DOLAR 43,2825 0.21%
EURO 50,1820 -0.14%
ALTIN 6.379,63-0,22
BITCOIN 4116979-0,70%
İstanbul

HAFİF YAĞMUR

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Müftü Nusret Karabiber

Müftü Nusret Karabiber

15 Ocak 2026 Perşembe

Takva ne demek, kul nasıl takva sahibi olur?

Takva ne demek, kul nasıl takva sahibi olur?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Dostlar;

Yüce Allah’ın fazl-ü kereminden isteyin ve Allah’a karşı muttaki

olunuz.

Zira kişinin dünyada kazandığı en hayırlı azık TAKVA’dır.

Kim Yüce Allah’tan korunur ve muttaki olursa, Allah ona her darlıktan bir çıkış nasib eder ve o umulmayan yerden rızıklanır.

Rasulullah Efendimiz, bir Hadis-i şeriflerinde bu konuda şöyle buyurmaktadır: “İstediğin zaman Allah’tan iste” (Tirmizi: 2516)

Hazineleri asla tükenmeyen, bitmeyen,  hatta azalmayan Yüce Allah’ın fazlından istemek takva ile beraber olunca kul umduğuna kavuşur.

Bütün sıkıntılardan kurtulmanın ve Allah tarafından rızıklanmanın anahtarı TAKVA’dır.

Bu konuda bizleri irşad eden ve yol gösteren bir ayeti kerime şöyledir:

“Kim Allah’a saygısızlıktan sakınırsa, O, kendisine bir çıkış yolu gösterir ve onu hiç beklemediği yerden rızıklandırır.”

(Talâk Suresi: 2, 3)

Ashab-ı kiramdan Malik b. Avf El Eşcai oğlunun müşrikler tarafından esir alındığı haberini Rasullah’a iletir. Rasulullah Efendimiz, ona ve ailesine Yüce Allah’a karşı saygılı olmalarını, takvaya devam etmelerini önerir.

Kısa bir zaman sonra Malik b. Avf Rasulullah’a gelerek oğlunun kurtulduğunu ve müşriklere ait yüz deve ile geldiğinin müjdeli haberini verir.

İşte bu Ayeti kerimenin buna binaen nazil olduğunu müfessirler bize haber veriyor.

Bu müjde ve sonuç sadece bir kişiye bağlı olmayıp takvaya sarılan herkesin Yüce Allah tarafından bir müjde ve bir sonuç ile ödüllendirileceğini söylemek mümkündür.

Allah’ım!

Bizlere ve bütün mü’min kardeşlerimize TAKVA’yı lütfeyle.

Bizlere ve bütün mü’minlere her sıkıntıdan ve darlıktan bir çıkış, bir kurtuluş nasip eyle.

Allah’ım!

Bizden razı olman için her iki avucumuzu sana açıyoruz, senden başka birine de avucumuzu hiç açmadık

Eğer sen bizden razı olursan, insanlar kızmış kızmamış önem vermeyiz.

Dünya hayatında da Yüce Allah’ın rızası çok önemli ahirette de…

Yüce Allah’ın rızasını talep etmek de mü’min için en büyük şereftir.

Yüce Allah’ın kulundan razı olması kulun da yüce Allah’tan ve Yüce Allah’ın her çeşit tasarrufundan razı olması hedeflerin en alası, en üstünüdür.

Allah’ın rızası taad ve ibadetlerde gizlidir.

Kul; farz, vacib, sünnet, müstehab,  mubah ve nafile adına ne varsa Yüce Allah’ın rızası orada olabilir ihtimali ve inancı ile elinden geldiği kadar hepsini yapacak.

Yine haram, mekruh ister tahrimi mekruh, ister tenzihi mekruh olsun Yüce Allah’ın gazabı burada olabilir ihtimali ile elinden geldiği kadar terkedecektir.

Allah’ım!

Sen razı olursan her şey kolaydır ve senin rızan bana hasıl olursa her şey hasıl olmuş demektir.

Allah’ım!

Bizlere ve bütün mü’min kardeşlerimize rızanı nasip eyle.

Senden ve her çeşit tasarrufundan razı olma konusunda yar ve yardımcımız ol.

Amin.

Devamını Oku

“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye buyurdu.

“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye buyurdu.
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Dostlar;

“Allah Teala, Adem’in sırtından Nu‘mân’da yani Arafat’ta söz aldı. Onun sulbünden yaratacağı bütün zürriyeti çıkardı; onları huzurunda zerreler gibi yaydı.

Sonra onlarla konuştu ve: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye buyurdu.

Onlar da: ‘Evet, şahitlik ederiz’ dediler.

(Bu, kıyamet günü) ‘Biz bundan habersizdik’ dememeniz için;

yahut ‘Bizden önce atalarımız şirk koştular, biz ise onlardan sonra gelen bir nesildik; batıl işleyenlerin yaptıkları yüzünden bizi helak mi edeceksin?’ dememeniz içindir.” (Müsned Ahmed)

Bu hadis, A‘râf Suresi 172–173. ayetlerin hadisle açıklanmış şeklidir. Ayet: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Onlar: “Evet, şahitlik ederiz” demişlerdi…

Bu hadis bize şunu öğretir:

İnsan fıtraten mü’mindir, inkar sonradır. “Ben böyle yetiştirildim, herkes böyle inanıyor, din bana öğretilmedi” gibi savunmaların hepsi geçersizdir. Cehalet mutlak mazeret değildir.

İnsan hakikati aramakla mükelleftir.

Modern insan faydasız bilgiye hiç olmadığı kadar erişiyor.

Ama hakikatten kaçıyor.

Kaldı ki, en büyük sorun bilmemen değil, yüz çevirmendir.

“Ve ona iki melek gelir. Onu oturtarak ona “Rabbin kimdir?” derler.

Rabbim Allah’tır, der sonra ona: Dinin nedir? derler: “Dinim İslam’dır.” der. sonra: “Şu size gönderilen adam da kimdir? diye sorarlar. “Salat ve selam üzerine olsun, O Allah’ın Rasûlüdür  cevabını verir. Sonra bunu: “Sana öğreten nedir?” derler; (o da): “Ben Allah’ın Kitabını okudum, ona inandım ve (onu) tasdik ettim” der. (Ebu Davud)

Arafatta ilahi huzurda verilen söz, kabirde tekrar soruluyor.

Dünya verilen sözün yaşama alanı, kabir ise geçici hesap verme alanıdır.

Unutmayın ki, kabir suali sadece bir bilgi sınavı değildir.

Meleklerin soruları: “Öğrendin mi, ezberledin mi, hiç duymadın mı? yerine hayatını neye ve kime göre yaşadın?”bağlamında olacaktır.

Rabbin kim? Sorusu dildeki cevabı değil, hayattaki yönelimi ölçecektir. Dünyada nice insan: “Allah” der ama fiilen: Paraya, nefse, ideolojiye ve makama kulluk eder.

Öyleyse kabirde sonucu dil değil, dünyadaki istikamet belirleyecektir.

“Dinin nedir?” Sorusu da hayattaki yönelimi ölçer.

Bazıları için kapitalizm bir din, seküler ahlak bir din, heva ve arzu bir din olabilir.

O halde kabirde soru: “Hayatını hangi nizama teslim ettin?”

Resûlullah hakkında soru:

Sadece tarih bilgisi değildir.

Örnek aldın mı?

Onun yolunda yürüdün mü, sünnetine sahip çıktın mı sorusudur.

Bu yüzden cevap: Ezberle değil, yaşanmış imanla olmalıdır.

Bazı insanlar Allah’ı inkâr etmiyor. Ancak onu hayatından çıkarıyor.

Bu hadisler şunu söyler: Egemenliği kayıtsız şartsız Allah’a veren kurtulacaktır.

Mü’min ülfet eden ve ülfet edilendir;  ülfet etmeyen ve edilmeyende hayır yoktur ve insanların en hayırlısı onlara en çok faydalı olandır. (Taberani)

Kur’an-ı Kerim’de başta mü’minun suresi olmak üzere çeşitli sure ve ayeti kerimelerde mü’minlerin vasıfları tadât ediliyor.

Rasulullah Efendimizin parlak sünnetinde hadislerinde de mü’minlerin vasıflarını çokça bulmak mümkündür.

Hadis-i Şerif’te mü’min ülfet eden ve ülfet edilendir buyrulmaktadır.

Böyle olmayanda hayır yoktur.

Ayrıca insanların en hayırlısı onlara en çok faydası dokunandır buyurulur.

Mü’min, kendine ve insanlara faydalı olmak bakımından birkaç şeye benzer.

Mü’min, hurma ağacına benzer meyvesi tatlı, yaprakları güzel ve sık sık meyve verir.

Mü’min, taze ekine benzer, sendeler sağa sola eğilir ama yıkılmaz.

Mü’min, arı gibidir. Her çeşit meyveden alır ve insanlara şifa kaynağı olan bal yapar.

Mü’min, güzel koku satan attara benzer. Ya ondan koku alır ya şırınga ile koku üfler veya bunlar olmasa da yanından geçerler güzel bir koku hisseder

Mü’min, altın gibidir. Çamura düşse de altındır.

Cevher, altın, toprağa düşse de altındır. Aslanlar, demir parmaklıkların arkasında olsa da aslandır.

Allah’ım!

Bizleri ve tüm mü’minleri kendine ailesine, çevresine, ümmete ve bütün canlılara faydalı olan, ülfet eden ve edilen, Rasulullah Efendimizin kutlu medhine mazhar olan kullarından eyle.

Amin.

Devamını Oku

Ameller, niyetlere göre karşılık bulur

Ameller, niyetlere göre karşılık bulur
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Yüce Allah ile olan muamelede ve gerek insanlarla olan muamelede yapılması gerekenin en güzelini yapmak, söylenmesi gerekenin en güzelini söylemek mümkün olduğu kadar kusursuz eksiksiz ve zamanında yapmak mü’min’in şiarı olmalıdır.

Resulullah efendimiz bu hususta bir Hadis-i Şerifte şöyle buyurmaktadır:

“Sizden biriniz yaptığı ameli güzel yaptığı zaman Allah sever.”

(Taberani: 897)

Rivayet edilir ki Hz. Fatıma (r.a) validemiz bir dirhemi sadaka olarak vermek istediğinde onu temizler, yıkar,  güzel koku sürer fakire öyle verirdi.Niye böyle yapıyorsun” diyenlere şöyle cevap veriyor: “Siz bilmiyor musunuz ki benim bu sadakam fakirin eline ulaşmadan Yüce Allah’ın mübarek eline kabulüne ulaşır, dolayısıyla ben Yüce Allah’ın şanına yakışır bir sadaka vermek istiyorum.”

Bir mü’min elbette müyesser olan ve kolayına gelen sadakayı fakire verebilir. Ama bu derin şuur ve düşüncede olması da beklenir.

Yapacağı bedeni, mali ibadetlerde de aynı derinlikte olması beklenir.

Yüce Allah, bizlerin ve bütün mü’min kardeşlerimizin kusuruyla yaptığımız ve yapacağımız ibadetleri ve muameleleri lütfuyla keremiyle kabul buyursun.

İnsanlar arasında fazilet ve üstünlük farkı çok olanları görürsün, bu fark o kadar çok ki, bazen bir insan bin insan eder.

Başka bir ifade ile bir kişi bin kişiden daha ağır gelir ve onları tartar.

Rasulullah efendimiz bir Hadis-i Şerifte şöyle buyururdu ki:

“İnsandan başka kendi gibi bin eden başka bir şey görmedim.”

(Fayzul Kadîr)

Başka bir Hadis-i Şerifte de

“Siz mallarınız ile (tüm) insanlara yardımcı olamazsınız fakat güler yüz ve güzel ahlak ile bunu elde edebilirsiniz.” (Et-Tergîb ve Terhib)

Bir insan düşünelim; ilmi ile malı ile nüfuzu, bulunduğu makam ve mevki ile veya bunlar olsa da olmasa da ahlakı ile İnsanlara o kadar faydalı olabiliyor ki, belki bin insanın yapamadığını  yapabiliyor, ihtiyaçlarını gideriyor, işlerini görüyor, dertlerine ortak oluyor, yüzlerine tebessüm ediyor, ellerinden tutuyor, hal hatır soruyor, mümkün olduğu kadar küsleri barıştırıyor, hastaları ziyaret ediyor, cenazelerinde bulunuyor, hayatta olanlarına ve ölülerine dua ediyor ve daha sayamayacağımız birçok iyilikler yapıyor.

Evet böyle biri bin kişi eder.

Şiirde yer bulan ve Rasulullah Efendimizin methettiği insan kim? Nerde oturur, adresi adı soyadı nedir? Uzağa gitmeye ve fazla aramaya gerek yok, her mü’min yüce Allah’ın izniyle bu şerefe, Rasülullah efendimizin övgüsüne mazhar olmaya adaydır.

Kişi en az böyle bir insan olabilsem diye niyet eder de, gayret gösterse bel ki Yüce Allah Fazl-ü keremi ile bu makamın sevabını ona lütfeder.

Tanıdığım çok kapasiteli bir alim hocasını ziyaret etmek için bir merkebe biner ve yola çıkar.

Merkebi yolda tökezliyor ve üzerindeki alimi düşürüyor.

Bu alimin kolu kırılıyor ve hocasını gidemiyor.

Hocasına yazdığı mektupta kendi durumunu anlatıyor ve üzüntüsünü dile getiriyor.

Hocası da ona yazdığı cevabi mektup da: “Senin, hocama gidemedim diye hasret çekmen ve üzülmen sana,  hocana varmış gibi sevap kazandırır.”

Ameller niyetlere göredir.

Allah’ım!

Niyetlerimizi, amellerimizi rızana muvafık ve uygun eyle.

Kendine, çevresine, insanlara faydası dokunan insanlardan olmayı nasip eyle.

Amin.

Devamını Oku

Fitne zamanı müslümanlara düşen görevler?

Fitne zamanı müslümanlara düşen görevler?
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Dostlar;

İnsanoğlunun her arzu ve temenni ettiği şeyi elde etmesi mümkün değildir.

rüzgarlar, gemilerin ve yolcuların arzu etmediği ölçekte ve istikamette eserler.

Sebeblere malik olan ve her istediğini yapan ancak Yüce Allah’tır.

Kul ise, her istediği ve arzu ettiği şeyi yapamaz.

Durum böyle olunca bir kul, istediği olmadı diye daralmamalı ve darılmamalı, esbaba sarılmalı ama sebebleri zorlamamalıdır.

Kendisine düşen görevi

yaparsa, geri kalanını

Yüce Allah’a havale eder O, neylerse güzel eyler…

Kılıncını efendisinin kapısına asıp ona güvenen rahat eder.

Zaten işler temenni ile hallolmaz.

İşlerin hallolması; azim, sebat, sabır ve kuralına göre işi yaptıktan sonra ve yani sebeblere sarıldıktan sonra Yüce Allah’a tevekkül, itkan ve iyi niyetle olur.

şöyle bir kural vardır:

“Zahmet çekip taşın altına elini koyduğun kadar ve diğer yapılması gerekenleri yaptığın kadar arzularına kavuşursun.”

Fitneye yolaçan faktörlerden uzak dur. Çünkü; onlara yaklaşmak, uğrayanın çok az kurtulduğu başlıbaşına bir musibettir.

Korunmuş bir bölgenin etrafında dolaşanın oraya düşmesi muhtemeldir. Hevasına karşı koyan için dünya nimetleri olgun olur.

Durumu daralsa da sabır

onu genişletir ve rıza onu iyileştirir. Nefsi teşvik edersen arzu duyar.

Onu emir ve yasak bağıyla bağla. Mutsuzluğun bir çeşidi de dünya lezzetlerinin en son noktasını istemendir.

Oysa dünyada lezzet yoktur; ancak acı verici şeylerden uzak kalma vardır. Kardeşlerle birlikte olmak az da olsa hayatta elde edilen güzel bir kazanımdır, ibadete yardım eder.

Rasulullah Efendimiz şöyle buyuruyor: “İşlerin karıştığı, belirsizliğin hüküm sürdüğü fitne günlerinde zamanlarında yapılan ibadet, benimle yapılan hicret gibidir.” (Müslim)

Malum İslâm’ın ilk yıllarında müslümanlar, küfür diyarından ve küfür ehlinden iman diyarına ve iman ehline hicret ederdi, fitne zamanında  mü’minin kargaşadan ayrılıp ibadete yönelmesi sevap ve ecir itibariyle Rasülullah ile yapılan hicret gibidir.

Zira;; insanlar pek azı hariç fitne zamanı dehşete kapılıp ibadeti ihmal etmeleri sebebiyle tam böyle bir zamanda vaktini ibadete ayıran kişi tabir caizse; altın vuruş yapmış ve bahse konu olan hicret sevabını almış olur.

İmtihanlar çok çeşitlidir; bunlardan biri fitnelerle imtihan ve iptiladır.

Böyle bir zamanda insanın iradesi, azmi, sebat ve kararlılığı daha iyi ortaya çıkar.

Nasıl ki İslam’ın ilk yıllarında vatanını,  dünyasını, evini barkını bırakıp hicret edenler methedilmiş büyük ecir almışsa, fitne zamanında da insan tedirginliği, korkuyu, dünyayı terk edip en azından kalbinden çıkarıp ibadete koşması Rasulullah Efendimize yapılan hicret gibi şereflidir.

Allah, ezelden ebede her şeyi bilir.

Kimin imtihanda kârlı, kimin zararlı çıkacağını en iyi bilendir.

Fakat ortaya çıkması için hikmeti gereği istediği kişiye istediği zaman istediği fiiller ve amellerle imtihan verir.

Dolayısıyla imtihan zamanı gelince, kimi izzet ve ikram göreceği, kimin değer ve irtifa kaybedeceği belli olur.

Halk arasında meşhur olan şu söz de doğrudur: İmtihanda kişi, ya vezir olur ya da rezil olur!

Allah’ım!

Her sınav ve imtihanda bizleri bütün mü’min kardeşlerimizi muvaffak eyle. Bizleri izzet ve ikram gören akyüz ile imtihanı verenlerden eyle.

Dünya ve kabir fitnesinden, ahiret azabından emin eyle.

Allah, bizlere ve bütün mü’min kardeşlerimize dünyada gayretle hayırlı ameller, ahirette de huzur itmi’nan, güven ve saadet lütfeylesin.

Amin.

Devamını Oku

Şaşmayan terazi…

Şaşmayan terazi…
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Aklından, hatırından geçen her şeyi şeriatın terazisiyle tart, o şey şer-i şerifin emriyse, şayet şer-i şerife uygunsa mümkünse hemen yap.

Eğer hatırına gelen şey, akla ve şeriatın yasakladığı veya yasakladığı bir şeye vesile oluyorsa bil ki, bu şeytandandır ondan hemen sakın.

Bu bir nevi zihne filitre takıp sadece kalbi değil, zihni de berrak tutmak ve gafleti def etmektir ki, buna aynı zamanda murakabe denir.

Bazı mutasavvıflar yazdıkları kitapları murakabe konusu ile bitirirler, bazı tasavvufi tarikatlarda da salik olan kişiye en son öğrettikleri şey yine murakabedir.

Ahiret yolcusu her zaman bu şuurda ve uyanık olmalıdır.

Özellikle belli bir yaşa gelince murakebe onun için kaçırmaması gereken büyük bir fırsat olacaktır.

Kısaca murakabe dinin ihsan makamı altında kendine yer bulur, Kur’an’ı Kerim murakabeden bahseder.

“Şübhesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.” (Nisa: 1)

“Nerede olursanız olun Allah sizinle beraberdir.” (Hadid: 4)

İhsan makamı altında mütalaa edilen murakebe iki yönlüdür.

Allah’ı görüyormuş gibi ibadet etmek veya Yüce Allah’ın bizi gördüğüne inanarak ibedet etmek.

Bu konuyu uzmanları âlimler, arifler ve mutasavvıflar, murakabeyi ayrıca üçe ayırırlar

Yüce Allah’a taat ve ibadet ederken amellerde Yüce Allah’ın bizi gözetledigine inanmak ve ona göre ibadet etmek.

Yüce Allah’ın yasakladığı bir  haramı terkederken yine Yüce Allah’ın bizi gözetlediğine inanmak veya bir haramı, günahı yapmak isteyen kişi, Yüce Allah’ın kendisini gözetlediğine inanarak bu harama yaklaşmaması.

Daha bir şeyi yapmadan, kişinin hemmetmesi ve hatırından geçirmesi safhasında Yüce Allah’ın, aklından geçenleri bildiğine inanıp konumuzun başında dediğimiz gibi bunu dahi şeriat terazisiyle tartması ve uygunsa yapması, değilse düşünce safhasında günahı olmasa bile zihninden de atmaya çalışması.

Numan bin Sabit in sohbetini bir daha (çok kez) bize anlat, zira onun sohbeti misk gibidir, karıştırdıkça İmam Âzamdan bahsettikçe etrafa güzel güzel kokular yayılır.

Derler ki: “Salih insanlardan

bahsedilince, Allah’ın rahmeti iner.”

Abdullah b Abbas r.a da şöyle buyurdu: “Hz Ömer’den çok bahsedin, bahsedin ki aklınıza adalet gelsin zira Hz. Ömer’in adaleti kılı kırk yarar, aklınıza adalet gelirse, adaleti emreden Yüce Allah’ı hatırlar ve zikredersiniz.”

Başka bir zatı muhteremde: “Ruh, rüzgar gibidir. Güzel kokan bir şeye bulaşırsa güzel kokar. Yok kötü kokan cifelere bulaşırsa kötü kokar.”

İnsanın ruhunun güzel kokması temiz ve iffetli olması huzur bulması için başta Yüce Allah’ın zikri, Kur’an sohbeti, Rasulullah efendimizin hadisleri ve ona salavat getirmek, büyük alim ve gönül insanlarının sohbeti iksir gibi fayda verir.

Dervişin fikri neyse zikri de o olur.

Allah’ım!

Bizleri kendilerine nimet verdiğin peygamberler  sıddıklar, şehitler ve salihler ile beraber eyle.

Ey Rakîb ve gözetleyici olan yüce Allah! Ayetlerde belirtilen efendimizin de tarif buyurduğu murakebe şuurundan, hayatını murakabe şuuru icinde geçiren bahtiyar kullarının ittibaından bizlere ve bütün mü’minlere şuur ve bereket  nasip eyle.

Amin.

Devamını Oku