Osmanlı döneminde varlıklı kişilerin köşk veya konaklarında iftara davet edilen misafirlerin yanında fakir halk için de sofralar hazırlanır, çat kapı gelen Allah cc misafiri kabul edilir, geriye çevrilmez içeri alınırdı.
İftar yapılıp teravihe gitmek üzere harekete geçilince iftara gelen fakir fukaraya hane sahibinin zenginlik ve cömertliğine göre gümüş akçe veya altın paralar bir kadife kese içerisinde ‘diş kirası’ olarak verilirdi.
Yemeği bitirip diş kiralarını alanlar “kesenize bereket, Allah cc daha çok versin. Ziyade olsun.” gibi dualar ederek ziyafet yerinden ayrılırlardı.
‘Diş kirası’ denilen bu hediye, fakirin gönlünü incitmeden, gönlünü ve duasını alarak, sadaka vermenin zarif bir usulüydü.
Bu zarif davranış; “gelmekle ayaklarınızı, ikramımızı kabul edip yemekle dişlerinizi yordunuz. Teşekkür ederiz.” manasına gelmekteydi.
Günümüzde unutulmaya yüz tutmuş bu zarif geleneği az sayıda da olsa sürdürmeye çalışanlar vardır. Rabbim sayılarını artırsın.
Bu diş kirasından hali vakti yerinde olan davetlilere ayrı bir şekilde kadife keseler içerisinde gümüş tabaklar, kehribar tespihler, gümüş yüzükler günün anısı olarak hediye edilirdi.
Fakirlere gümüş yüzük, gümüş tabak değil de gümüş veya altın para verilmesi ihtiyaçları için onları paraya çevirme zahmetinde bırakmama gibi bir incelik göstergesidir.
Ramazan geleneği olan diş kirası, ecdadımızın zarifliğini tevazuunu ve cömertliğini gösteren onlarca güzel örnekten sadece bir tanesidir.
Bizlerde bu geleneği yaşatmak adına pahalı hediyeler olmasa da küçük bir paket lokum, tespih, minik bir havlu veya hoş bir koku gibi hediyeler takdim edebiliriz.
Her ne kadar Ramazan ayına mahsus olmakla birlikte Ramazan dışında verilen ziyafetlerde de bu gelenek sürdürülüyordu.
Diş kirası deyiminde bile bir incelik var; yani “biz sizin dişinizi kiraladık” manası taşıyordu.
Ecdadımız yaptıkları iyilikleri, başkalarına yaptıkları iyilikler olarak değil de kendilerine yapılan iyilikler olarak görmekteydiler.
Bu hediye şekli hemen hemen dünyanın hiçbir yerinde rastlanılmayacak bir hususiyettir.
Bu husus ecdadımızda islâm ahlâk, tevazu ve inceliğinin ne kadar derinden yaşandığının bir örneğidir.
Hele sanki sadece havlu hediye ediliyormuş gibi davranılarak havlunun bir kenarına para kesesinin bağlanıp takdim edilmesi ayrı bir zarafettir.
Fatih Sultan Mehmet‘in sadrazamlarından Mahmut paşa cömertliği ve hayır severliğiyle tarihimizin ünlü hayırseverleri arasında yer almaktadır.
Mahmut paşa Ramazan ayı geldiğinde kesenin ağzını büsbütün açmasıyla meşhurdur.
Hele konağında verilen ziyafetler için kazanlarda pişirilen pilavların içine nohut biçimi verilmiş altınlar attırması “kısmetinde olanın, kaşığına çıkar” ata sözünün doğmasına vesile olmuştur.
Bugün halâ dua ve teşekkür anlamında kullandığımız “kesenize bereket” sözü bu gelenekten kalmış olabilir.
Bize özgü bu zarafete, babanın, oğulun, abi ve kardeşin ayrı ayrı hesap ödediği toplumlarda rastlamak mümkün olabilir mi?
Ecdadımız misafir ağırlamaya önem gösterir, ihtiyaç sahibi olan misafirlerinin kendileri için Allah’ın cc bir lûtfu olduğunu kabul ederlerdi.
Bu güzel diş kirası geleneğinin yaşatıldığı yıllarda konakların mutfak kapıları, iftardan sahura kadar açık olurdu.
Yolcular, oruçlu – oruçsuz herkes davete gerek kalmaksızın gelip karınlarını doyuruyorlardı.
Hattâ bu konuda müslim – gayrimüslim ayırımı yapılmamaktaydı.
Ramazan ayında bir öğünlük yemek parası olmayanlar dahil kimse aç kalma endişesi yaşamaz, hangi konağın kapısına gitse geri çevrilmez, karnını doyurmuş, üstüne diş kirası denilen hediyesini de almış olarak konaktan ayrılırdı.
Âlicenap ecdadımızın geleneğini, torunları olarak nesilden nesile aktarabilme dileğiyle.
Cumamız hayra vesile olsun.
Selamlarımla.
GÜNDEM
22 Şubat 2026SPOR
22 Şubat 2026GÜNDEM
22 Şubat 2026GÜNDEM
22 Şubat 2026GÜNDEM
22 Şubat 2026UNCATEGORİZED
22 Şubat 2026EKONOMİ
22 Şubat 2026