DOLAR 43,8423 0.02%
EURO 51,7655 0.12%
ALTIN 7.327,182,02
BITCOIN 2885251-2,65%
İstanbul

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Yaşamak, ölümü unutmadan!…

Yaşamak, ölümü unutmadan!…

ABONE OL
Ağustos 12, 2022 17:55
Yaşamak, ölümü unutmadan!…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yaşamak, sözlükte “Canlılığını, yaşamını sürdürmek, sağ olmak” anlamına gelmektedir.

Ölüm, sözlükte “Bir insan, bir hayvan veya bitkide hayatın tam ve kesin olarak sona ermesi” anlamına gelmektedir.

Yaratılan her şey fanidir.

Sadece baki olan Allah’tır. (cc)

Dünyaya gelen her canlı bir gün ölüm gerçeğiyle karşı karşıya kalacaktır.

Yaşamak, sevmeyi, sevilmeyi, acıyı, tatlıyı, kederi,hüzünlenmeyi, ağlamayı, gülmeyi, çalışmayı, başarmayı, hayal kırıklığını, öfkelenmeyi, bazende tembelliği içinde barındıran iki nokta arasında yapılan bir yolculuktur.

İnsanoğlu, yapmış olduğu bu yolculukta imtihanda olduğunu unutmamalıdır.

Yüce Rabbimiz Mülk Suresi 2. ayetinde ” O, (mutlak hükümranlık elinde bulunan Allah) hanginizin daha güzel iş yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. 

O üstündür, bağışlayandır.” diye buyurmaktadır.

İnsanoğlu, ölümü unutturacak kadar eğlence ve gaflet içinde yaşamamalıdır. 

Peygamber Efendimiz (s.a.v) kendisine Ensardan birisinin “Ey Allah’ın Resûlü! Müminlerin hangisi daha akıllıdır? ” diye sorduğu soruya “Ölümü en çok hatırlayanları ve ölümden sonrası için en güzel şekilde hazırlananlar. İşte onlar en akıllı olanlardır.” diye cevap vermiştir. ( İbn Mâce,zühd, 31) 

Ebu Hureyre’nin naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.v) “Lezzetleri yok edeni (yani ölümü) çok hatırlayınız.” diye buyurmuşlardır.

Bir diğer Hadis-i Şerifte de “Gaflete dalan, gülüp oynayan, kabirleri ve toprak altında çürümeyi unutan kul ne bedbahttır! azan, haddi aşan, nereden geldiğini ve nereye gittiğini unutan kul ne bedbahttır!..” diye buyurulmaktadır.(Tirmizi, sifatü’l kıyame, 17)

Müslüman ölüm gerçeğini unutmadan yaşamalıdır.

Lakin nasıl olsa ölüm var deyip dünya hayatında her şeyden elini çekip boş boş tembel bir hayat sürmemelidir.

Ölümden aşırı derecede korkuya kapılarak kendini hayattan soyutlamamalıdır.

Ölüm yok olmak değildir.

Ölüm doğum gibi tabiî bir hadisedir.

Ölmek bir nevi başka bir dünyaya (ahirete) doğmak demektir.

Ölen bedendir. 

Ruh ölmez.

Ruh bedenden ayrılınca ruhlar âleminde kendi makamında yerini alır.

İlâhi aşkın lezzetini tadan Yunus Emre bu durumu 

“Aşıklar ölmez, ölen hayvan imiş” diyerek dile getirmiştir.

“Bir daha mı geleceğiz dünyaya? 

Bu hayatın tadını çıkarmalıyız” diyerek gaflet içinde hayatı haz, hırs ve eğlenceden ibaretmişcesine geçirmeye çalışanlar için ölümü hatırlamak, araçların trafikte kaza yapmamaları için fren yapması gibi bir şeydir.

Allah’ın (cc) varlığına ahirette hesaba çekileceği ne gerçekten iman etmiş bir kişi yaşarken haksız yere bir cana kıyabilir mi? 

Başkalarının haklarını, mallarını gasp edebilir mi?

İnsanlara, hayvanlara, bitkilere zararlı olacak davranışlarda bulunabilir mi?

Kamu malına zarar vererek veya zimmetine geçirerek tüyü bitmemiş yetimin hakkına girebilir mi? 

İftirayla, rüşvetle, yalancı şahitlerle kendisinin haksız olduğunu bile bile haklı çıkmaya çalışabilir mi? 

İnsanoğlu, ölümün gerçekliğini bilsede içinde sanki kendisine sıra gelmeyecekmiş veya çok geç gelecekmiş gibi bir his taşır.

Yakınımız, arkadaşımız, tanıdığımız birinin cenazesine, ona karşı son görevimizi yerine getirmek için katılırız, o esnada ölümü düşünür, bir gün bize de sıra gelecek, içimizde hayatın akışında kaybolduğumuz duygulardan daha değişik duygulara kapılırız.

Bir müddet sonra yine eski halimize döneriz.

Çünkü hayat devam etmekte, yapılacak işler bizi beklemektedir.

Önemli olan devam eden hayatın bize ölümü unutturmamasıdır.

Ölüm insana soğuk gelebilir. 

Hatta insan bir miktar korkuya da kapılmış olabilir.

Lakin müslüman, ölümün yok olmak olmadığını, ahirette sonsuz bir hayatın kendisini beklediğini bildiği için ölümü tevekkülle karşılamalıdır.

Ahirete inanmayan, her şeyin bu dünya hayatından ibaret olduğunu sananlar için ölüm korkunç bir şey gibi görünebilir.

İnançsızlar için ölüm korkusu, ebediyen yok olma endişesinden, bir takım hazlardan mahrum kalınacağından kaynaklanmaktadır.

Ahirete inanlar için ise amellerinin noksanlığından, bazı yaptıklarından dolayı hesap vermekten, ya yüzüm kara çıkarsa duygusundan kaynaklanmış olabilir.

Rahmetli üstad Necip Fazıl Kısakürek; 

“Kapı kapı yolun son kapısı ölümse;

Her kapıda ağlayıp o kapıda gülümse!” derken bizlere hayatın evrelerini kapıya benzetip, her türlü hallerle karşılaşsan da Allah’ı (cc) razı edecek şekilde bir hayat yaşamamızı ki ( günümüzde  öyle bir hayat yaşamak, birçok zorluğa katlanmayı, helal- haram çizgisine titizlikle dikkat etmeyi bazen de ağlamayı gerektirmektedir.) 

Hayatın son evresi olan ölüm kapısında gülebilmemizi hatırlatmaktadır.

Bu durumu da “o dem ki perdeler kalkar, perdeler iner.

Azrail’e hoş geldin, diyebilmektir hüner.” diye de

teyit etmektedir.

Yine üstad bizlere ölümden korkmamak ve ölümü sevimli göstermek için “Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber…

Hiç güzel olmasaydı ölürmüydü Peygamber?”

demektedir.

Mevlânâ gibi yüce ruhlu, engin gönüllü insanlar için ise ölüm, şeb-i arûs, Türkçe: kişinin Rabb’ine, sevgiliye kavuşma gecesi olduğu düşünülerek düğün gecesi olarak adlandırılmaktadır.

Yüce Rabbim bizlere rızasına uygun işler yapmayı ve ölümü unutmadan yaşamayı nasip eylesin.

Cumamız hayra vesile olsun.

Selamlarımla.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP