“2026 İçin Bir Dua”
Rahat bozmaya niyetli bir niyaz.
Değerli okuyucularımız, yeni bir miladi yıla girdik.
Kutlamalar yapıldı, paylaşımlar atıldı, süslü temenniler havada uçuştu.
Şimdi dürüst olalım: Bunların kaçı gerçekten düşünmek içindi, kaçı otomatik refleks?
31 Aralık’tan 1 Ocak’a geçmek ahlaken bir eşik değildir ama zihnen bir fırsattır. O fırsatı da çoğumuz ya kaçırıyoruz ya da bilerek harcıyoruz.
Gerçek şu: Hayatımızın tamamı miladi takvimle akıyor. Doğumdan ölüme, işten eğitime, devletten ekonomiye kadar her şey bu takvime göre yürüyor.
Ama iş laf üretmeye gelince birden hicrî hassasiyetler hatırlanıyor. Bugün “14 Recep 1447” dense, kaç kişi 3 ocak 2025 olduğunu gerçekten bilir?
Kendimizi kandırmayalım.
Fiilen kullandığımız şeyi inkâr ederek dindar olunmuyor.
Sloganla takva olmaz.
O yüzden bu yılı bir kutlama değil, bir yüzleşme vesilesi sayalım.
Nerede savrulduk, nerede sustuk, nerede suça ortak olduk; bunları konuşmadan yeni yıl dileği sadece gürültüdür.
Bende bu niyetle dua ediyorum.
Çünkü başka türlüsü (…) kalabalıktır.
Rabbimiz!
İnsan sayısı artarken insanlığın azaldığı bu çağda bize tekrar insan olmayı öğret. “Biz insanı en güzel kıvamda yarattık, sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik” (Tin: 4–5) uyarısını unutanlardan olmaktan bizi koru.
Kalabalıklar içinde merhametsizleşen, güçlenirken kabalaşan, konuşurken ama duymayan kullar olmaktan bizi kurtar.
El Melik olan Sensin; ama biz sahip olmadığımız iktidarın sarhoşluğunu yaşıyoruz.
“Mülk Allah’ındır, dilediğine verir, dilediğinden çeker alır” (Âl-i İmrân: 26) hakikatini dilimizde değil bilincimizde taşı.
Bize yetimin sesini duymayan kulaklarımızın aslında sağır olduğunu fark ettir.
Mazlumun yüzüne bakamayan gözlerimizin körlüğünü yüzümüze vur.
“Ben ne yapabilirim ki?” diyerek kenara çekilen ellerimizin bu pasifliğiyle suça ortak olduğunu idrak ettir.
“Zalimlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur” (Hûd: 113) ikazını bize hatırlat.
El Kadir olan Sensin;
Ama yeryüzünde gücü eline geçirenlerin karanlığı başkalarının hayatını söndürüyor.
Gücü ahlaktan koparanlara, iktidarı adaletsizlik için kullananlara karşı bize suskunluk değil basiret ver.
Kendi içindeki kini başkasının evine ateş olarak taşıyanları görüyoruz.
Milletleri, mezhepleri, kimlikleri birbirine düşman eden bu körlüğü normalleştirmekten bizi koru.
Zira “Zulüm sıradanlaştığında dindarlık da yozlaşır.”
El Rahim olan Sensin;
Ama biz Sen’in adını kullanarak merhametsizliği meşrulaştırıyoruz.
Haksızlığı dava, tahakkümü cihad, kibri izzet diye pazarlayanlara karşı bize netlik ver.
“Allah haddi aşanları sevmez.” (Bakara: 190) hükmünü eğip bükmeden anlamayı nasip et.
Kimsenin Sen’in adaletinden muaf olmadığını, en dindar görünenin bile hesap vereceğini bize ve onlara hatırlat.
Güç sarhoşluğunun iman zannedildiği bu çağdan insanlığı özgürleştir.
Makam Sahiplerine, Güç Kullananlara Dair.
Rabbimiz!
Bu yeni yılda siyaset yapanlara, iktidar kullananlara, karar masalarında oturanlara şunu öğret: Makam bir lütuf değil, ağır bir imtihandır.
“Size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emreder.” (Nisâ: 58).
Koltukları kutsallaştıran, eleştiriyi düşmanlık sayan, hatasını “beka” perdesiyle örtenlere haddini hatırlat. Yetkiyi emanetten çıkarıp ganimet görenlerin ellerini titreterek uyandır. “Kıyamet günü emanetler sahiplerine sorulacaktır” (Enfâl: 27 bağlamı) bilincini onlara zorla hatırlat.
Hesap günü protokol tanımaz.
Yönetenlere, oyla gelenlere, atamayla yükselenlere; halka yukarıdan bakmanın, seçmeni cahil, muhalifi hain saymanın ahlaki bir çürüme olduğunu göster.
Gücü adalet üretmek yerine, korku üretmek için kullananların önce kendi vicdanlarını öldürdüklerini idrak ettir. Devleti şahsi sadakat ağına çevirenleri bu yükün altında ezdir.
Allah’ım!
İşverenlere, patronlara, büyük sermaye sahiplerine şunu öğret:
Çalışanın emeği sadaka değildir. “Ölçüyü ve tartıyı eksik yapanlara yazıklar olsun” (Mutaffifîn: 1–3) uyarısını sadece pazarda değil maaşta da geçerli kıl.
Maaşı lütuf gibi sunanlara, fazla mesaiyi fedakârlık diye pazarlayanlara, güvencesizliği “piyasa gerçeği” diye kutsayanlara adaleti hatırlat.
Bir insanın hayatını ucuzlatan her kârın bereketi de ahlakı da yoktur.
Rabbimiz!
Yüksek kademelere çıkmış bürokratlara, akademisyenlere, kanaat önderlerine cesaret ver. “Hakkı batılla karıştırmayın ve bile bile hakkı gizlemeyin.” (Bakara: 42) ayeti onların aynası olsun.
Bildiği halde konuşmayanın, yanlış karşısında susanın da zulmün ortağı olduğunu hatırlat.
Ünvanı büyüyüp omurgası küçülenleri bu çelişkiyle yüzleştir.
El Adl olan Sensin! Adaleti sadece mahkeme salonlarına hapseden anlayışı yerle bir et.
“Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin.” (Mâide: 8) ilkesini hayatın tamamına yay.
Adalet bütçede vardır, ihalede vardır, kadroda vardır.
Bir kesim sürekli kazanırken diğerleri sürekli fedakârlığa çağrılıyorsa orada adalet değil, organize haksızlık vardır. Bunu görmeyi de söylemeyi de bize nasip et.
Rabbimiz!
Dini iktidarın dili yapanlara karşı bizi uyanık kıl.
“Allah’ın ayetlerini az bir bedelle satmayın” (Bakara: 2, 41) uyarısını minberlerde yankılat.
Minberi propaganda kürsüsüne çevirenlere, ayeti itaati kutsamak için eğip bükenlere karşı feraset ver. Zalimle yan yana durup mazluma sabır öğreten anlayışı ifşa et.
Din, iktidarı korumak için değil haksızlığı sınırlamak için gönderildi.
Allah’ım!
Ezilenlere sadece sabır değil, hak arama bilinci ver. “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm: 39) ilkesini kadercilikle boğmalarına izin verme.
Sabır adı altında kaderciliğe itilenlere suskunluğun erdem değil alışkanlık olduğunu göster.
Bize düzenin parçası olmadan düzene itiraz edebilme ahlakını öğret.
Rabbimiz!
Mezhebi kimlik değil ahlaki sorumluluk kıl.
Sünnî olana geleneği putlaştırmamayı,
sûfî olana mistisizmi kaçışa çevirmemeyi,
Şiî olana sevgiyi siyasetin yakıtı yapmamayı,
Selefî olana lafza değil ruha sadakati öğret.
Herkesin kendi yanlışını din diye savunduğu bu kargaşada hakikati çıkarlarımızdan ayırmayı nasip et. Diğer inançlara mensup olanlara da insaf ver.
Hiçbir dine mensup olmayanlara ise dinle değil, dini istismar eden dincilikle hesaplaşma feraseti ver.
Bu coğrafyanın en derin yarasının inançsızlık değil, ahlaksız dindarlık olduğunu fark ettir.
Rabbimiz!
Yılın 365 günü miladi takvimle yaşayıp yılbaşında hassasiyet gösterisi yapanlara samimiyet ver.
Bayramları törene, cumayı slogana indirgeyenlere ibadetin içini hatırlat. Başka inançların bayramlarına hakaret etmeyi iman sananlara bunun günah olduğunu öğret.
Her konuda konuşup hiçbir konuda düşünmeyen kalabalıklara basiret ver.
Allah’ım!
Bu dua rahatlatmak için değil uyandırmak için.
“Onlar kalpleri olduğu halde anlamazlar.” (Arâf: 179) diye tarif edilenlerden olmaktan bizi koru.
Çünkü uyutulmuş toplumdan adalet çıkmaz.
Bu sözler koltukta oturanı huzursuz etsin, emeği sömürenin uykusunu bölsün, susarak yükselenin aynaya bakmasını zorlaştırsın.
Âmin.
Bu sözler bir temenni değil bir iddiadır.
Hayır; sessizlik değil doğruluk getirsin.
Barış; suskunluk değil adalet üzerine kurulsun.
Varlığımız mazlum için umut, zalim için rahatsızlık olsun.
GÜNDEM
02 Mayıs 2026SPOR
02 Mayıs 2026GÜNDEM
02 Mayıs 2026GÜNDEM
02 Mayıs 2026GÜNDEM
02 Mayıs 2026UNCATEGORİZED
02 Mayıs 2026EKONOMİ
02 Mayıs 2026