Miraç kelimesi, sözlük olarak yükselmek, yukarı çıkmak demektir.
Merdiven anlamına da gelmektedir.
Miraç kelimesi, terim olarak da; Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) Gecenin bir vaktinde önce Mescid-i Haram’dan, Mescid-i Aksa’ya oradan da göğe yükselmesi, yedi kat göklerin ötesine yüce Rabbinin huzuruna kabul edilip, aracısız vahiy aldığı yolculuğun adıdır.
17 Şubat 2023 cumayı (bugün) 17 Şubat cumartesiye bağlayan gece mirac kandilidir.
Mirac olayı iki bölümde gerçekleşmiştir.
Birinci bölümü, Mekke’de bulunan Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya kadar olan bölümdür.
Peygamberimiz (s.a.v) bu bölümü Cebrail Aleyhisselâm’ın getirdiği cennet bineği olan
“Burak” isimli bir binek ile gerçekleştirmiştir.
Bu bölüm Kur’an-ı Kerim’in İsra Suresi’nin 1. ayetinde “Bir kısım âyetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren O (Allah) yücedir.
Gerçekten 0, işitendir. Görendir.” diye bildirilmiştir.
İsra, gece yürüyüşü demektir.
Mirac olayı hicretten yaklaşık olarak 1,5 yıl önce üç ayların ilki olan recep ayının 27. gecesinde gerçekleşmistir.
Efendimizin (s.a.v) yapmış olduğu yolculuğun birinci kısmı olan İsra ayetle sabittir.
İkinci kısmı olan miraç hadislerle sabit olup,
Buhâri ve Müslim’de ” muttefekun aleyh” olarak haber verilmektedir. (Buhâri; Salât 1, Hacc 76, Enbiya 5, Tevhid 37, Menakıb 24, Müslim; iman 259, 263 ) ayrıca miraç olayına Necm Suresi’nde de işaret edilmiştir.
Ehli sünnet âlimlerinin çoğunun görüşüne göre
miraç olayı ruh ve beden ile birlikte gerçekleşmiştir.
Âlimler ayette geçen “Kul” kelimesinin buna işaret ettiğini, ruh ve bedenin birlikte olmasına kul denildiğini ayrıca ruhun bir bineğe ihtiyaç duymadığını oysa İsra olayının Burak isimli bir binekle gerçekleştiğini bunun da ruh ve bedenle birlikte olduğunu beyan etmişlerdir.
Peygamberimiz’in (s.av) yüce dinimiz islâmı tebliğ etmesinden rahatsız olan Mekkeli müşrikler, Miraç olayından önce ki üç yılda Peygamberimiz’e (s.a.v) ve ona inanan sahabe-i kirama düşmanlıklarını ve eziyetlerini arttırmışlar, kendi aralarında yaptıkları Efendimiz’i ( s.a.v) ve inananları toplumdan dışlama, onlardan kız alıp vermeme, konuşmama, yardım etmeme, ticaret yapmama, onlara yardım edenleri cezalandırma
gibi aldıkları kararları maddeler haline getirip imzalayarak Kâbe duvarına astılar.
Bu antlaşmayı bozanları da şiddetli bir şekilde cezalandıracaklarını ilân ettiler.
Ayrıca Mekke’ye gelen ticaret sahiplerine de müslümanlara çok çok yüksek fiyat vermelerini, malları satılmazsa satın alma garantisini verdiler.
İman edenler bu yıllarda çok büyük sıkıntılar çektiler.
Açlıktan karınlarına taş bağladılar.
Açlıktan ağlayan çocukların kadınların, ihtiyar ve zayıf olanların feryadını dindirmek için Hz. Hatice, Hz. Ebubekir, Hz. Osman gibi varlıklı olanlar bundan dolayı büyük servetler ödemek zorunda kaldılar.
Bir gün Mansur bin İkrime adlı müşriğin yazdığı ve Kâbe duvarına asılı bulunan müşriklerin antlaşmasının yazılı olduğu kâğıdın kendi ismi hariç her tarafının bir ağaç kurdu tarafından yendiğini yüce Rabbimiz Peygamberimiz’e bildirdi.
Bu durum müşriklere haber verilince, derhal
Kâbe’ye giden müşrikler, heberin doğru olduğunu görünce ne yapacaklarını şaşırıp dehşete düştüler. Ve ambargo uygulamasından vazgeçtiler.
Hazreti Hatice validemiz (r.a) sıkıntı, dert ve hüzünle geçen bu senelerden sonra ramazan ayının başında vefat etti.
Aynı sene içinde amcası Ebu Talib de öldü.
Bundan dolayı bu seneye “Senet’ül- hüzn” yani hüzün yılı denildi.
Bu arada Efendimiz’in (s.a.v) islâmı tebliğ için gittiği Taif’ten reddedilerek, hakarete uğrayarak ve Taifli çocuklara taşlatılarak dönmesi bu hüzne hüzün katmıştır.
İşte böyle bir durumda Rabbi tarafından teselli edilmek, ödüllendirilmek ve bazı ayetlerin kendisine gösterilmesi için Efendimiz (s.a.v) adı Miraç olan mucizevî bir yolculuğa çıkarılmıştır.
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) Mescid-i Aksa’da kıldığı (Bir rivayette peygamberlerin ruhaniyetine de imamlık yaptığı) namazdan sonra miraç için Cebrail Aleyhisselam ile birlikte yedi kat semaya yükselmiş her katta bir peygamberle karşılaşıp selâmlaştıktan sonra yaratılanların varabileceği son nokta olan Sidretül- Münteha denilen yere gelinince Cebrail aleyhisselâm ben buradan öteye geçersem yanarım demiş Peygamberimiz bundan sonra adı “Refref” olan âdeta manevî bir asansör diyebileceğimiz mahiyetini Rabbimizin bildiği bir vasıtayla yoculuğuna devam etmiştir.
Yüce Rabbimizin huzuruna kabul edilen Efendimiz (s.a.v) selâm vererek “Ettehiyyatü lillâhi vessalâvatü vettayyibat ( Dil ile, beden ile, mal ile yapılan ibadetler, bütün selâmlar,senalar ve dualar Allah (c.c) içindir.” dedi
Allah’ da (c.c) bu hitaba karşılık ” Esselâmü aleyke ya eyyühennebiyyü ve rahmetullahi ve berekâtüh”
(Selâmım, rahmetim ve bereketim senin üzerine olsun Ey nebim, Ey Peygamberim.” diyerek selâmını aldı.
Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v) ” Esselamu aleyna ve alâ ibadillâhissalihin” (selâm bize ve Allah’ın (c.c) salih kulları üzerine olsun.” dedi.
Sonra “Eşhedü en lâ ilâhe illâllah” (Ben şahitlik ederim ki Allah’tan (c.c) başka ilâh yotur.” dedi.
Rabbi de “Eşhedü enne Muhammeden abdühu ve
Resûluhu” (Ben de şahitlik ederim ki Muhammed (s.a.v) O’ nun kulu ve elçisidir.”dedi.
Bir diğer rivayet tahiyyatın son kısmı olan şehadet kısmını meleklerin söylediği şeklindedir.
Bizler bu olayı her namazımızın oturuşlarında okuyarak hafızalarımızda yad edip canlı tutmaktayız.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) miraçtan döndükten sonra bu olaydan müşriklere bahsedince inanmayıp alay ettiler.
Efendimiz’in daha önce Mescid- i Aksaya gitmediğini bildiklerinden ve bir gecede böyle bir şeyin yaşanabilmesinin mümkün olamayacağını düşünerek işte şimdi yalanını ortaya çıkarırız diye heyecanlanarak Mescid-i Aksa hakkında sorular sormaya başladılar.
Yüce Rabbimiz Mescid-i Aksa’yı âdeta canlı bir televizyon yayını gibi Peygamberimiz’in (s.a.v) gözünün önüne getirdi.
Ve sorulan bütün soruları cevaplaması üzerine, soruların doğru cevaplandığını kabul edip şaşırsalar da müşrikler yine de iman etmeyip alay etmekte devam ettiler.
Ebubekir’e (r.a) gidip senin bu arkadaşın yine olmayacak şeyler söylüyor diyerek durumu anlattılar.
Ebubekir (r.a) bunları O’mu söyledi diye sordu.
Evet dediler.
Ebubekir (r.a) değil bunları daha da fazlasını söylese O söylediyse inanırım doğrudur dedi.
Bunun üzerine Ebubekir’e (r.a) şüphesiz inanıp tasdik eden, doğrulayan anlamında “Sıddık” ünvanı verildi.
O gün bugündür bu ünvanla anılmaktadır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) miraçtan üç hediye ile dönmüştür.
Birincisi; gözümün nuru dediği 5 vakit namaz ki kılana 50 vaktin sevabı verilmektedir.
İkincisi; genellikle yatsı namazlarından sonra okunan Bakara suresinin (Amenerrasulü) diye bilinen son iki ayeti.
Bu ayetlerde iman esaslarından ve kulun üzerine çekemeyeceği yükün yüklenmediğinden ve de nasıl dua edeceğimizden bahsedilmektedir.
Üçüncüsü; Rabbine şirk koşmayanların günâhkâr da olsalar sonunda (cezalarını çektikten sonra veya affa uğrayarak) cennete girecekleri müjdesinin verilmesi.
Bu mübarek gecede biz müslümanlara hediye edilen namazın kıymetini bilerek varsa kaza namazı yoksa nafile namazlar kılmalıyız.
Geçmiş günahlarımızdan pişmanlık duyarak Tevbe etmeliyiz.
Gecesini ibadetle, gündüzünü oruçla, sadakayla, hayır ve hasenatla, hasta ziyaretiyle, büyüklerimizin hatırını sormak, Gönül ve hayır dualarını almakla geçirmeliyiz.
Mirac kandilimizi tebrik eder, yüce Rabbimden milletimiz, islâm âlemi ve insanlığın hayrına vesile olmasını niyaz ederim.
Cumamız hayra vesile olsun.
Selamlarımla.
GÜNDEM
23 Şubat 2026SPOR
23 Şubat 2026GÜNDEM
23 Şubat 2026GÜNDEM
23 Şubat 2026GÜNDEM
23 Şubat 2026UNCATEGORİZED
23 Şubat 2026EKONOMİ
23 Şubat 2026
[…] Miraç (Kandili) Gecesi […]