Bitmeyen kronikleşmiş sorunlarımız.
Kemalizm:
Kemalizm hiçbir zaman tamamlanmış bir fikir olmadı.
Çünkü tamamlanmış fikirler insanı anlamaya çalışır.
Kemalizm ise insanı düzeltilecek bir arıza olarak gördü.
Elinde cetvel, kafasında şablonla topluma yaklaştı.
Uymayanı eğdi, bükemeyeni kırdı.
Din, Kemalist zihniyet için bir inanç alanı değil, bir tehdit dosyasıydı. Dindar insan özgür birey olarak değil, denetlenmesi gereken bir unsur olarak kodlandı.
İnanç kamusal hayattan sürüldü, sonra “özgürlük” etiketiyle mezara gömüldü.
Makbul dindarlık üretildi; bunun dışındakiler ya aşağılandı ya da kriminalize edildi.
Dil, kimlik ve aidiyet meselesinde tablo daha da açıktır.
Kemalizm tek tip insan üretmeyi hedefledi.
Farklı olan ya inkâr edildi ya asimilasyona zorlandı.
Kendi diliyle konuşan, kendi kimliğiyle var olmak isteyen insanlara vatandaşlık dersi verildi. Bu ülkede uzun süre vatandaş olmanın şartı, kendin olmaktan vazgeçmekti.
Farklı düşünce biçimleri de aynı refleksle karşılandı.
Kontrol edilemeyen her alan tehdit sayıldı.
Kemalizm özgür düşünceden söz ederken, kendisine yönelen en küçük eleştiriyi bile düşmanlık olarak tanımladı.
Kültür ve tarih meselesinde ise iş daha da vahimdir.
Geçmiş, taşınması gereken bir hafıza değil, atılması gereken bir yük olarak görüldü.
Tarih, ders alınacak bir süreklilik değil, utanılacak bir enkaz muamelesi gördü.
Hafıza ilerlemenin düşmanı ilan edildi.
Kökleri kesilmiş bir toplumun daha hızlı yürüyeceği sanıldı.
Oysa köksüzlük yürütmez, savurur. Geçmişine küfretmek insanı yüceltmez; sadece ucuzlatır ve yerle bir eder.
Mustafa Kemal’i kalkan yapıp sosyal medyada poz kesenlere, masalarda ve mezarlarda rakı kadehi kaldırıp bunu “özgürlük” ve “saygı” diye pazarlayanlara gelince;
Sizin özgürlük dediğiniz şey bir duruş değil, konforlu bir vitrindir. Siz Mustafa Kemal’inizi fikirle değil, aksesuar gibi taşıyorsunuz.
Onun adını ağzınıza alıp 5816’nın arkasına sığınıyor, hiçbir bedel ödemeden, hiçbir risk almadan ayrıcalığınızı meşrulaştırıyorsunuz. Bu devrimcilik değil; dekorculuk. Cesaret değil; korkaklıktır. Kemalizm bu yüzden bitmiş bir cevap değildir.
Çünkü cevap olmak yerine sürekli baskı üreten bir mekanizma olarak çalıştı.
Öyle sadece smokin giyinip fötör takıp, yüzünüzü başka maskelerle saklamak yetmez.
Batı’yı putlaştırıp kendi milletine yukarıdan bakanlara:
Siz ilerici değilsiniz, sadece komplekslisiniz.
Batı’dan ithal ettiğiniz her kavramı kutsallaştırıp bu toprağın insanını geri ve ilkel ilan ediyorsunuz.
Kendi halkını aşağılamayı aydınlanma sanan bu zihniyet, sömürge aklının yerli tercümesidir.
Aydın değil, taşeron hayranısınız. Kendi pisliğinizi bilim adına tadan, sonra bunu medeniyet diye yutturmaya çalışanlarsınız.
LGBT söylemini ilericilik ambalajıyla sunup, namusunu koruyanları “gerici” diye aşağılayanlar: Sizin derdiniz özgürlük değil, ahlaksızlık tekeli kurmak.
Kendi yaşam biçiminizi dayatıyor, itiraz edeni yaftalıyorsunuz. Hoşgörü diye sunduğunuz şey yeni bir zorbalıktır.
Homoseksüellik denen rezaleti ve yüzsüzlüğü farklılığa saygı diyerek lanse ediyorsunuz.
Size karşı olana küfür edipi itiraz ediyorsunuz?
Sokaklara dökülüp taşkınlık ederek elinizde pankartlarla utanmadan, haya etmeden yapmış olduğunuz pisliğinizi teşhir ediyorsunuz.
Bu ilericilik değil; etiketi sahte moderncilik ve özünde nefsinin arzularını ilah edinmektir.
Merkeze itaat eden, sorgulamayan ama doğru tarafta durduğunu düşündüğü için kendini üstün gören bir figür üretildi.
Bu figür, özgürlüğü kendi kimliğini yaşamakta değil, başkasına benzemekte buldu.
İlericiliği ise yeni fikirler üretmekte değil, merkezin çizdiği sınırları sadakatle korumakta aradı. Özgürlüğü, cinsiyet değiştirmekte görüp, sapkınlığı seçti.
Böylece özgürlük, taklitten ibaret bir vitrin; ilericilik ise itaatin süslü adı haline geldi.
Bu zihniyetin ürünü olan insan tipi:
Köklerinden koparılmıştır. Hafızasıyla değil, merkezin öğrettiği resmi tarih ile beslenir.
Kimliğini bastırmıştır.
Dilini, aidiyetini, inancını merkezin makbul kalıplarına uydurur.
Kendi aklını susturmuştur.
Eleştiri yerine baş eğme, sorgu yerine sadakat üretir.
Özgürlüğünü kaybetmiştir.
Farklı olmak değil; tek kalıp, tek tip olmak.
Sonuçta ortaya özgür birey çıkmadı.
Ortaya çıkan şey, kendi aklıyla düşünen, kendi vicdanıyla karar veren bir insan değil; derin devletin merkezine uygun, derin yapılarla uyumlu, sorgulamayı tehlike sayan bir tip oldu.
Bu tip, birey olmanın sorumluluğunu taşımak yerine, itaati erdem, sadakati ilericilik olarak gördü.
Yani ruhsuz bir insan canlı bir kukla oldu.
GÜNDEM
16 Mart 2026SPOR
16 Mart 2026GÜNDEM
16 Mart 2026GÜNDEM
16 Mart 2026GÜNDEM
16 Mart 2026UNCATEGORİZED
16 Mart 2026EKONOMİ
16 Mart 2026
1
Kayıp eşini otel odasında oğlunun arkadaşıyla bastı!
7392 kez okundu
2
Kamyonet Zap Suyu’na uçtu, 2 kişi hayatını kaybetti, 2 yaralı tedavi altına alındı
5871 kez okundu
3
Akıllı kişi nasıl yaşar?
5023 kez okundu
4
Çanakkale’de çevre illerde de hissedilen deprem!
4646 kez okundu
5
Eski eşini feci şekilde dövdü, sevgilisini bıçaklayarak öldürdü!
3749 kez okundu