DOLAR 45,1978 0%
EURO 53,1193 0.04%
ALTIN
BITCOIN 34542101,16%
İstanbul

HAFİF YAĞMUR

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Tevbe ve istiğfar…

Tevbe ve istiğfar…

ABONE OL
Ocak 10, 2025 18:38
Tevbe ve istiğfar…
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Tevbe kelimesinin sözlük anlamı; dönmektir.

Terim anlamı ise dine göre çirkin görülen kötü durumdan vazgeçip, dininin övdüğü bir duruma dönmektir. Allah’a cc yönelmektir.

Tevbe etmenin şartları vardır.

İlk şartı kişinin geçmiş döneminde yapmış olduğu kötülüklerden, işlediği günahlardan ciddiyetle ve samimiyetle pişmanlık duymasıdır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) işaretle “pişmanlık tevbedir.” demişlerdir.(Ahmet b. Hanbel, 1/376, 423)

İkinci şartı; kişinin içinde bulunduğu zamanını iyi bir şekilde değerlendirmesi yani kötülük ve günahlardan sıyrılıp güzel, meşru, helâl ve sevap olanlarla donanmasıdır.

Üçüncü şartı; kişinin Tevbe ettikten sonra eskiden işlediği kötülük ve günahlara dönmemeye azimli ve kararlı olmasıdır.

Yüce Rabbimiz: “Muhakkakki Allah cc Tevbe edenleri ve temizlenenleri sever. “(Bakara suresi, ayet,222) Mealindeki ayette samimi Tevbe edenleri sevmesiyle müjdelemiştir.

İstiğfar, Allah’tan cc günah ve hatalardan dolayı bağışlanmayı isteme, mağfiret dilemedir.

İstiğfar lafzını veya manasını içeren her duaya istiğfar denmektedir.

Tevbe ve istiğfar her ikisi birlikte kullanıldığında  anlamları farklı olmaktadır.

Bu durumda istiğfar geçmişte işlenen kötülüklerden, Tevbe ise gelecekte kötü amellerden korunmayı istemektir.

Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de bir çok ayette istiğfardan bahsetmiş ve kullarını istiğfara teşvik etmiştir.

Tevbe edilecek günah, kul haklarını da ilgilendiriyorsa kul hakkını ödeme ve helâlleşmeyi de gerektirir.

Tevbe konusunda önemli olan bir husus; tevbenin Allah’ın cc rızasını kazanmak için yapılmış olmasıdır.

Mal kaybı, sıhhat endişesi veya insanların ayıplamasından kurtulmak için bir kısım çirkin işleri terk etmek tevbe anlamına gelmez.

Sadece pişman olmak da yeterli değildir.

Pişman olmakla birlikte günahları terk etmek ve dönmemeye azmetmek gerekir.

Buna göre Tevbe etmeyi sadece kuru bir pişmanlık olarak tarif edenlerin aldandıkları anlaşılır.

Türk asıllı Hanefî fıkıh, hadis ve tefsir âlimi olan

Abdullah İbn-i Mübarek Tevbe hakkında:  Nedamet (pişmanlık), bir daha dönmemeye azmetmek,kul hakkını ödemek, farzlardan kaybettiklerini yerine getirmek, haramla beslenen bedenden o maddeleri eritip yerine temiz maddeler gelinceye kadar üzülüp kederlenmek, nefsine günahların lezzetini tattırdığı gibi tâatin (ibadet ve itaatin) elemini (Günahlardan zevk alan nefse tâat elem verir).” tattırmak şartlarını da ileriye sürmüştür.

Bazı arifler istiğfarı tespihattan öncelediklerini, “Kirli elbise buhurdan ziyade sabuna muhtaçtır.” Sözüyle dikkate sunmuşlardır.

Kulun tevbesi karşısında Allah’ın cc sevinmesi; çölde yiyecek, içecek ve ihtiyaçlarını giderecek eşyaların yüklü olduğu bineğini mola esnasında uyumasından sonra uyanınca bulamayınca telâşa kapılıp aradığı yerlerde bulamaması üzerine aç, susuz ve tükenmiş bir halde âdeta hayattan ümit kesmiş vaziyetteyken bayılıp ayıldıktan sonra bineğini kaybettikleriyle birlikte yanıbaşında bulup duyduğu sevinçten kıyaslanamayacak kadar çok, çok daha fazladır.

Tevbe insana mahsustur.

Ruhanî varlıklar olan melekler günah işlemedikleri için tevbeye de ihtiyaçları yoktur.

Günahından pişmanlık duymayan şeytanın da tevbeyle işi olmaz.

Şeytan günah işlediğini ikrar etmediği, pişmanlık duymadığı, nefsini kınamadığı, Tevbe etmediği ve Allah’ın cc rahmetinden ümidini kesip isyanında ısrar ettiği, kibir ve hasedinde kararlı olduğu için Allah’ın cc huzurundan kovulmuştur.

Şeytan kendisinin kovulmasına sebep olan Hz. Âdem (a.s) ve neslinden intikam almak ve insanları doğru yoldan sapıtmak için birçok yöntemler kullanmaktadır.

İlk günaha muhatap olan Hz. Âdem’dir.

(Peygamberlerin işledikleri hatalara zelle denmektedir.)

Dolayısıyla ilk tevbe de Âdem âleyhisselâm ile başlamıştır.

Nitekim Hz. Âdem ve Havva annemiz cennetten çıkarılmalarına sebep olan yasak meyveden yemek sûretiyle günaha düştüklerinde: “Ey bizim Rabbimiz! Biz nefsimize zulmettik. Eğer sen bize mağfiret etmezsen biz ziyana uğrayanlardan oluruz.” diye tevbe ve istiğfarda bulunmuşlardır. (Âraf suresi, ayet; 23) İman nasıl bir nasip işi ise Tevbe de bir nasip işidir.

Ancak kuldan beklenen nasibini aramaktır.

Rahmet ve maneviyat iklimi olan üç ayların içerisinde bulunmaktayız.

Peygamber Efendimiz (s.a.v): “İnsanoğlunun her biri hata işleyebilir. Ancak hata edenlerin en hayırlısı Tevbe edenlerdir.” diye buyurmuştur.

(Tirmizi, kıyamet,50)

Yine Peygamber Efendimiz (s.a.v): “Günahından tam olarak dönüp tevbe eden onu hiç işlememiş gibidir.” diye müjde vermiştir. (İbn Mâce, zühd, 30)

Şu mübarek üç aylarda Tevbe nasibimizi arayıp Peygamber Efendimizin (s.a.v) müjdesinine nail olabilmek için Tevbe ve istiğfar gibi bir fırsatı kaçırmamak lehimize olacaktır.

Yüce Rabbimden bizlere hatasını anlayıp Tevbe eden ve işledikleri hatalara dönmeyen kullarından olmayı nasip etmesini niyaz ederim.

Cumamız hayra vesile olsun.

Selamlarımla.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP