Siyaset, fanilerin işidir; fakat bıraktığı iz nesiller boyu sürer.
Bu izin derinliği, onu taşa kazıyan elin niyetine ve sabrına bağlıdır. “Allah, Tayyip Bey’e uzun ömür versin” temennisi, sıradan bir nezaket cümlesinden öte, bu coğrafyanın kaderine yön veren iradenin sürekliliğine dair samimi bir beklentidir.
Zira bu topraklarda liderlik, bir koltuğu işgal etmek değil, ağır bir kılıcı kuşanıp fırtınaya karşı yürümektir. Adımlar sağlam, niyet halis, ufuk geniş olmalıdır.
Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderlik serüveni, işte bu uzun ve meşakkatli yürüyüşün timsalidir.
Onun varlığı, bugünün olduğu kadar yarının da teminatı olan bir çınarın gölgesi gibidir.
Günümüz siyaseti
Günümüz siyasetine baktığımızda, bu çınarın kıymetini bir türlü idrak edemeyen, gölgesinde serinlerken köklerine balta sallayan bir acelecilik ve kıskançlık manzarasıyla karşılaşıyoruz.
Bu zihniyet, “Hızlı yaşa, genç öl” felsefesinin siyasete bulaşmış, biraz da komik hale gelmiş halidir.
Tıpkı saman alevi gibi aniden parlayıp gözleri kamaştırır; ama iki dakika sonra sönüp geride ne bir sıcaklık ne de kalıcı bir iz bırakır.
Devlet yönetimini bir maraton olarak görmek yerine, her seferinde “bu sefer kesin bitiririz” diye başladıkları kısa soluklu sokak kavgası gibi gören bu anlayış, özellikle ana muhalefet cephesinde tam bir karikatüre dönüşmüş durumda.
CHP ve yandaş muhalefet partileri, milletin dertlerine uzun soluklu çözüm üretmek, kökünden derman olmak yerine; her seçim öncesi “bu sefer oldu” diye hoplayıp zıplayan, sosyal medya fırtınalarıyla gündem yaratmaya çalışan, sonra da “yine olmadı” diye surat asan bir grup haline geldiler.
Onlar için siyaset, bir ağacı sabırla sulayıp meyvesini beklemek değil, ağacı kesip odunundan alelacele ateş yakıp “bakın biz yaktık” diye etrafa gösteri yapmaktır.
Bu günübirlik, sorumsuz ve biraz da acınası tavır, gelecek nesillerin üzerine basacağı zemini yavaş yavaş çürütmekten başka bir işe yaramıyor.
Oysa gerçek devlet adamlığı, sabır taşına sırtını dayayıp kışın en sert gününde bile baharı bekleyebilmektir.
Tayyip Bey’in liderliğinde şahit olduğumuz büyük dönüşüm projeleri, işte bu sabrın ve uzun vadeli vizyonun eseridir.
Muhalefet
Muhalefetin en komik kronik hastalığı ise, siyasi rekabette bir türlü başarı yakalayamayınca sergiledikleri “tu kaka” tavrıdır.
Kendi iç çekişmelerinde kaybeden, milletin takdirini bir türlü kazanamayan, şahsi hırsları uğruna ilkelerini bir kenara fırlatan bu figürler, her yenilgiden sonra “ben bittim, her şey bitsin”moduna girip kenara çekiliyorlar.
Sonra da tribünden “her şey kötü, her şey çöp” diye bağırmaya başlıyorlar.
Bindikleri dalı kesip düşerken suçu ağaca, rüzgâra, toprağa, Tayyip Bey’e, vatandaşa, hatta bazen havaya bile atan bu nankör yaklaşım, tam bir “Ben olamıyorsam sistem de çürüsün, millet de perişan olsun” komedisidir.
Özellikle ana muhalefet partilerinde zaman zaman zirveye çıkan bu ruh hali, siyaseti yapıcı bir mimarlık olarak değil, yıkıcı bir enkaz bekçiliği olarak icra etmekten ibaret.
“Yapamazsınız, başaramazsınız, olmaz” diye sürekli aynı nakaratı tekrarlayan, her başarısızlığın ardından “aslında biz kazanmıştık ama hile yaptılar” masallarına sığınan bu zihniyet, genç nesillerin siyasete ve devlete olan inancını dinamitleyen en büyük virüs haline geldi.
Bir genç, kendi davasında sebat edemeyip her yenilgide köşesine çekilen, sürekli olumsuzlayan ve sadece “tu kaka” diye bağıran bu profilleri gördüğünde, “Hizmet” ve “Sadakat” kavramlarına kahkahalarla yabancılaşıyor.
Oysa Sayın Erdoğan’ın siyasi hayatı, kaybedilen seçimlerden ders çıkarıp yeniden ayağa kalkmanın, ihanetlere rağmen yola devam etmenin ve asla “tu kaka” demeden millete hizmeti şiar edinmenin canlı bir abidesidir.
Onun uzun ömrü, bu dirayetli duruşun en büyük teminatıdır.
Gelecek nesiller
Gelecek nesillerin en büyük güvencesi, adaletli bir devlet ve güvenilir siyasetçilerin varlığıdır.
Bu güvencenin en somut hali, güçlü ve vizyoner bir liderin devamlılığıdır.
Adaletli devlet, herkesin kendini güvende hissettiği, rüzgârın adil estiği bir limandır.
Güvenilir siyasetçi ise bu limanın fenerini sönmeden yakan bekçidir.
Recep Tayyip Erdoğan, sadece bir siyasetçi değil, bu limanın inşasında en ağır taşları sırtlayan bir devlet adamıdır.
Onun vizyonu, bugünün ihtiyaçlarını karşılamakla kalmaz; “2023”, “2053” ve “2071” hedefleri, bu coğrafyada yaşayan her ferdin torunlarına bırakılacak bir mirasın yol haritasıdır.
Bu hedefler, bir siyasetçinin dar ufkunu değil, bir devlet adamının tarihe vurduğu mührü temsil eder.
Sonuç olarak, “Allah Tayyip Bey’e uzun ömür versin” duası, şahsi bir sevgi ifadesinden ziyade, bir milletin istikbali için edilen en hayırlı niyazdır.
Bu dua, kökü derinlerde olan ulu çınarın daha nice baharlar görmesi, limanı aydınlatan fenerin hiç sönmemesi içindir.
Liderler gelip geçicidir ama bıraktıkları iz kalıcıdır. Tayyip Bey’in bıraktığı iz, betona değil, gönüllere ve tarihin altın sayfalarına kazınan bir izdir.
Onun varlığı, kısa vadeli hesaplar peşinde koşan “hızlı yaşa genç öl”cü anlayışlara ve her seçim yenilgisinden sonra tribünden “her şey bitti” diye ağlaşan, “tu kaka”cı muhalefet figürlerine inat, bu milletin ufkunu aydınlatan bir güneştir.
Rabbim, bu güneşin batmasını geciktirsin ki gelecek nesiller de onun ışığında yolunu bulsun, gölgesinde huzurla serinlesin.
Amin. Vesselam.
GÜNDEM
17 Nisan 2026SPOR
17 Nisan 2026GÜNDEM
17 Nisan 2026GÜNDEM
17 Nisan 2026GÜNDEM
17 Nisan 2026UNCATEGORİZED
17 Nisan 2026EKONOMİ
17 Nisan 2026