DOLAR %
EURO %
ALTIN
BITCOIN 4073513-0,04%
İstanbul
21°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Ruhuna el fatiha…

Ruhuna el fatiha…

ABONE OL
Ekim 10, 2026 11:14
Ruhuna el fatiha…

Sesli makale👇


Denetimi Öldürün, Şeffaflığın Cenaze Namazını Kılın, Ruhuna El Fatiha…

Türkiye’de fon piyasası çökerken, SPK’nın gecikmiş ve alaycı açıklaması bir iletişim kazası değildir.

Bu, devletin kendi denetim mekanizmasına bile güvenmediğinin ilanıdır.

Yatırımcıların birikimleri bir gecede buharlaşırken, fonların içi likidite yerine hava ile doldurulmuşken, SPK’nın ağzından çıkan “mevzuata uygunluk”cümlesi artık bir savunma değil, bir itirafnamedir.

Bu kriz, fon yöneticilerinin değil, mevzuatın krizidir.

Bu kriz, piyasanın değil, denetim kültürünün krizidir. Meclis’e sunulan araştırma komisyonu önerisinin reddedilmesi ise krizin kendisinden daha ağır bir hatadır.
Çünkü bu reddin anlamı açıktır:
Karanlık kalıcı hâle getirildi. Şüphe kurumsallaştırıldı. Devlet, kendi denetim mekanizmasını masaya yatırmaktan kaçındı.

Bu, yalnızca siyasi bir tercih değil; ekonomik rasyonaliteye, ahlaka ve millete karşı işlenmiş bir sorumsuzluk suçudur.

Leiden Üniversitesi Ekonomi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Olafvan Vliet’in informel’in görüşmemizde söylediği söz, krizin fotoğrafını netleştiriyor: “Şeffaflık yoksa güven yoktur; güven yoksa piyasa çalışmaz.” Van Vliet’e göre krizleri kapatmak onları büyütür; incelemek ise devletin kendine güvenini artırır. Türkiye’de tam tersi yapılmış, kriz kapatılmış, şüphe kalıcı hâle getirilmiştir.

Asıl Sahtelik: Kazanırken Susmak, Kaybedince Adalet İstemek

Evet, asıl sorumluluk denetleyende, düzenleyende, Meclis’te, SPK’da, iktidarda.

Ama bu tablonun görünmeyen suç ortaklarından biri de alın teri olmadan kısa yoldan köşe dönme hayaliyle yaşayan vatandaştır.

Bu ülkede yıllardır bir zihniyet pompalandı: “1 koy, 1000 al.”
“Riski bana bırakma, getirisi garanti.”

“Çalışmadan kazan, sorgulamadan inan, araştırmadan zengin ol.”

Bu zihniyet, yatırım değil kumardır.

Bu zihniyet, birikim değil açgözlülüktür.

Bu zihniyet, akıl değil sürü psikolojisidir.

Ve ne oldu? Millet, “nasıl olsa kazanırım” dedi.

“Bu iş %100 güvenli” dedi. “Bir şey olmaz” dedi. “Herkes giriyor, ben de gireyim” dedi.

Sonra içlerinden biri patladı.

Ve o “%100 emin oldukları” kaybetme riski, bir gecede gerçek oldu. İşte o an anlaşıldı: Ortada yatırım yoktu, bilgi yoktu, risk yönetimi yoktu. Ortada sadece açgözlülük vardı.

Kumar masasına oturan, zarın nasıl geldiğine değil, ne kadar kazanacağına bakar. Ama kumarhanede kaybedince suçu sadece krupiyeye atmak yetmez. Biraz da kendine bakacaksın.

“Ben neden sorgulamadım?”

“Ben neden araştırmadım?”

“Ben neden bana %100 kâr vaat edene inandım?”
“Ben neden alın teriyle değil, kısa yoldan köşe dönmeyi seçtim?”

Bu ülkede herkes bir başkasını suçluyor: Yatırımcı fon yöneticisini, fon yöneticisi SPK’yı, SPK piyasayı, Meclis her şeyi. Ama aynaya bakan yok.

Denetim boşluğu varsa, dolandırıcıya alan açılır.

Açgözlülük varsa, dolandırıcıya davetiye çıkarılır.

İkisi birleşince ortaya kumarhane çıkar.

Elbette suçun büyüğü denetlemeyende. Ama sorumluluğun tamamını devlete yükleyip, “Ben sadece kurbanım” demek de sahtekârlıktır.

Çünkü sen de o masaya bile isteye oturdun.

Çünkü sen de “1 koyup 1000 alacağım” diye hayal kurdun. Çünkü sen de riski görmezden geldin.

Ve şimdi ağlıyorsun. Hesap soruyorsun. Ama kendine sormuyorsun: “Ben neden açgözlülüğümün kurbanı oldum?”

Peki 1 koyup 1000 alırken susmak ne kadar dürüstçeydi? Hiç dürüst değildi. O suskunluk masumiyet değildi; çıkar ortaklığıydı.

O suskunluk, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” ahlakıydı. Kazanırken kuralsızlık istiyordun; kaybedince kural istiyorsun.

Bu, adalet arayışı değil; fırsatçılıktır. Gerçek denetim talebi, balon şişerken haykırılır.

Gerçek adalet arayışı, kazanç devam ederken de haksızlığa itiraz eder.

Diyanet’in Çelişkisi: Kahvede Yasak, Borsada Helal

Bir yanda kahvehanelere, piyango biletlerine “kumar” diyen Diyanet; diğer yanda borsa fonlarında milyarlarca lira. Türkiye Diyanet Vakfı’nın (TDV) Aktif Portföy Para Piyasası Katılım Fonu’nda yaklaşık 2,18 milyar TL değerinde payı olduğu ortaya çıktı.
Sadece 1.031 yatırımcısı bulunan ve son bir yılda
%45,5 getiri sunan fonda, TDV’nin 1,22 milyar adetten fazla payı vardı.

Diyanet ne diyor? “Vakfımızın mali kaynakları faizsiz finans ilkelerine uygun olarak değerlendirilmektedir.”Yani “helal” diyor.

Ama Diyanet’in kendi fetvalarına bakın: “Manipülasyon caiz değildir, spekülasyon caiz değildir, garar caiz değildir.”
Peki fon hırsızlıktan, dolandırıcılıktan, manipülasyondan yargılanıyorsa, Diyanet Vakfı o fonun içinde ne arıyordu?

Fon patlak verince ne oldu?

Diyanet Vakfı paylarının %48’inisessizce elden çıkardı. Yani kriz patlak vermeden önce “helal” diyerek tuttuğu parayı, kriz patlak verince “kaçarak” kurtardı. Ama o fonda parası olan vatandaşa ne oldu? Onun birikimi eridi. Diyanet’in parası ise “zamanında” çekilmişti.

Bu, kurumsal bir ihanettir.
Diyanet, vatandaşına “helal” dediği bir kumarhanede, kendisi kazanırken susmuş, kaybedeceğini anlayınca kaçmıştır.
“Kahvede yasak, borsada helal” diyen bir kurum ne millete güven verir, ne de kendi vicdanına hesap verebilir.

Asıl Ahlaki Soru: Haramda Ortak Olmak Sadece Kaybedince mi Akla Gelir?

Şimdi asıl soruya gelelim: Parasını yatırdığınız fon; hırsızlıktan, dolandırıcılıktan, manipülasyondan yargılanıyorsa…

Ve siz o fondan kâr elde etmiş olsaydınız…

Ve bu olay patlak vermeseydi…

Sizin de o haramda on ayak olmanız söz konusu olmayacak mıydı?

Cevap net: Evet, olacaktı.

Kâr ederken helal, zarar edince haram mı?

Kazanç devam ederken “caiz, patlak verince “mağdur” mu? Balon şişerken “akıllı yatırımcı”, balon patlayınca “kurban” mı?

Bu, ahlaki tutarlılığın değil, çıkar ahlakının ta kendisidir.

Diyanet’in kendi fetvasına göre: Kaynağı haram olan bir kazanç haramdır. Manipülasyonla şişirilmiş bir fondan elde edilen getiri gasptır. Dolandırıcılıkla beslenen bir havuzdan alınan pay haksız kazançtır.

Eğer fon patlak vermeseydi, bugün ne yapılacaktı? Kârına kâr katılacak, “faizsiz kazanç” diye millete fetva verilecekti. Ama fon patladı.

Ve şimdi “mağdurum” deniyor.

Mağdur değilsin.

Sen ortaktın.

Sen o haramın içindeydin.

Sen o dolandırıcılığın bir parçasıydın.
Şimdi “Neden denetlemiyorsun?” diye soruyorsun.

Ama sen denetim istemiyordun.

Sen denetimden muaf tutulmak istiyordun. Kazanırken kuralsızlık istiyordun; kaybedince kural istiyorsun.
Bu, adalet arayışı değil;
fırsatçılıktır.

Fon krizi, Türkiye’nin finansal hafızasında bir yara olarak kalacaksa, bunun sebebi fon yöneticileri değil; krizi araştırmaktan kaçınan iradedir. Bu irade, ülkenin geleceğine gölge düşürmektedir.

Yatırımcı güveni mezara gömülmüş, uluslararası piyasalar Türkiye’nin kurumsal kapasitesini sorgulamaya başlamıştır.

Bu kriz, kapatılarak değil, incelenerek çözülür.

Ama önce devlet aynaya bakacak. Sonra Diyanet aynaya bakacak. Sonra vatandaş aynaya bakacak.

Çünkü denetim olmadan piyasa kumarhanedir. Açgözlülük olmadan da o kumarhane bu kadar kolay dolmaz. Ve güvenin olmadığı yerde ne piyasa çalışır ne adalet. Ne de o “1 koyup 1000 almak” hayali, kumardan başka bir şey olur.

Denetimi öldürdüler. Şeffaflığın cenaze namazını kıldılar…

Ruhuna El Fatiha.

Bu ülke, artık dürüstlüğü değil, köşe dönmeyi marifet sayanların ülkesi hâline gelmiştir.

Ve o ülkenin sonu, ne yazık ki, kendi açgözlülüğünde boğulmaktır.

Vesselam.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP