Dünyada yaşarken konuştuğu bütün sözleri ve aldığı bütün nefesleri sayılı ve kayıtlı olan bir kişi. erkek veya bayan farketmez konuştuğu sözlerden ve alıp verdi nefeslerden ahirette sorulacağına göre dünyaya ve lezzetlerine nasıl sevinsin?
Hayat, ömür, hayatın lezzetleri, zevkleri ve ne varsa hepsi geçicidir.
Hasan’ı Basri (r.a). bu hususta şöyle buyuruyor: “Ölüm dünyayı rezil etti, dünyanın karizmasını çizdi bu yüzden akıllı insana neşe bırakmadı.”
Her konuştuğu kayda alınan, alıp verdiği nefes nimetinden sorumlu olan insan, bu ölümlü dünyada hakiki ve devamlı bir neşeyi bulması eğer ölüme ve sonrasına inanıyorsa pek mümkün değildir.
Asıl hakiki ve ebedi neşe ve huzur, daimi ve kesintisiz zevk-ü sefâ cennettedir.
Sıhhat ve afiyet dolu bir gencin, şampiyonları bile kısa sürede yere seren bir yiğidin cansız bir ceset haline geldiğini, hareketsiz bir cisme dönüştüğünü görürsün.
O gençlik gitmiş, o kuvvet yokolmuş, duyuları kesintiye uğramış; işitme, görme ve koklama duyusu çalışmaz olmuş, dili tutulmuştur.
O, bilge bir alim, belağat sahibi bir edip, işinin ehli bir doktor veya yetenekli bir mucit olabilir.
Fakat ömürler bitip, eceller gelince bunun ruhların alınmasını engellemesi mümkün değildir!
Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ecelleri geldiği zaman bir an ne geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.”
Avn b. Abdullah b. Utbe b. Mes’ud (r.a), minbere çıkar ve şöyle derdi: “Bir günü karşılayıp onu tamamlayamayan, yarını bekleyip ona erişemeyen nice kimse var. Ecele ve ecelin gelişine baksaydınız uzun emellerden ve onların sizi aldatmasından hoşlanmazdınız.”
İnsan sıhhatinden faydalanır, sağlığıyla nimetlenirken; gezip oynar, gururla dolaşır ve kibirlenirken, emreder ve yasaklarken bir de ne görsün, ölüm hastalığı avının üzerine saldıran bir aslan gibi üzerine hücum etmiş.
Vücudu zayıf düşmüş, sesi kısılmış, eklemleri, kuvvetini kaybetmiş ve gücü eriyip yokolmuş.
Dünyadan göçmüş ve amel defteri dürülmüş.
Ölüm ne kadar da yakın.
Her gün o bize biraz daha yaklaşır, biz de ona biraz daha yaklaşırız.
Ölümle aramızda, yazılan yazgının eceline ulaşmasından başka bir şey yoktur.
Bir de bakmışız ki ölümle karşı karşıyayız.
Ömürler gerçekte önce açan, sonra da solan çiçeklerden önce aydınlatan sonra da sönen bir lambadan ya da önce ışık veren, sonra da kül olan bir alevden başka bir şey değildir.
Tamahkarlar ve dünyaya meyledenler, kabirlerin dağınık kumları üzerinde ve yıkılmış taşları arasında düşünmelidir ki, şehvetlerin ve haram lezzetlerin yolu yeşillik ve çiçeklerle süslenmiş olsa bile sonuçta kişiyi kabre konulanların vardığı sona götürecektir.
Gözlerini o şahıslara açmadan önce ölüm habercisi kendisine müjde ile gelene ne mutlu!
Kur’an‘ın ve ölümün alıkoyamadığı bir kimseyi gözünün önünde dağların birbirine girmesi bile engelleyemez.
Mezarlıklarda gördüklerimiz en büyük ibret kaynağıdır.
Bugün cenaze taşıyan, yarın kendisi taşınacaktır.
Mezarlıktan evine dönen kimse yarın kendisi oraya bırakılıp dönülecektir. Tek başına, yalnız ve ameliyle baş başa bırakılacaktır.
Ameli iyi ise iyi olacak, kötü ise kötü olacaktır.
Günümüzde cenaze defnetmek için gelen bazı kimselerin gülüp eğlendiklerini görürüz.
Ya da gösteriş ve riya amacıyla cenazede hazır bulunmuş, ahiret gününü, berzahın ve kıyametin korkusunu unutmuştur.
Bu kalpleri katılaştıran gaflet nedeniyledir.
Allah’tan, bu gafletten kurtulmayı dileriz.
Allah’ım!
Bizlere ve bütün mü’min kardeşlerimize cennetini rahmetinle nasib eyle. Amin
GÜNDEM
07 Mayıs 2026SPOR
07 Mayıs 2026GÜNDEM
07 Mayıs 2026GÜNDEM
07 Mayıs 2026GÜNDEM
07 Mayıs 2026UNCATEGORİZED
07 Mayıs 2026EKONOMİ
07 Mayıs 2026