DOLAR %
EURO %
ALTIN
BITCOIN 3790399-0,02%
İstanbul
27°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Suriye de yaşanan son gelişmeler…

Suriye de yaşanan son gelişmeler…

ABONE OL
Ağustos 27, 2026 01:46
Suriye de yaşanan son gelişmeler…

İlk Seçimde Mazlum Abdi Suriye Cumhurbaşkanı Olursa Şaşırmayın

Bu bir haber değil.

Bir kehanet de değil.

Ama Suriye’de yaşananları birkaç adım sonrasına taşıdığımızda, üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken somut bir jeopolitik senaryo.

İlk seçimde, Suriye’deki Kürt silahlı terör örgütünün askeri lideri Mazlum Abdi’nin Cumhurbaşkanı adayı olarak karşımıza çıkması ve seçilmesi neden imkânsız olsun?

İki yıl sonra olabilir, üç yıl sonra olabilir, beş yıl sonra olabilir.

Üstelik isim Mazlum Abdi de olmayabilir.

Bugün önemli olan isimler değil, izlenen tarihsel dönüşümün mantığıdır.

Çünkü Suriye’de artık savaşan yapılar yalnızca tasfiye edilmiyor.

Bir kısmı aynı zamanda devletin içine taşınıyor ve yasallaşıyor.

Suriye Demokratik Güçleri (SDF), bağımsız bir askeri güç olarak görevini tamamladığını ve Suriye ordusuna entegrasyon sürecinin başladığını duyurdu.
SDF’nin çekirdeğini oluşturan eski YPG komutanı Sipan Hamo’nun savunma bakan yardımcılığına getirilmiş olması, bu dönüşümün çoktan başladığının en somut kanıtı.

Burada asıl mesele, bir örgütün silah bırakması değil.

Silahı bırakan kadroların bundan sonra nerede duracağı ve hangi makamlara oturacağıdır.

Çünkü savaş alanından çekilen bir hareket, siyasetten çekilmek zorunda değildir.

Tam tersine, silahlı mücadele sona erdiğinde aynı kadrolar siyasi parti kurabilir, seçimlere girebilir ve devlet kurumlarında belirleyici aktörler haline gelebilir.

Peki bu nasıl mümkün olacak? Demografi mi, Anayasal Kota mı?

İlk bakışta şu itiraz haklı olarak gelecektir:
Suriye’de Kürt nüfusu ülke içinde yüzde 8 ila 10 arasında. Üstelik Türkiye, Lübnan ve Ürdün’deki milyonlarca Sünni Arap mülteci hesaba katıldığında Sünni Arap çoğunluk ezici bir ağırlığa sahip.

Bir Kürt aktör nasıl Cumhurbaşkanı seçilecek?

Cevap, sandığın aritmetiğinde değil, yeni kurulacak masanın anayasal mimarisinde gizli.

Tıpkı yanı başımızdaki Irak Modeli gibi…

Irak’ta 2003 sonrası kurulan anayasal düzende Şiiler çoğunlukta olmasına rağmen; Başbakanlık Şiilere, Meclis Başkanlığı Sünnilere, Cumhurbaşkanlığı ise anayasal bir uzlaşıyla daima Kürtlere (Celal Talabani ve devamı) bırakıldı.

Benzer bir model Lübnan’da da yıllardır uygulanıyor: Cumhurbaşkanı Maruni Hristiyan, Başbakan Sünni, Meclis Başkanı Şii.

Eğer yeni Suriye’de merkezi üniter devlet yerine; Kürtlerin, Dürzilerin, Alevilerin ve Sünnilerin güç bölgesel özerklik esaslı yönetim modeli, ademimerkeziyetçe veya etnik/mezhepsel kotalara dayalı bir sistem kurulursa…

İşte o zaman Mazlum Abdi’nin (veya benzer bir Kürt liderin) sembolik veya yetkili bir Cumhurbaşkanı olması bir ihtimal değil, masanın dayattığı anayasal bir formül haline gelir.

Benim ikinci Lübnan endişem

Asıl tehlike de burada başlıyor.

Ben Suriye’nin ikinci bir Lübnan’a dönüşme ihtimalini çok ciddi görüyorum.

Suriye; Araplar, Kürtler, Dürziler, Aleviler, Hristiyanlar ve farklı silahlı yapılar arasında çok kırılgan bir denge üzerinde duruyor.

Ülke dışındaki 7 milyona yakın mültecinin geri dönüşü dahi bu grupların demografik pazarlık kartı haline gelmiş durumda.

Böyle bir ülkede güçlü bir merkezi devlet kurulamaz, bunun yerine farklı grupların merkeze kendi silahlı ve örgütsel ağırlıklarıyla girdiği bir sistem kurulursa, ortaya istikrarlı bir devlet değil, sürekli kriz ve pazarlık üreten bir devlet çıkar.

Lübnan’ın yıllardır iflas etmesine yol açan sistem tam olarak budur.

Kurumsal sadakat mi, örgütsel sadakat mi?

Burada Suriye devletinin önüne çok ağır bir sınav çıkıyor:

Dün kendisine karşı savaşmış örgütlü kadroları ordusuna ve bürokrasisine alan Şam, bu kadroların yarın devlet içinde bağımsız bir “paralel güç odağına” dönüşmesini nasıl engelleyecek?

Burada Türkiye’nin FETÖ tecrübesinden hareketle yapısal bir benzetme yapılabilir.

FETÖ ile PKK ideolojik olarak tamamen zıt yapılardır; biri inancı istismar eden bir şebekeydi, diğeri etnik kimlik ve siyasi hedefler üzerinden örgütlendi.
Ancak mesele ideoloji değil, 
devlet içine giren örgütlü yapıların devlete mi, yoksa kendi hiyerarşik liderlerine mi sadık kalacağı meselesidir.

Suriye bu ayrımı başaramazsa; bugün “silahsızlanma ve entegrasyon” diye alkışlanan süreç, yarın ordunun ve istihbaratın içinde birbirine paralel çalışan yeni güç merkezleri doğurur.

Ankara için büyük zafer mi, yeni bir diplomatik kriz mi?

Bu senaryo Ankara açısından da çok ciddi bir paradoksu beraberinde getiriyor.

Türkiye, askeri operasyonlarıyla sınırında bağımsız bir silahlı yapılanmayı engellemiş ve bunu kendi lehine bir güvenlik başarısı olarak kaydetmiş olabilir.

Fakat madalyonun diğer yüzü şudur:

Dün sınırın hemen ötesinde “terör örgütü lideri” olarak askeri hedefe konulan bir aktör, yarın Şam’ın resmi Cumhurbaşkanı, Başbakan Yardımcısı veya Savunma Bakanı olarak kırmızı halıyla ve diplomatik dokunulmazlıkla karşımıza çıkarsa Türkiye ne yapacak?

Askeri tehdidi sahada bertaraf etmek, meselenin diplomatik ve siyasi bir meşruiyet krizine dönüşmesini engellemeye yetecek mi?

 Ve Ahmed Şara örneği: Dünün teröristi ilan edilmişti, bugünün devlet adamı.

Bütün bu senaryoları “hayal” görenlerin, yakın geçmişe çok iyi bakması gerekir.

Ahmed Şara’nın (Colani) hikâyesi, uluslararası siyasette meşruiyetin ne kadar hızlı el değiştirebildiğini hepimize kanıtladı.

Bir dönem Washington’ın terör listesinde yer alan ve başına 10 milyon dolar ödül koyduğu bir isim, kısa süre içinde kravatını takıp diplomatik muhatap haline geldi ve bugün Şam’ın en kritik devlet figürlerinden biri oldu.
ABD’nin Suriye’yi terör listesinden çıkarma adımları da bu dönüşümün bir parçası.

Şara için çalışan bu uluslararası pragmatizm çarkı, yarın Mazlum Abdi veya onun temsil ettiği kadrolar için neden çalışmasın?

Sonuç: Oyun bitmedi, sadece satranca dönüştü

Suriye’de olan biteni yalnızca Reis masaya vurdu, örgüt silah bıraktı kolaycılığıyla okumak, yaklaşan büyük fırtınayı görmezden gelmektir.

Evet, silahlı güçlerin tek bir ordu çatısı altında toplanması önemli bir aşamadır.

Fakat mesele, silah bırakanların yarın devlette hangi makamlara geleceği ve o devletin nasıl bir siyasi mimariye kavuşacağıdır.

Güçlü, adil ve gerçekten üniter bir Suriye kurulamazsa; etnik kotalarla yönetilen, sürekli kriz üreten ikinci bir Lübnan kurulacaktır.

Ve böyle bir Suriye’de yarın sandık kurulduğunda halkın önüne şu soru gelecektir:

“Sizi dün cephede kim yönetiyordu?

Cevap şaşırtıcı olabilir:

Aynı isim, bugün sizi devletin zirvesinden yönetmeye taliptir.

İşte bu yüzden:

İlk Seçimde Mazlum Abdi Suriye Cumhurbaşkanı Olursa Şaşırmayın.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP