Lideri Alihan Kuriş’in Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “Çıkar amaçlı Suç Örgütü Kurmak ve Yönetmek” iddiasıyla yürüttüğü soruşturma kapsamında 31 kişi ile birlikte tutuklanan “Süleymancılar” diye bilen yapının içinde uzun yıllar çeşitli üst düzey görevlerde bulunmuş Avrupa’da yaşayan İş İnsanı Gülali Alkılıç, Avrupa Süleymancıları ve geneli üzerine 40 yılını geçirdiği cemaati anlatmaya: “Ben görevli değilim” diyerek başladı.

Yazarımız usta kalem Ali Tiryaki’nin bir dönem Süleymancıların önde gelen isimlerinden olan Gülali Alkılıç ile yaptığı söyleyişi çok konuşulacaklar arasında yerini alacak.
Tiryaki, konuşulmayanı konuştu, sorulmayanı sordu, Alkılıç’ta cevap verdi.
Gülali Alkılıç, Süleymancı cemaatinin 40 yıllık bir ismi.
Hollanda MÜSİAD’ın kurucu üyelerinden ve başkanlığını yapmış bir iş insanı.

Yıllarca cemaatin içinde aktif görevler almış, bilinen önemli hayırsever bir şahsiyet.
Yıllarca üst düzey görevler ifa ettiği cemaat söz konusu olunca bugün “Ben sözcü değilim” diyerek söze başlıyor.
Peki neden?
Bu, bir alçakgönüllülük mü, yoksa cemaatin kendi üyelerini bile dışarıdan gelecek saldırılara karşı korumak için geliştirdiği bir refleks mi?
Söyleşi boyunca Alkılıç’ın her “bilmiyorum”, “şahsi kanaatim” ve “arkadaşımdan duydum”, diyerek aslında cemaatin kapalı yapısını mı gözler önüne seriyor?
Yoksa 40 yıldır içinde olduğu bir yapıyı anlatırken bu kadar dikkatli cevap veren bir isim, bizlere şunu mu anlatmak istiyor: ben çok samimiyim ve “Bu cemaat asla kimseyi incitmez” mi diyor?
Kanaatimiz kısaca böyle.
Gerisi söyleşide…
Ali Tiryaki.

SORU: İçinde bulunduğunuz Süleymancı cemaatiyle ilişkinizi nasıl tanımlıyorsunuz?
Ve neden konuşmanıza “Ben sözcü değilim” diyerek başlıyorsunuz?
ALKILIÇ: Öncelikle şunu açıkça ifade etmek isterim: Ben şu anda aktif olarak Süleymancı cemaatinde herhangi bir görev içerisinde değilim.
Dolayısıyla şu anda cemaatin sözcülüğünü yapmıyorum.
Burada anlatacaklarım kendi düşüncelerim, kendi görüşlerim, kendi tecrübelerim ve yıllar içerisinde gördüklerime dayanmaktadır.
Hollanda’da yıllar içerisinde farklı sivil toplum kuruluşlarında ve organizasyonlarda görev aldım. Millî Görüş, MÜSİAD ve farklı İslami kuruluşlarla çalışmalar yaptım.
Bu çalışmalarım sırasında farklı İslami çevreleri yakından tanıma fırsatım oldu.
Bunların içerisinde Süleymancı olarak adlandırılan, Süleyman Hilmi Tunahan’ın oluşturduğu cemaat de bulunmaktadır.
Ben yaklaşık 40 yıldır bu cemaatin içerisindeyim. Dolayısıyla burada aktaracaklarım, dışarıdan duyduğum veya sonradan öğrendiğim bilgilerden ziyade, kendi tecrübelerime, gözlemlerime dayanmaktadır.
SORU: Peki size bu röportajı kabul ederken yönlendirme mi geldi? Cemaatten herhangi bir talimat mı aldınız?
ALKILIÇ: Hayır, kimse beni yönlendirmedi. Sizin bana ulaşıp röportaj istemenizle başladı. Kendi isteğimle konuşuyorum.
SORU: Cemaat neden şimdiye kadar suskun kaldı ve bugüne kadar ne Avrupa kanadından ne de Türkiye kanadından kamuoyuna yönelik çok net ve açık seçik resmi bir açıklama yapılmadı?
Acaba suçlu oldukları için mi konuşmuyorlar?
ALKILIÇ: Bu yapı tarihsel olarak basından ve siyasetten uzak durmayı tercih etti.
Bugün ortaya çıkan iddialar karşısında kamuoyuna daha açık bilgi verilmesi faydalı olabilirdi.
Ben şahsen böyle bir görev verilmesi halinde memnuniyet duyarım.
Ayrıca “Suçlu oldukları için konuşmuyorlar” şeklindeki yaklaşımı doğru bulmuyorum. Belki doğru zamanı veya hukuk sürecinin sonuçlanmasını bekliyorlardır.
2. Alihan Kuriş ve 200 Kilo Altın, “Bilmiyorum ve adalete güveniyorum ekseninde inşa edilen savunma.

SORU: Alihan Kuriş’in tutuklanması ve hakkında ortaya atılan iddiaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
ALKILIÇ: Ben Türk adaletine güveniyorum.
Bu cemaatin binlerce yetiştirdiği avukatları var gerekli savunmayı yapacaklarına inanıyorum.
Ben iddianamenin tamamını okumadım ve kendisine yöneltilen bütün suçlamaların ayrıntılarını bilmiyorum.
Bu nedenle hukuki anlamda kesin bir değerlendirme yapmam doğru olmaz.
Ancak benim şahsi kanaatim, medyada bazı konuların oldukça fazla büyütüldüğü yönünde.
Ben çok büyük sonuçlar çıkacağını düşünmüyorum.
Fakat bekleyip görmek gerekir.
Eğer gerçekten bir suç işlenmişse, kim suçluysa gerekli cezayı almalıdır.
Benim anlayışıma göre bu tür şeylerin bu teşkilatla bağdaşması mümkün değildir.

SORU: “Mümkün değildir” diyorsunuz ama ortada bir tutuklama var, iddialar var.
Sırf “bağdaşmaz” demek gerçekleri değiştirmez.
200 kilogram külçe altın ve farklı ülkelerin paralarının bulunduğu yönündeki iddiaları nasıl açıklıyorsunuz?
ALKILIÇ: İslami kuruluşlarda bağış yapılması normaldir. Cuma günleri toplanan paralar vardır, bireysel bağışlar vardır.
Bazen belirli bir merkez veya şube için para toplanır ve daha sonra ilgili yere aktarılır.
Fakat ben bu teşkilatın muhasebesini veya mali işlerini yürüten kişi değilim.
Dolayısıyla paranın hangi kanaldan, nasıl toplandığını ve nasıl aktarıldığını ayrıntılı olarak bilmiyorum.
SORU: Ama 200 kilogram külçe altından bahsediliyor.
Bu, sıradan “Cuma bağışlarından” oldukça farklı değil mi?
ALKILIÇ: Evet, bu farklı bir konu.
Külçe altın meselesinin ayrıca açıklığa kavuşturulması gerekir.
Bana bir arkadaşım, bu altınların Adapazarı’nda bir kuyumcunun kasasındabulunabileceğini söyledi.
Büyük bir kuyumcunun kasasında yüksek miktarda altın bulunması ticari açıdan mümkün olabilir.
Ama bunun kime ait olduğu, nereden geldiği ve hangi amaçla orada bulunduğu konusunda benim elimde doğrulanmış bir bilgi yok.
Bunların belgelerle ortaya konulması gerekir.
SORU: Yani siz bu iddiayı “arkadaşınızdan duyduğunuz” bir rivayetle mi geçiştiriyorsunuz?
40 yıllık bir üye olarak cemaatin mali yapısı hakkında hiç mi bilginiz yok?
ALKILIÇ: Ben muhasebeci değilim.
3. Mal Varlıkları: “Miras” İddiasının Arkasında Ne Var?
SORU: Ayşe Gülderen Kuriş (anne): 138 taşınmaz, Mahmut Sabri Kuriş (baba – vefat etmiş): 26 taşınmaz, Alihan Kuriş: 14 taşınmaz, Hilmi Tuna Kuriş (kardeş): 13 taşınmaz.
Soruşturma dosyasında ayrıca kardeşin üzerine kayıtlı 13 taşınmaz bulunduğu ve miktarı daha net olmayan yüz milyonlarca lira yönündeki iddialar hakkında ne biliyorsunuz?

ALKILIÇ: Kuriş ailesinin Trabzon kökenli ve geçmişten beri varlıklı bir aile olduğunu biliyorum. Ailenin babadan ve dededen kalan bir mal varlığı olduğunu biliyorum.
Ancak bugün sözü edilen taşınmazların hangisinin miras yoluyla kaldığını, hangisinin sonradan satın alındığını bilmiyorum.
Hatta şunu söylemek isterim: Ben Süleyman Hilmi Tunahan’ın mezarını ziyaret ettim.
Orada Sayın Cumhurbaşkanının ebeveynlerinin mezarlarının, Süleyman Hilmi Bey’in mezarının hemen yanı başında olduğunu gördüm.
Ziyaret sırasında iki boş mezar yeri dikkatimi çekti.
Kanımca bunların da Sayın Erdoğan ile eşinin, ahirete irtikal ettiklerinde defnedilmek üzere ayrılmış ebedî mezar yerleri olduğunu düşündüm.
Sorunuza gelince, eğer gerçekten toplumdan veya teşkilattan gelen paralar haksız şekilde kullanılarak bu mallar edinilmişse bunun ortaya çıkacağına inanıyorum.
Ama benim şahsen böyle bir şey olduğuna dair bilgim yok. Dolayısıyla burada kimseyi savunmak için değil, bilmediğim bir konuda kesin konuşmamak içinbunu söylüyorum…
(Söyleşinin ikinci bölümü 25 Ağustos 2026 Salı (yarın) günü yayınlanacak.)
GÜNDEM
24 Ağustos 2026SPOR
24 Ağustos 2026GÜNDEM
24 Ağustos 2026GÜNDEM
24 Ağustos 2026GÜNDEM
24 Ağustos 2026UNCATEGORİZED
24 Ağustos 2026EKONOMİ
24 Ağustos 2026
1
Kayıp eşini otel odasında oğlunun arkadaşıyla bastı!
7501 kez okundu
2
Milli Takımı üzen haber Madrid’ten geldi!
6716 kez okundu
3
Buca Belediyesi, yolsuzluk ve rüşvet operasyonunda eski ve yeni başkanlar dahil 42 kişi tutuklandı
6451 kez okundu
4
Kamyonet Zap Suyu’na uçtu, 2 kişi hayatını kaybetti, 2 yaralı tedavi altına alındı
5966 kez okundu
5
Akıllı kişi nasıl yaşar?
5198 kez okundu