İran – Amerika ve İsrail Gerilimi:
İç Çöküş Sınavına Stratejik Bir Okuma,
Değişen Çatışma Doğası.
Bugünün küresel güç mücadelelerini anlamak için, savaşın artık sadece cephelerde değil, aynı zamanda toplumların psikolojisinde, devletlerin iç istikrarında ve liderliklerin kriz anındaki reflekslerinde yürütüldüğünü kavramak gerekiyor.
Rusya – Ukrayna’daki geleneksel cephe savaşı ile Orta Doğu’da yaşanan gerilimler aynı kategoride değerlendirilemez.
İran – İsrail ekseninde 2025 – 2026 döneminde yaşananlar, bu yeni ve daha karmaşık çatışma biçiminin neredeyse prototip bir örneğini oluşturuyor.
Bu rapor, Haziran 2025’teki 12 günlük askeri çatışmayı, onu takip eden iç ayaklanma dalgasını ve Şubat 2026’da Umman’da gerçekleşen görüşmeleri, birbirinden bağımsız olaylar değil, tek bir stratejik zincirin halkaları olarak ele alacaktır.
1. Haziran 2025 Çarpışması: Hedeften Daha Fazlası
13 Haziran’da başlayan İsrail saldırıları, İran’ın nükleer ve askeri altyapısını hedef aldı.
İran’ın füze ve İHA’larla karşılık vermesi beklendiği üzere gerçekleşti.
Ancak burada kritik olan; İsrail ve arka plandaki Amerikan stratejistlerinin asıl aradığı şey: İran’ın gerçek zamanlı komuta – kontrol kapasitesi, erken uyarı sistemlerinin etkinliği ve kritik personelin kriz yönetim becerisiydi.
Bu bir misillemeden ziyade, canlı bir stratejik deneydi.
Vurulan sadece tesisler değil, İslam Devrimi Muhafızları Ordusu’nun (IRGC) teknik ve entelektüel hafızasıydı.
Resmi rakamlar 935 ölüyü işaret etse de, güvenilir askeri çevrelerdeki değerlendirmeler, uzman personel kaybının İran’ın uzun vadeli kabiliyet geliştirme kapasitesinde onarılması zor bir darbe oluşturduğu yönünde.
Kanımca, bu süreç klasik anlamda bir “saldırı”dan çok, doğada kurtların sürüye yaklaşırken yaptığı testlere benziyordu.
Kurt, çoğu zaman sürünün içine dalıp herkesi boğazlamaz; önce sürünün düzenini, çoban köpeğinin refleksini ve savunma hattının zayıf noktasını ölçer.
Burada da hedef yalnızca tesisler değil; İran’ın komuta – kontrol kapasitesi, kriz refleksi ve savunma organizasyonuydu.
Vurulan şey, bir bina değil, sistemin kendisiydi.
2. İçerideki Patlama: Kontrollü Kaos Teorisi ve Sahadaki Gerçekler.
Askeri çatışmanın hemen ardından patlak veren ve yüzlerce şehre yayılan protestolar, rejim için beklenenden çok daha büyük bir tehdit haline geldi. Sayılar üzerinde tam bir mutabakat olmasa da, eldeki en tutarlı veriler yaklaşık 20.000 can kaybı ve 100.000 civarında yaralı olduğuna işaret ediyor.
Bu, olayların boyutunu ve rejimin baskı şiddetini gösteriyor.
Konuya yakın güvenilir kaynaklardan gelen değerlendirmeler kritik bir perspektif sunuyor.
Bu kaynaklara göre, İran’daki ayaklanma sadece ekonomik hoşnutsuzluğun sonucu değildi.
Dış istihbarat servisleri (Mossad ve CIA), uzun süredir rejim içindeki ve toplumsal muhalif ağları besliyor, iletişim kanallarını kullanarak kaosu derinleştiriyor ve yönlendiriyordu.
Amaç; Tahran yönetimini aynı anda iki cephede – biri dışarıda, biri içeride– mücadele etmek zorunda bırakmak, kaynaklarını tüketmek ve en önemlisi, karar alma mekanizmalarını aşırı stres altına sokarak kontrol edilebilir bir kargaşa ortamı yaratmaktı.
Bu, klasik bir devirme operasyonundan farklı, daha incelikli ve uzun soluklu bir “istikrarsızlaştırma” projesi olarak tasarlanmıştı.
3. Umman Buluşması: Masadaki Oyun ve Masanın Altındaki Ayaklar
6 Şubat 2026’da Umman’da gerçekleşen görüşmeler, bu sürecin üçüncü ve belki de en açıklayıcı aşamasıydı.
Görünürde nükleer program ve bölgesel gerilimler konuşuluyordu. Ancak sahne arkasında iki önemli dinamik işliyordu.
• Askeri Tehdit Gösterisi: ABD, görüşmeler devam ederken Hürmüz Boğazı’na uçak gemisi ve savaş gemilerini konuşlandırarak net bir mesaj verdi: “Diplomasi masasındayız, ancak askeri seçenek bu masanın hemen yanında duruyor.” Bu, saf bir korkutma taktiğiydi.
• Refleks Testi: Asıl hedef, İran rejimini bu ikili baskı (diplomayı + askeri tehdit) altında acil durum moduna sokmaktı. Tahran’ın bu koşullarda nasıl hareket edeceği gözlemlenecekti.
Ve rejim, tahmin edildiği gibi, bir dizi acil protokolü devreye aldı: Üst düzey yedekleme listeleri, kritik tesisler için tahliye ve sığınak planları, iletişim ağlarının yeniden yapılandırılması.
Tüm bu tepkiler, dış gözlemciler için İran’ın gizli kriz yönetim doktrininin detaylarını açığa çıkaran paha biçilmez bir istihbarat oldu.
Görüşmelerin sonuçsuz kalması önemsizdi; asıl kazanç bu veriydi.
4. Büyük Stratejinin Arka Planı: Trump Doktrini ve “Yeni Savaş”
Yaşananları anlamlandırmak, bölgesel hedefler ve ABD’deki yönetim anlayışıyla birleştirilmelidir.
İsrail’in uzun vadeli “Arz-ı Mev’ud” vizyonu, İran’ı en büyük engel olarak görür.
Ancak doğrudan bir işgal imkansızdır.
İşte burada bana göre: Donald Trump yönetiminin yeni savaş stratejisi devreye giriyor.
Geleneksel, büyük ölçekli ve pahalı askeri müdahalelerin yerini, daha ucuz, inkar edilebilir ve çok boyutlu bir yaklaşım alıyor.
Buna göre:
• Amaç, düşman devleti fiziken işgal etmek değil, onu sürekli bir kontrol edilebilir kaos durumunda tutmaktır.
• Araçlar; doğrudan çatışmanın yanı sıra, siber operasyonlar, iç karışıklıkların desteklenmesi, ekonomik baskı ve psikolojik harekattır.
• Hedef; düşmanın kaynaklarını tüketmek, toplumsal meşruiyetini aşındırmak ve liderliğini sürekli bir belirsizlik ve savunma pozisyonunda kilitlemektir.
2025 – 2026’da İran’a yönelik üç aşamalı hamle (askeri test + iç istikrarsızlaştırma + diplomasi/tehdit ile refleks ölçümü), tam da bu doktrinin sahada uygulanmış halidir.
Büyük bir savaş çıkmadı, ancak İran rejimi stratejik açıdan daha kırılgan, içeride daha zayıf ve karar alma süreçleri dış gözlemciler için daha şeffaf hale getirildi.
Sonuç ve Çıkarımlar:
Haziran 2025’ten Şubat 2026’ya uzanan süreç, kanımca 21. Yüzyılın güç mücadelesinin yeni yüzünü gösteriyor.
Savaşlar artık sadece toprak kazanmakla ilgili değil; rakibin direncini, dayanıklılığını ve iradesini, geleneksel olmayan yollarla sistematik olarak aşındırmakla ilgili.
İran örneği, bir devletin askeri kapasitesinin, iç istikrarının ve gizli kriz protokollerinin, doğrudan bir işgal olmaksızın nasıl kapsamlı bir “stratejik teşhire” tabi tutulabileceğinin göstergesidir.
Trump yönetimi ile uyumlu halde şekillenen bu yeni model, gelecekteki devletlerarası çatışmalar için bir emsal oluşturuyor.
Artık zafer, tankların ilerlediği mesafede değil, rakip rejimin ne kadar süre kontrol edilebilir bir kaos ortamında ayakta kalabileceğini ölçebilme ve bu süreci yönetebilme becerisinde yatıyor.
İran, bu yeni ve tehlikeli oyunun şu anki ana sahnesi konumunda.
NOT: Bu değerlendirme, açık kaynaklı istihbarat, bölgesel analistlerin görüşleri ve konuya yakın güvenilir kaynaklardan alınan bilgiler sentezlenerek hazırlanmıştır.
Rakamsal veriler, mevcut en tutarlı kamuya açık tahminlere ve saha kaynaklarına dayanmaktadır.
GÜNDEM
11 Şubat 2026SPOR
11 Şubat 2026GÜNDEM
11 Şubat 2026GÜNDEM
11 Şubat 2026GÜNDEM
11 Şubat 2026UNCATEGORİZED
11 Şubat 2026EKONOMİ
11 Şubat 2026