25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü.
Birleşmiş Milletler 1999 yılında 25 Kasım gününü
kadına yönelik şiddete karşı Uluslararası mücadele günü ilân etmiştir.
Bu günün 25 Kasım olarak belirlenmesi ise 1960
yılında Dominik Cumhuriyeti’nde meydana gelen Manibal Kardeşler adlı üç kız kardeşin dövülerek vahşice öldürülmelerinin ölüm yıldönümleri olmasına dayandırılmıştır.
O günden bugüne ülkemizde ve dünyada 25 Kasım günü kadına karşı şiddete dikkat çekmek ve şiddetle mücadele açısından farkındalık oluşturmak için çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir.
Kamu ve sivil toplum kuruluşları tertip ettikleri panel, konferans, seminer, konuyla ilgili afişler ve sloganlarla toplumu bilinçlendirmeye gayret etmekte, toplumu duyarlı olmaya davet etmektedirler.
Şiddet, Türkçe’ye Arapça’dan geçmiş bir kelime olup sertlik, katılık, zarar verme niyetiyle fiziksel kuvvet veya güç kullanımı anlamına gelmektedir.
Şiddet, bir kişi veya gruba yönelik; mağdurun bedensel bütünlüğüne, mallarına ya da kültürel değerlerine zarar verecek şekildeki her türlü davranıştır.
Şiddet bazen yaralanmaya veya ölüme de sebep
olmaktadır.
Dünya sağlık örgütü (WHO) “şiddet; kendisine,
başkasına, bir gruba veya topluma karşı kasti olarak fiziksel baskı ya da güç kullanmak, tehdit
etmek veya fiiliyata geçirmek, yaralama, ölüm, psikolojik zarar, gelişim bozukluğu veya mahrum
bırakmaya neden olmak” diye tanımlanmıştır.
Şiddet tanımı her ne kadar toplumlara göre
bir miktar farklılık gösterse de şiddetin hem fiziksel hem de psikolojik olarak acı verme
özelliği vardır.
Şiddet tanımlanırken geçmişte sadece zarar vermeye yönelik fiziksel eylemler kabul edilirken zamanla uygulayanın psikolojik ve cinsel eylemleri de tanıma eklenmiştir.
Şiddet nereden, kimden/kimlerden gelirse gelsin, kime /kimlere uygulanırsa uygulansın bir insanlık
suçudur.
Hele kadına yönelik şiddet katmerli bir suçtur.
Kadına yönelik şiddet, toplumun her kesimini ilgilendiren bir olaydır.
Kadın annedir, babaannedir, anneannedir, teyzedir,
haladır, kızkardeştir, abladır, kuzendir, yengedir.
Bir kadına yönelik şiddet onunla bağı olan herkesi
ilgilendirdiği gibi bağı olmasa da insanî duygularını yitirmemiş herkesi ilgilendirir.
Üstelik erkekleri daha da çok ilgilendirmesi gerekir.
İnsana yönelik şiddet insanoğlunu ilgilendirmez mi?
Ne güzel demişti rahmetli Neşet Ertaş:
“Kadınlar insandır, biz insanoğlu”
kadına yönelik şiddetlerin miktarı o toplumun medeniyet seviyesini gösterir.
Şiddete maruz kalmış, mutsuz, umutsuz kadınların varlığını dikkate almayan ve çözüm yollarını aramayan toplumların bindiği dalı kesmeye çalışan birinden farkı var mıdır?
Maalesef günümüzde erkekler tarafından şiddete
maruz kalan kadınlar olduğu gibi kadınlar tarafından şiddete uğrayan kadınlar da vardır.
Elbette kadına yönelik şiddetle mücadele edilmelidir.
Ancak mücadelede doğru yöntemler belirlenmelidir.
Sorunun temeline inilmeli, nedenleri gerçekçi
bir şekilde belirlenmeli ve sorunun giderilmesi için devet, millet dayanışmasının önemi gözardı
edilmemelidir.
Aile içi şiddette çocukların durumu dikkate alınarak yuvanın bütünlüğünün bozulmaması mümkün görünüyorsa yumuşak bir şekilde uygun olan bir müdahaleyle mağdurun da isteği gözetilerek yuvanın kurtarılması düşünülmelidir.
Mücadele esnasında kadını erkeğe, erkeği de kadına düşmanmış gibi gösterecek söylemlerden kaçınılmalıdır.
Şiddet uygulamak elbette suçtur. Suçlularda cezasını çekmelidir.
Lâkin şiddeti önlemeye yönelik çare olarak sadece kanunî yöntem ve cezalandırmanın dışında eğitim, psikolojik destek gibi başka alternatifler de düşünülmelidir.
İslâmdan önce cahiliye dönemi denilen zamanda her türlü şiddete maruz kaldığı halde sesini çıkaramayan, hiçbir değeri olmayan, bir eşyadan farksız olarak eşi ölünce sahip olduğu diğer mallar gibi miras olarak devredilen kadına gerçek değerini veren islâm dinine mensup bir müslümanın kadına şiddet uygulayarak kendini cahiliye toplumunun bir ferdi konumuna düşürmesi en hafif bir ifadeyle kendine olan saygısını yitirmiş olması demektir.
Böyle bir durumun suçu dinde değil, dinini ve peygamberini iyi anlayamamış olan müslümanda aranmalıdır.
Peygamberimiz (s.a.v) “Ey insanlar! Kadınların
haklarına riayet ediniz! Onlara şefkat ve sevgi ile muamele ediniz! Onlar hakkında Allah’tan (cc) korkmanızı tavsiye ederim.
Siz kadınları, Allah’ın
(cc) emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah (cc) adına söz vererek helâl
edindiniz.” (Müslim, hac,147) diye bizleri uyarmıştır.
Bir diğer hadis-i şerifinde de “En güzel dünya nimeti, insanın sahip olabileceği nimetlerin en
hayırlısı: zikreden dil, şükreden kalp ve insanın iman doğrultusunda (müslümanca) yaşamasına
yardımcı olan kadındır” (Tirmizî, birr,13) diyerek nimete karşı şükredilmesi, nankörlük edilmemesi
gerektiğini bizlere hatırlatmıştır.
Yaşantısıyla bizlere en güzel örnek olan sevgili Peygamberimiz (s.a.v) hayatında kadına el kaldırmamış, kadına karşı şiddete onay vermemiş
ve “Kadınları dövmeyiniz! Kadınlarını döven kimseler sizin hayırlınız değildir.” (Ebu Davud, nikâh, 42; İbn-i Mâce nikâh, 51) buyurarak kadınları dövmememizi tavsiye etmiştir.
Kur’an’ı Kerim’in en uzun surelerinden birinin
kadın anlamında “Nisa” suresi olduğunu da aklımızdan çıkarmamamız gerekmektedir.
Yüce Rabbimden bizlere kadınlar hakkında Peygamberimizin (s.a.v) izinden gitmeyi nasip etmesini niyaz ederim.
Cumamız hayra vesile olsun.
Selamlarımla.
GÜNDEM
22 Şubat 2026SPOR
22 Şubat 2026GÜNDEM
22 Şubat 2026GÜNDEM
22 Şubat 2026GÜNDEM
22 Şubat 2026UNCATEGORİZED
22 Şubat 2026EKONOMİ
22 Şubat 2026