Yüce Rabbimiz, kıyamet vaktine kadar dünyayı insanoğluna mekân olarak takdir etmiş, dünya nimetlerinin de onun süsü olduğunu bildirmiştir.
Nereden gelip nereye gittiğini, dünyada ne için bulunduğunu unutan, gelip geçici süslerle oyalanıp bu süslerin kavgasını kendisine hayat gayesi edinenlerin ebedî yurt olan ahirette yıkıma uğrayacağını haber vermiştir.
Ayrıca haramlar ve günâhları şeytan ve nefsimiz bizlere zevkli ve süslü göstermektedir.
Dünya süslerinin daha önce görülmedik ölçüde çeşitli ve cezbedici olduğu çağımızda dünya ile irtibatımızı, hayat tarzımızı gözden geçirmemiz birer dünya süsü olarak bizlere verilen nimetleri külfete dönüştürmemenin hayatî bir önem taşıdığını idrak etmemiz gerekmektedir.
Ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerde dünya hayatı ahiret hayatı ile kıyaslanırken ahiret hayatının üstünlüğüne, buna karşılık dünyanın değersizliğine dikkat çekilmiştir.
Ancak burada ifade edilen dünyanın değersizliği,
Kötülenmesi veya hafife alınması, ahiret kaygısını geri plâna iten, araç olan dünyayı amaç haline getiren hayat tarzı ile alâkalıdır.
Ahirete yönelik amelleri engellemediği müddetçe,
ebedî bir hayatı bizlere unutturmadığı sürece dünya hayatı müslüman için bir nimet ve ebedî mutluluk vesilesidir.
Kaldı ki Rabbimiz dünyadaki her şeyi insan için yaratmıştır. ” Yeryüzünde ne varsa tamamını sizin için yaratan O’ dur.” (Bakara suresi ayet: 29)
Rabbimiz hem dünyanın hem de ahiretin saadetini istememizi “Rabbimiz! Bize dünyada da ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru.” diye nasıl dua edeceğimizi de öğretmektedir. ( Bakara suresi ayet:201)
Dünya ve ahiret hayatı mukayese edilirken dünyanın değersizliğine vurgu yapılması, insanın süslü kılınan dünya nimetlerine meyletme ve aldanmaya yatkın olmasından dolayı ve bir uyarı mahiyetindedir.
Yüce Rabbimiz aslolan dünya malları ve elde bulunan nimetler değil, Dünya hayatında yapmış olduğumuz Rabbimizin rızasına uygun olan yaşayışımızın önemli olduğunu Kehf suresinin 46. ayetinde
“Mallar ve evlâtlar dünya hayatının süsüdür. Kalıcı olan Salih ameller ise Rabbinin nezdinde hem sevapça saha hayırlı hem de ümit bağlamaya daha lâyıktır.” diye bildirmektedir.
İnsanın fıtratında dünya sevgisi, yaşama sevinci vardır.
Nitekim insan uzunca bir hayat sürse bile ölümü değil yaşamayı arzu eder.
Dünya ve içindekilere karşı insandaki bu temayül dengede tutulmazsa insanı felâkete sürükleyebilir.
Unutulmaması gereken, ahiret saadetinin dünya hayatında elde edildiğidir.
Bu açıdan dünya bir fırsat yeridir.
Ahiret saadetinin elde edilebilmesi için dünyanın terk edilmesi gerekmez.
Ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerde dünyanın kötülenmesini doğru anlamak gerekir.
Bu konuda bahsedilen değersizlik, “dünyanın süsü” olarak tarif edilen nimetlerin ilâhî rıza istikametinde değil, nefsin arzuları doğrultusunda kullanılması ile ilgilidir.
Yüce dinimiz dünyevî ilişkilerimizde uhrevî dengeyi muhafaza etmeyi öğütlemektedir.
Dinî bir hassasiyet ve uhrevi bir şuura sahip olan mümin, dünyaya mahkûm olmak yerine ona hakim olmalı, sahip olduğu imkânlarını Allah’ın (cc) rızasına, kendi ahiret saadetine ve insanlığın hayrına uygun bir şekilde kullanmalıdır.
Kötülenen dünya değil, dünya hayatının tarzı, insanın maddeye mahkûm ve bağımlı olması, maddenin birinci plânda ve üstün tutulup mananın ve ahiretin arka plâna atılmasıdır.
Kötülenen dünya kişinin kalbi ile nesneler arasında kurduğu ahiretine zarar verecek olan sağlıksız bir ilişkidir denilebilir.
Yüce Rabbim bizlere dünyası için ahiretini ahireti içinde dünyasını yıkmayan kullarından olmayı nasip eylesin.
Cumamız hayra vesile olsun.
Selamlarımla.
GÜNDEM
22 Şubat 2026SPOR
22 Şubat 2026GÜNDEM
22 Şubat 2026GÜNDEM
22 Şubat 2026GÜNDEM
22 Şubat 2026UNCATEGORİZED
22 Şubat 2026EKONOMİ
22 Şubat 2026