DOLAR 33,1952 -0.11%
EURO 36,0226 -0.6%
ALTIN 2.548,96-1,98
BITCOIN 22143544,86%
İstanbul
31°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Gül Mevsimidir Mayıs

Gül Mevsimidir Mayıs

ABONE OL
Mayıs 19, 2023 12:17
Gül Mevsimidir Mayıs
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Gül Farsçadan Türkçeye geçmiş bir çiçek ismidir.

Gülün Arapçadaki ismi “Verd”dir.

Kuzey yarım küre bitkisi olan gülün kökeni Doğu Asyadır.

İlk olarak gül yağı ve gül suyunun İran veya Hindistan’da üretildiği, buralardan Anadolu, Avrupa, Kuzey Afrika ve dünyanın diğer bölgelerine yayıldığı tahmin edilmektedir.

Gülün tarihi en az insanlık tarihi kadar eskidir.

Gül, güzel kokusu, tıbbî değeri, şurup ve de bazı

yiyeceklerde kullanılmasıyla da beslenmedeki yerinden dolayı Antik Çağlardan beri efsanelere konu olmuş ve güzel kokunun peşinde olanlar için vazgeçilmez bir çiçek olmuştur.

Hattâ antik dönemde Fenikeliler, Yunanlılar, Romalılar için gül bahçeleri, en az buğday tarlaları ve meyve bahçeleri kadar öneme sahip olmuştur.

Rıhlet-ü ibn Battuta diye bilinen seyahatnamenin yazarı olan İbn-i Battuta  Osmanlı’da Burdur, Afyon, Denizli, Edirne ve Erzurum yörelerinde gül tarımı yapıldığından bahsetmektedir.

İnsan hayatında çok özel bir yeri olan gül; aşkın, güzelliğin, sevginin ve saygının ifadesini en güzel bir şekilde bünyesinde barındıran bir çiçektir.

Gül, genellikle kırmızı, beyaz, ve sarı renklidir.

Mavi, mor, renkli olanları olduğu gibi çok az da olsa siyah renkli olanları da vardır.

Gülün kırmızı bir renk alması; güle aşık olan bülbülün dokunaklı ve güzel sesiyle aşkını ilân etmek için gül dalına konduğu anda sinesinin gülün dikenleriyle yaralanarak, gül dibine akan kanının gülün kökleri vasıtasıyla çiçeğine ulaşarak kan kırmızısı bir renge bürünmesine 

vesile olduğu efsane olarak anlatılmaktadır.

Fuzuli’nin su kasidesindeki “İçmek ister bülbülün kanın meğer bir reng ile/ gül budağının mizacına gire kurtara su” beyti bu inanışa telmihtir.

Günümüzde gül denilince akla Isparta, Isparta denilince de gül gelmektedir.

Gülün tarihi çok eski olsa da Isparta’ ya gelişi ve gül tarımın Isparta’da gelişmesi yaklaşık 1,5 asır öncesine dayanmaktadır.

Gülün Isparta’ya gelişi müftüzade İsmail efendi vasıtasıyla gerçekleşmiştir.

Isparta’yı gül bahçesi haline getiren macera Bulgaristan’ın kızanlık (Kazanlık) kentinde 1870’te başlamıştır.

O tarihlerde Kazanlık bir Osmanlı toprağıdır.

Bulgaristan’a gülün getirilişi ve tarımı Osmanlı döneminde Balkanlar’a yerleştirilen Türkler tarafından olmuştur.

Isparta’ya gülü getirip gül tarımının ve gül yağcılığının öncülüğünü yapan gülcü İsmail efendi Isparta’nın Yalvaç kazası eşrafından meydan bey oğlu Mehmet İzzettin Efendi’nin oğludur.

1840 yılında Yalvaç’ta doğan İsmail efendi 1915 yılının mayısında gül mevsimi zamanında vefat

etmiştir.

İyi bir medrese eğitimi alan İsmail efendi, müteşebbis ruhlu bir adamdır.

Hariciye nezaretinde (Dış işleri Bakanlığı) görevli iken Kazanlık vadisinde yetiştirilen güllere ve gül

yağı elde edilmesine şahit olmuş, bu konu ile ilgilenmiş ve önemli bilgiler elde etmiştir.

Oraların havasının ve suyunun doğduğu topraklara benzemesi dikkatini çekmiş ve kendi topraklarında da gül tarımının yapılması arzusu, içinde uyanmıştır.

Lakin gül vadisinden gül tohumu ve gül çeliğinin dışarıya çıkarılması yasak olup sıkı bir denetimle de takip edilmektedir.

Bu sorunu da kendisinin hariciye mensubu oluşundan dolayı üstünün aranmayacağını düşünerek, bastonuna ve ceketinin iç ceplerine 

sakladığı gül çelikleri ve tohumlarını düşündüğü gibi üstü aranmama imtiyazından faydalanarak vadiden çıkarmış ve memleketi Isparta’ya getirmiştir.

Bu konunun öncülüğünü yapan İsmail efendi ilk üç yılda istediğini elde edememiş hatta halk arasında küçümsenmiş ve boşa masraf yapıyor, çılgının biri diye alay edilmiştir.

Bütün bunlara aldırmayan dileğini gerçekleştirmekte azimli ve kararlı olan İsmail efendi 4. yıldan itibaren emeğinin semeresini almaya başlayınca halkın dikkatini çekmiş ve bu işle uğraşmak isteyenlerin sayıları artmaya başlamıştır.

Bugün Isparta’nın gül yağı üretiminin dünya ihtiyacının yüzde altmış beşini karşılıyor oluşunda, gül suyu ve gül yağı endüstrisinin gelişmesi ve önemli bir yere sahip oluşunda, gül tarımının temellerinin atılışında İsmail efendinin  emeklerinin payı büyüktür.

Gülün milletimizin gönlünde ayrı bir yeri vardır.

Gül rumuz olarak Peygamber Efendimiz’i (s.a.v) sembolize ettiğinden milletimiz âdeta güle sevdalıdır.

Çeşitli sebeplerle okunan mevlit merasimlerinde ikram olarak gül suyu ve gül şerbeti sunulmaktadır.

Bu esnada ve gül kokusu sürüldüğünde, gül koklandığında Peygamber Efendimiz’e (s a.v) 

salâvatlar getirilmekte ve yad edilmektedir.

Peygamber Efendimiz’in terinin gül koktuğu rivayet edilmektedir.

Günümüzde de mevlitlerde okunan Vesiletü’n necât ismiyle meşhur olan eserinde Süleyman

Çelebi bir beytinde “Terlese güller olurdu her teri, hoş dererlerdi terinden gülleri” diye bu rivayetlere 

İşaret etmiştir.

Gül, çeşitli özellikleri ile sevgilinin sembolü olarak kabul edildiğinden şairlere ilham kaynağı olmuş bir çiçektir.

Gül, divan edebiyatı yanında Türk halk ve tekke edebiyatının hemen hemen bütün çeşitlerinde kendine yer edinmiştir.

Gülün çeşitli özellikleri ile ele alındığı türkü, mani, deyim, ninni, ilâhi, ağıt, atasözü, halk hikâyeleri ve

Kıssalar bügün de halk arasında canlı olarak yaşamaktadır.

Rivayete göre Hz. Ali (r.a) son nefesini vermeden önce bir deste gül istemiş ve getirilen gülleri kokladıktan sonra ruhunu Hakk’a teslim etmiştir.

Bundan dolayıdır ki  Bektaşilikte gül önemli bir sembol sayılmıştır.

Dirilişin şairi, mütefekkir (merhum) Sezai Karakoç, Gül Muştusu isimli eserinde gülün çeşitli özelliklerinden ve anlamlarından bahsetmektedir.

Gülün ömrünün kısa oluşu bizlere insan ömrünün de kısa oluşunu hatırlatmaktadır.

Halk arasında söylenen bir türküde de “Bahçelerde saz olur. Gül açılır yaz olur. Ben yârime gül demem. Gülün ömrü az olur.” diye

bu konuya değinilmiştir.

Gül mevsiminin hasat zamanı Mayıs ayının ortaları ile Haziran sonu arasında gerçekleşmektedir.

Bazı durumlarda hasat zamanı Temmuz ayının ortalarına kadar sürmektedir.

Gül hasadı sabahın erken saatlerinde daha çok

05 ile 10 arasında öğleden önce gerçekleşmektedir.

Bundan dolayı öğleden önce dünyaya gelen kız çocuklarına gül toplayan manasına gelen Gülderen ismi, çuvallara toplanıp fabrikalara getirilen güllerin öğleden sonra meydanlara serilmesinden ilhamla da öğleden sonra doğan kız çocuklarına Gülseren ismi, akşamdan sonra doğanlara ise Aygül ismi verilmektedir.

Müslüman olan milletimiz Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) ve güle olan sevdalarının bir nişânesi olarak kız çocuklarına önü ve ardına gül ekleyerek yüzlerce isim vermişlerdir.

Sebebi sorulduğunda cevapları “Gül ismi bize Peygamber Efendimiz’i (s.a.v) hatırlatıyor.”  olmuştur.

Hakkında şiirler, romanlar, hikâyeler, masallar ve

efsanevî anlatımlar olan gülü kısa bir yazıya sığdırmak mümkün değildir.

Yazımızı Seyyit Nesimi’nin şiirinden bir bölümle tamamlamış olalım:

“Gül alırlar gül satarlar.

Gülden terazi tutarlar.

Gülü gül ile tartarlar.

Çarşı pazar güldür gül.”

Yüce Rabbimden gönüllerimizde gül ve Peygamberimiz’in (s.a.v)sevdasıni daim etmesini niyaz ederim.

Cumamız hayra vesile olsun.

Selamlarımla.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.