi kısımları vardır…
Hatta Yüce Allah‘ı razı eden her şey ibadet tarifine girer.
Bu ibadetlerden biri olan dua ister, sena duası ister, taleb duası olsun hem sözlü hem fiili bir ibadettir.“İman, ibadet (kulluk) ve niyaz olan dua ibadettir.” (Ebu Davud, 1479)
İnsanın Yüce Allah‘ın indinde değeri bütün anlamları ile dua’ya bağlanmıştır.
“De ki kulluğunuz ve niyazınız olmasa Allah size niye değer versin!” (Furkân, 77)
Mü’minler, Yüce Allah‘ın indinde değer kazanmak, iman, niyaz ve ibadet olan dua ile hacetlerini ezelden ebede her şeyi bilen Yüce Allah‘a arz etmek, Yüce Allah‘ın “bana dua edin” emrini yerine getirmek, Rasulullah Efendimizin sünnetine ittiba etmek ve daha başka hikmetleri ve getirileri olan dua’yı ısrarla ve inanarak yapmaları dünya ve ahiret menfaatleri için çok önemlidir. Öncelikle Kur’an-ı Kerim‘den, Rasulullah Efendimizin sünnetinden Kur’an ve sünneti olabildiğince yaşayan gönül erlerinin ve alimlerin dualarından istifade ederler.
Başta Kur’an-ı Kerim de ve Rasulullah Efendimizin sünnetinde geçen dua ayetlerini ve dua hadislerini esas alarak ilk günden bugüne çok eserler yazılmış ve insanların istifadesine sunulmuştur.
Bu konuda bize düşen görev başta Kur’an-ı Kerim‘deki duaları, Rasulullah Efendimizin hadislerindeki duaları ve salih selefin dualarını vaktimiz müsait olduğu ölçüde kullanıp Yüce Allah‘a havale etmek, kabul edileceğine inanarak Yüce Allah‘ın mübarek huzuruna hacetlerimizi iletmektir.
Yüce Allah, bizlerin ve bütün mü’minlerin yaptığı yapacağı duaları yüce dergahında kabul buyursun. Amin.
Devamını Oku
Dostlar;
Resulullah Efendimizden: “Kim bana itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur. Kim bana isyan ederse Allah’a isyan etmiş olur. Kim emire (meşru idareciye) itaat ederse bana itaat etmiş olur; kim emire isyan ederse bana isyan etmiş olur.” (Şeyhan)
Mutlak itaat yalnızca Allah’a ve Rasûlü’ne aittir.
Resulullah Efendimiz vahyin uygulayıcısıdır.
O’nun emir ve yasakları kişisel görüş değil, ilahî rehberliktir.
“Peygamber size ne verdiyse onu alın, sizi neden men ettiyse ondan sakının.” (Haşr, 7)
Yöneticilerin itaatine gelince, alimlerin icmâsıyla: “Yöneticinin günah olan emrinde itaat yoktur.”
“Müslüman kişi için, hoşuna gitsin gitmesin (meşru olan işlerde) dinlemek ve itaat etmek gerekir. Ancak bir günah emredilirse, o zaman ne dinleme vardır, ne de itaat.” (Şeyheyn)
“Hoşuna gitsin gitmesin” bu ifade, itaatin nefsin hoşuna bağlı olmadığını, keyfî bir tercih olmadığını gösterir.
Örneğin; vergi, kamu düzeni ve diğer gerekli kurallar eğer din onaylı ise, hoş gelmese de uyulur.
Çünkü bunlar maslahata yöneliktir.
Dört mezhep şu esaslarda ittifak etmiştir: Meşru yöneticilere itaat farzdır.
İmam Nevevî şöyle dedi: “Günah emrinde itaat yoktur fakat bu, yöneticiyi devirmeye kalkışmak değildir.”
Yaratana isyan olan yerde, yaratılana itaat yoktur.
Ancak fitne, kaos ve kan dökülmesi haramdır.
İmam Serahsî şöyle dedi: “Zulme sabır, ümmetin parçalanmasından evladır.”
İmam Malik de şöyle dedi: “Kan dökülmesi fitnenin en büyüğüdür.”
Rasûlullah Efendimiz şöyle buyurdu: “Size beş şeyi emrediyorum, Allah Teâlâ da bana bunları emretmiştir: (1) Dinlemek ve itaat etmek, (2) Cihad, (3) Hicret, (4) Hac, (5) Cemaatten ayrılmamaktır.
Kim cemaatten bir karış kadar bile ayrılırsa (tekrar dönmedikçe) boynundan islâm bağını çıkarmış olur.
Kim cahiliye davası güderse cehennemin diz çökmüş odunlarından olur.”
Bunun üzerine bir adam sordu: “Ey Allah’ın Rasûlü! O kimse namaz kılıp oruç tutsa bile mi?” Rasûlullah şöyle buyurdu: “Evet, namaz kılsa ve oruç tutsa bile! O hâlde Allah’ın sizi adlandırdığı isimle çağrıda bulunun Allah’ın kulları, müslümanlar, mü’minler!” diye.”(Tirmizi)
Bu ifade; Allah’a, Rasûlü’ne, meşru islâmî otoriteye itaat anlamına gelir.
Cihad; sadece silahlı mücadele değil, islâmı koruma, yaşatma ve savunma gayretinin tamamıdır. Hicret; sadece yer değiştirmek değil, küfürden, zulümden ve günah düzenlerinden kopuştur.
Hac; ırkların, dillerin, sınıfların yok olduğu bir ümmet buluşmasıdır. Buradaki cemaat, hak üzere olan ümmetin bütünüdür.
Keyfi gruplaşmalar değil, Kur’an ve Sünnet eksenli birliktir.
Uyarı; bir karış bile ayrılan, islam bağını çıkarır.
Bu tekfir değil, ağır bir manevî tehdittir.
Bu, ırkçılık, kavmiyetçilik, parti fanatizmi, seküler kimlikleri dinin önüne koymaktır.
“Namaz kılsa, oruç tutsa bile mi?” Cevap nettir: “Evet!”
“Allah’ın sizi adlandırdığı isimle çağrıda bulunun!”
Müslüman, mü’min, Allah’ın kulu; mezhep, meşrep, ve cemaat asıl kimliğin önüne geçerse bu cahiliye davasına dönüşür.
Allah’ım!
Ümmeti muhammedin arasına tefrika ve ayrılıkların girmesine izin verme. Amin.
Devamını Oku
Dostlar;
“Şüphesiz bunda basiret sahipleri için mutlak bir ibret vardır.” (Nur, 44)
Basiret; arınmış kalbin, vahyin ışığında hakikati doğru okumasıdır.
Hakikati doğru okumak içinde göze değil, temiz kalbe ihtiyaç vardır.
Feraset de, bilgi değil, arınmış idraktir.
“Onların kalpleri vardır ama onunla idrak etmezler.” (Araf, 179)
İmam Gazali şöyle dedi: “Kalp bir ayna, günahlar ise onun pasıdır.
Paslı bir kalp, Allah’ın nurunu ve doğruyu göremez.
Kul bir hata ettiğinde kalbinde siyah bir iz meydana gelir.
Eğer kişi, o hatadan nefsini uzaklaştırır, af talep eder ve tövbede bulunursa kalbi cilalanarak leke silinir.
Bilâkis, aynı günahı işlemeye devam ederse kalpteki leke artırılır.
Hatta bir zaman gelir, kalbi tamamen kaplar.”
İşte bu durum Yüce Allah’ın: “Bilakis, onların işlemekte oldukları kötülükler kalplerini paslandırmıştır.” mealindeki ayette zikrettiği pastır.” (Tirmizi)
Hasan el-Basri der ki: “Allah, kimin rızkını genişletir de kendisinin imtihan edildiğini görmezse; onun sıhhatli bir görüşü yoktur.”
“Allah, kimin rızkını daraltır da o kişi kendisine yardım edildiğini görmezse; onun da sıhhatli bir görüş ve aklı yoktur.
Yüce Allah bu nuru, imanının kuvvetlendiği ölçüsünde kulunun kalbine koyar.
İmanı kuvvetli olanın bakışı ve anlayışı daha keskindir. “Ben kulumu sevdiğim zaman, onun işiten kulağı, gören gözü olurum.” (Buhari)
“Mü’min akıllı, anlayışlı ve tedbirlidir.
Mü’min aynı delikten iki defa sokulmaz.” (Müslüm)
Ondandır ki, Allah‘a manen yakınlık sadece aşağı inmek denizlerin derinliğine dalmak gibi.
Mesela; veya yukarı çıkmak, göklere yükselmek gibi mesela ile değildir.
Yüce Allah‘a yakınlık “ben’i” ve “benliği” aşmaktır. Ben varım aha buradayım, ben şunu bunu yaptım dememektir. (Yüce Allah’ın azameti karşısında kendini hiç görmektir veya kendini görmemektir.)
İmam-ı Şafii (r.a) şöyle buyurmuştur: “Yok olmak ben ve benlikten sıyrılabilmek kurtuluştur.”
Yüce Allah‘a nisbetle mesafe ve uzaklık, mekan ve zaman mefhumu mevzubahis değildir.
Mesafeyi, zamanı ve mekanı yaratan O’dur.
Gerek fiziki ve gerek manevi uzaklık ve yakınlık insanoğluna göredir.
Bir Kudsi hadiste şöyle buyurulmaktadır: “Kulumun kendisine farz kıldığım şeyleri yaparak bana yaklaşmasından bana daha sevimlisi yoktur. Sonra (kul) nafileleri yapar ve ben onu severim.” (Buhari)
Yakınlık farzları ve nafileleri yaparak Yüce Allah‘a manen yaklaşma, Allah‘a farzlarla yaklaşmak ve yine nafileleri yaparak Yüce Allah‘ın sevgisini kazanmak.
Kur’an’a ve sünnete sarılmadan, imkan dahilinde farzları ve sünnetleri yerine getirmeden, Rasulullah Efendimize ittiba etmeden Yüce Allah‘a yaklaşmanın ve onun tarafından sevilmenin imkansızlığı da ortadadır Çin Seddi’ne benzeyen ve Yüce Allah‘a mânen yaklaşmaya en büyük engel olan nefsi ancak fazlar, sünnetler islam adabı ve gönül erlerinin seyr ve sülüku terbiye eder.
İşte o zaman manevi yakınlığı ve kokusu alınabilir.
Allah’ım!
Tadını bizleri ve bütün mü’min kardeşlerimizi sana manen yakın olma çabası ve gayreti içinde olan bahtiyar kullarından eyle. Amin.
Devamını Oku
Dostlar;
“Mü’minin duasından ve ferasetinden sakının.
Çünkü o, Allah’ın verdiği nur ile görür ve hakikati Allah’ın birliğine dayanarak konuşur.” (Taberani)
Gerçek âlimler, olayları zahiriyle değil arka planıyla okur.
Küresel projeleri, ideolojik akımları fark edebilir.
Ayet ve sünnet ışığında değerlendirme yapar.
Gerçek siyasetçiler, toplumsal kırılmaları önceden fark eder.
Halkın psikolojisini doğru okur.
Fitneyi büyümeden söndürür.
Küresel oyunları sezebilir.
Ebû’d-Derdâ şöyle dedi: “Âlimlerin ferasetinden sakının! Allah’a yemin olsun ki o, Allah’ın onların kalplerine attığı ve gözlerine yerleştirdiği bir haktır.”
“Ferasetten yoksun âlimler, hakikati değil pozisyonu savunur. İktidara veya ideolojiye bağımlı olur.
Alim; korkudan, baskıdan, susarsa, cahil de cehaleti yüzünden susarsa, hak ne zaman ortaya çıkacak?” (Müsned Ahmed)
‘Eğer ümmetim, zalime, “sen zalimsin” demekten çekiniyorsa onlardan ayrılmak, vedalaşmak yaklaşmıştır. Yani onlarda hayır kalmamıştır.”(Müsned Ahmed)
İlim ve Siyasetin Ortak Tehlikesi…
“Şayet takva zayıfsa, dünya sevgisi ağır basarsa, makam tutkusu öne çıkarsa işte o zaman, “Allah’ın nuru ile bakmak” yerine “menfaatin ışığıyla bakmak başlar.
Ve kişi, haklıyı değil güçlü olanı, doğruyu değil, işine geleni, adaleti değil, çıkarı görmeye başlar.
Zalim Sultan’ın yanında korkmadan gerçeği söylemek en büyük cihattandır.” (Ebu Davud)
“Allah’ın nur vermediği kimsenin nuru olmaz.” (Nur, 40)
Allah’ın nuru ile bakmak demek, manşetle değil, hakikatle düşünmek. Sosyal medya akımıyla değil, delille hükmetmektir.
Kalpteki nur arttıkça, hakikatler açılır.
Feraset, bu ilahi nurun kalpte tecellisidir.
Bu da ancak günahlardan sakınmak, helal lokma, zikir ve tefekkür ile olur.
Bu bir keramet değil, iman ve takvanın meyvesidir.
“Kim Allah’tan korkarsa Allah ona bir çıkış yolu kılar.” (Talak, 2)
Şah b. Şücâ‘ el-Kirmani’nin şöyle dediği nakledilmiştir: “Kim zahirini sünnete uymakla imar eder, batının sürekli murakabe ile diri tutar; gözünü haramlardan sakındırır, nefsini şehvetlerden alıkoyar ve kendisini helal yemeye alıştırırsa onun feraseti şaşmaz.”
Selef’ten bazıları şöyle demiştir: ‘Şüphesiz Allah, şüpheler ortaya çıktığında hakikati ayırt eden nüfuzlu bir bakışı, şehvetler zuhur ettiğinde ise olgun ve kamil bir aklı sever.”
Ebu Süleyman ed-Dârânî şöyle dedi: “Feraset, nefsin (iç yüzünün) açığa çıkması ve gaybın müşahede edilmesidir. Bu da imanın makamlarındandır.”
Ebu Said el-Harrâz şöyle dedi: “Kim feraset nuru ile bakarsa, Hakk’ın nuru ile bakmış olur. Onun ilminin kaynakları Hakk ile beraberdir, onda ne yanılma vardır ne de gaflet.
Bilakis bu, Hakk’ın hükmünün kulunun dili üzere akıp gitmesidir. Kul Allah’a ne kadar yakınsa, feraseti o kadar güçlü olur.”
“Ey iman edenler!
Eğer Allah’tan korkarsanız O, size iyi ile kötüyü ayırt edecek bir anlayış verir.” (Enfal, 29)
Furkan, kalpte oluşan ayırt etme nurudur.
Bir doktorun hastayı ilk bakışta teşhis etmesi, bir tüccarın karşısındakinin güvenilir olup olmadığını sezmesi, feraseti ise tecrübe ve zeka ürünüdür.
Allah’ım!
Cümlemize ahlaki arınmayı, zihinsel berraklık üretmeyi, bunlarla imanı birleştirmeyi hikmetle bakmayı nasip eyle. Amin.
Devamını Oku