Dostlar;
Camiye giren ve insanların ona deli dediği adamın hikayesini duydunuz mu? Minbere çıktı, orada bulunanlara baktı ve sonra şöyle dedi: “Gerçek kör, görme yetisini kaybeden değil, anlayış yetisini kaybedendir.”
Gerçek kör, namaz kılan ama namazından karakteri etkilenmeyen, yemekten oruç tutan ama haram olanlardan oruç tutmayan, Allah’a secde eden ama kullarına karşı kibirli davranan, muhtaçları ve ezilenleri görüp onlardan yüz çeviren kimsedir.
Gerçek kör, hakikati bilen ama onu terk eden, yalanı bilen ama onu izleyen kimsedir.
Gerçek kör, dini metinleri ezberleyen ama onlara göre hareket etmeyen kimsedir.
Gerçek körler, Allah‘tan bağışlanma dileyen ama kullarını bağışlamayanlardır.
Gerçek körler, dıştan dürüstlük gösterirken kalplerinde kötülük barındıranlardır.
Bu dünyada bu anlamlara kör olan kimse, ahirette daha da kör ve sapkın olacaktır.
Sonra sakin bir şekilde, “Namazı kılın” dedi.
Minberden indi ve camiye sessizlik çöktü.
Herkes başkalarına bakmadan önce kendi kalbini inceledi.
Sözleri sadece bir vaaz değil, her birinin kendi yansımasını gördüğü bir aynaydı.
Artık kimse “deli” diye adlandırdıkları adama bakmıyordu, her biri kendi kendine, “Kalbimde kör müyüm ki göremiyorum?” diye sormaya başladı.
O günden itibaren, sözleri orada bulunanların kalplerinde kaldı.
Çünkü bazı sözler, kulakla duyulmaz ama içinde uyuyan kalbi uyandırır.
Belki de büyük bir ders en az beklediğimiz yerden gelir, belki de bir felaket gaflet içindeki bir kalbi uyandırır ve belki de insanların cahil sandığı biri içinde büyük bir bilgelik taşır.
Ders, kimin söylediğinde değil, ne söylendiğindedir.
Senden başka ilah yoktur, şan ve şeref sana aittir.
Gerçekten ben zalimlerdendim. Anlayışını kaybeden birde ahmak ise dualarımız da fayda etmez.
Bir gün Hz. Îsâ (aleyhisselâm), sanki arkasından bir aslan kovalıyormuş gibi bütün gücüyle dağa doğru koşuyordu.
Onu gören bir adam şaşırdı ve arkasından seslendi: “Ey Allah’ın peygamberi! Arkanda seni kovalayan kimse yok.
Ne bir aslan var ne de bir düşman! Öyleyse neden kuş gibi hızla kaçıyorsun?”
Hz. Îsâ (a.s.), o kadar hızlı koşuyordu ki, adama cevap verecek vakti bile yoktu.
Adam da merakına yenik düşerek onun peşinden koşmaya başladı.
Bir müddet sonra tekrar seslendi: “Allah aşkına, bir an dur da söyle! Kimden kaçıyorsun? Arkanda hiçbir şey yok. Seni bu kadar korkutan nedir?”
Hz. Îsâ (a.s.), cevap verdi: “Bir ahmaktan kaçıyorum. Yolumu kesme de kendimi kurtarayım!”
Adam bu cevaba şaşırdı ve sordu: “Sen, Allah’ın izniyle körlerin gözlerini açan, sağırların kulaklarına şifa veren Îsâ değil misin?”
Hz. Îsâ (a.s.): “Evet, “benim” dedi.
Adam tekrar sordu: “Sen, Allah’ın izniyle ölülere dua edip onların dirilmesine vesile olan, çamurdan kuşlar yapıp onlara can veren peygamber değil misin?”
Hz. Îsâ (a.s.): “Evet” dedi.
Adam hayretle: “Öyleyse bütün bunları yapmaya gücün yettiği hâlde bir ahmaktan neden kaçıyorsun?
Onu da iyileştirsene!”
Bunun üzerine Hz. Îsâ (a.s.) şöyle cevap verdi: “Allah’ın en yüce ismiyle dua ettim, körün gözü açıldı.
Sağıra dua ettim, işitmeye başladı. Dağa dua ettim, dağ yarıldı.
Ölüye dua ettim, Allah’ın izniyle dirildi. Fakat ahmağın gönlüne o duayı binlerce kez, sevgiyle ve şefkatle okudum.
Yine de hiçbir fayda görmedim. Ahmaklık onun gönlünü taş kesmişti. Ne öğüt kâr etti ne de nasihat!”
Adam sordu: “Bunun hikmeti nedir?
Allah’ın izniyle bunca mucizeye vesile olan duanın ahmağa faydası neden olmuyor?”
Hz. Îsâ (a.s.) şöyle buyurdu: “Ahmaklık, insanın kendi kendine hazırladığı bir felakettir.
Hastalık, körlük ve sağırlık birer imtihandır; bunlara maruz kalan insana acınır.
Fakat ahmaklık, insanın hem kendisine hem de çevresindekilere zarar vermesine sebep olur.
Ahmak kişi, kendisine uzatılan yardım elini bile anlamaz.
Ona ne kadar öğüt verirsen ver, gönlünü hakikate kapatmışsa sözlerin fayda etmez.
Toprağın suyu çekip kuruması gibi, ahmak kişi de yanında bulunan insanın gayretini, neşesini ve huzurunu tüketir.
Bunun üzerine Hz. Îsâ (a.s.), ahmakla uğraşmanın insanı yıpratacağını anlatmış ve yoluna devam etmiştir Nasihat, anlayana fayda verir.
İnsan kendi hatasını görmeye kapalıysa en güzel söz bile etkisiz kalabilir.
Herkesi değiştirmeye çalışmak insanı yorar.
Bazen tartışmayı bırakmak ve mesafe koymak daha doğrudur.
İnatla ahmaklığı birbirine karıştırmamak gerekir.
Bir insanın anlamakta zorlanması onu değersiz yapmaz; burada eleştirilen, hakikate ve öğüde sürekli kapalı kalmaktır.
Kıssanın özü şu sözle özetlenebilir: “Bin nasihat verdim, fayda etmedi; çünkü söz kulağına ulaştı ama gönlüne girmedi.”
GÜNDEM
15 Ekim 2026SPOR
15 Ekim 2026GÜNDEM
15 Ekim 2026GÜNDEM
15 Ekim 2026GÜNDEM
15 Ekim 2026UNCATEGORİZED
15 Ekim 2026EKONOMİ
15 Ekim 2026