TDK (Türk Dil Kurumu) insan kelimesinin sözlük anlamını; “Bir kültür içerisinde ve toplum halinde yaşayan, yayılan, düşünme, konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları değiştirebilen ve bulguları biçimlendirebilen canlı”,
“Ademoğlu”, “Huy ve ahlâk yönünden Üstün nitelikli kişi” diye tanımlamaktadır.
İnsan kelimesi dilimize Arapça ins kelimesinden türetilmiştir.
“Beşer insan topluluğu” anlamına gelen ins, daha ziyade insan türünü ifade etmekte, bu türün erkek veya dişi her ferdine insan denmektedir.
Kelimenin aslının “unutmak” manasına gelen nesy ile aynı kökten olduğunu ileri sürenler de vardır.
Kelime üns masdarı ile de irtibatlandırılmıştır.
“Alışmak,uyum sağlamak” anlamına gelen üns Türkçe’ de ünsiyet olarak kullanılmaktadır.
İnsan kelimesi, Kur’an- ı Kerim’de birçok yerde geçmektedir.
İnsan, uçsuz bucaksız, evrende, varlık âlemi içinde eşsiz bir konuma sahiptir.
İnsan ruhuyla, bedeniyle, Allah’ın (cc) harika bir san’at eseridir.
Kur’an-ı Kerim insanın yaratılış özelliğinden bahsederken, Tin Suresinde “ahsen-i takvim” yani en güzel bir surette, en donanımlı, en mükemmel diye ifade etmektedir.
En güzel şekilde yaratılan insanın yer yüzünün halifesi olduğu Bakara Suresi 30. ayette belirtilmiştir.
İnsan yaratılanların en şereflisidir.
İsra suresi 70. ayetinde geçen “Biz ademoğullarını mükerrem kıldık” ifadesi bu durumu ilân etmektedir.
İnsan, Allah (cc) tarafından özel muhatap olarak seçilmiş bir varlıktır.
İnsanoğlunun en üstünü ve en şereflisi şüphesiz Peygamber efendimizdir (sav).
Kur’an-ı Kerim’de “Ey iman edenler! Ey Âdemoğulları! Ey insan!” Şeklindeki seslenişlerin hepsi insan muhatap alınarak yapılmıştır.
İnsana Kur’an ışığıyla bakanlar, insanın eşref-i mahlukat olduğunu kavramışlar ve insana değer vermişlerdir.
Lakin insana Kur’an’ın nuruyla bakamayanlar, onun bu özelliğini anlayamamışlar, kimi onu sadece maddeden ibaret sanmış, kimi maymunun bir üstü olan hayvan diye tanımlamış, kimi de ekonomik bir canlı olarak değerlendirmiştir.
İnsan küçük bir âlemdir.
Allah (cc) kâinatta ne varsa insanın hakikatine yerleştirmiştir.
Kâinat küçültülse insan, insan büyütülse bir kâinat olur.
Şu muazzam kâinatta sürekli bir faaliyet cereyan ettiği gibi insanoğlunun bedeninde de sürekli faaliyetler mevcuttur.
Sürekli nefes alıp vermekteyiz.
Beynimiz, zihnimiz, kalbimiz aralıksız çalışmaktadır.
Saçlarımız, tırnaklarımız durmadan uzamaya devam etmektedir.
Kâinatta durmadan değişiklikler olduğu gibi bedenimizde de hücrelerimiz durmadan değişime uğramaktadır.
İnsanoğlu’nda kâinattan örnekler vardır.
Bu örneklerden birkaç örnek olarak, saçlarımızı ormanlara, tüylerimizi bitkilere, damarlarımızda dolaşan kanlarımızı nehirlere, bedenimizdeki eğri büğrü yerleri dağlara, düz yerleri ovalara, kemiklerimizi kayalara, işaret olarak sayabiliriz.
Kur ‘an-ı kerim’in ifadesiyle yeryüzü insana bir döşek gibi serilmiş, güneş insan için bir lamba bir soba, yıldızlar ve ay gecenin karanlığında bir kandil hükmünde insanoğluna ikram edilmiştir.
Havasıyla, suyuyla, toprağıyla, bitki ve hayvanlarıyla insanoğlunun hizmetine sunulmuştur.
Çayır, çimen ve çiçekleriyle insanoğlunun göz zevkine ve gönül ferahlığına hitap eden nimetler olarak hediye edilmiştir.
Bütün bu güzelliklere rağmen insanoğlu kendi değerini idrak edemeyip yitirdiğinde de “ahsen- i
takvim” üzere yaratılmış olan insanın Tin süresindeki devam eden ayette belirtildiği gibi esfel-i safiline yani aşağıların en aşağısına döndürüldüğü beyan edilmiştir.
Yüce kitabımızda insanoğlunun eşref-i mahlukat olduğu bildirildiği gibi zalim, cahil ve nankör bir yanının da bulunduğu beyan edilmektedir.
İnsan birkaç zıddın kendinde cem olduğu bir varlıktır.
İnsanoğlu, bir yanıyla bitki, bir yanıyla hayvan, bir yanıyla insan bir yanıyla da melektir.
Hatta melekten de üstün olabilme özelliğine sahiptir.
Nefes alıp vermemiz bitkilerdeki fotosentez özelliğine benzetilmektedir.
Komaya girip sadece bir nefesten ibaret olan insanlar için “bitkisel hayata girdi” denilmektedir.
İnsanoğlu, yeme, içme ve cinselliği yaşama bakımından hayvanlara benzetilmektedir.
Hatta hayvanların bu konularda insanlardan daha önde olduğunu kabul edenler de vardır.
İnsan için insan olmaktan daha önemli olan, insanca yaşayabilmek, insan olarak kalmak ve de insan olarak bu dünyadan imanla göçebilmektir.
Suret olarak her insan, insan gözükebilir.
Önemli olan bedenen değil, ruhen ve davranışlarımızla insan olabilmektir.
Kısacası Hz. İnsan olabilmektir.
İnsanoğlu yeme, içme ve cinsel ihtiyaçlarını karşılama bakımından değil, şefkat, merhamet, saygı, sevgi, ahlâkî değerler, faydalı olma duygusu ve güzel davranışlarıyla hayvanlara göre daha üstün bir seviyede ve bu özellikleriyle insan olma vasfına sahip olabilir.
Hatta bu seviyeyi aşıp meleklerden de üstün olma durumuna da erebilir.
Örnek olarak insanoğlu layıkıyla oruç tutabildiği zaman âdeta melekleşebilmektedir.
Meleklerde erkeklik dişilik yoktur.
Yeme, içme, uyuma gibi insanoğlunun ihtiyaç duyduğu şeylere ihtiyaçları yoktur.
İnsanoğlu gibi nefs sahibi olmadıkları için Allah’ın (cc) emirlerine isyan etmez, itaat eder, kendilerine verilen emirleri yerine getirirler. İnsanoğlu meleklerin ihtiyaç duymadıklarına muhtaç olduduğu ve nefs sahibi olduğu için, ihtiyaç duyduklarını Rabbimizin helâl kabul ettiği şekilde karşılayıp, nefsine heva ve hevesine uymamakla ve Allah’ın razı olduğu bir hayat sürerek meleklerden üstün olabilir.
Ne yazıktır ki zamanımızda insanoğlunun birçoğu, birçok insanî ve ahlâkî değerlerden uzaklaşmıştır.
Bu uzaklaşma insanoğluna, mutsuzluk, huzursuzluk, bereketsizlik, yeryüzünde türlü türlü sıkıntılar olarak geri dönmektedir.
Yüce Rabbimden bizlere, insan olmak, insan kalmak, insanca yaşamak ve insan olarak imanlı bir şekilde ömrümüzü tamamlayıp huzuruna varmak nasip etmesini niyaz ederim.
Cumamız hayra vesile olsun.
Selamlarımla.
GÜNDEM
24 Şubat 2026SPOR
24 Şubat 2026GÜNDEM
24 Şubat 2026GÜNDEM
24 Şubat 2026GÜNDEM
24 Şubat 2026UNCATEGORİZED
24 Şubat 2026EKONOMİ
24 Şubat 2026