DOLAR 43,8455 0.02%
EURO 51,7452 0.09%
ALTIN 7.264,001,14
BITCOIN 2909023-1,83%
İstanbul

PARÇALI AZ BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Pamuk Dede ile sohbet

Pamuk Dede ile sohbet

ABONE OL
Eylül 28, 2022 18:16
Pamuk Dede ile sohbet
2

BEĞENDİM

ABONE OL

Daha önceki yazılarımdan birinde sizlere pamuk dededen bahsetmiş, dedemizin toplum içerisinde sevilen ve sayılan bir kişiliğe sahip olduğunu, özellikle gençlerle karşılıklı sevgiye dayalı bir iletişim içerisinde bulunduğunu yazmıştım.

Uzun bir süredir doğup büyüdüğü yerleri özleyen dedemizin özlemini gidermek, tanıdık dost ve yakınlarını ziyaret etmek için gittiği yerlerden döndüğünü öğrenen yaşadığı semtin gençlerinden bazıları kendi aralarında kararlaştırdıkları bir günde, hem pamuk dedeye hoşgeldin demek hem de onun sohbetinden yararlanmak için dedemizin kapısına vardılar.

Kapının zilini çalan gençlere güleryüz ve tatlı tebessümüyle kapıyı açan dedemiz; “Buyurun gençler hoşgeldiniz, sefalar getirdiniz” deyince, karşılıklı selâmlaşmadan sonra gençler de “Siz de hoşgeldiniz pamuk dede kendinizi özlettiniz” diye cevap verip içeriye girerek işaret edilen yerlere oturdular.

Bir müddet karşılıklı hal ve hatır sormalardan sonra pamuk dede; “Değerli gençler bugünkü sohbetimde sizlere hem Peygamberimizin (s.a.v)

bir sünneti  hem de âdâb-ı muaşeretten olan bir konudan bahsedeceğim.” dedi. 

Gençlerden biri;

“Adab-ı muaşeret ne demek, anlatır mısınız?” Diye sorunca pamuk dede; “Âdab, terbiye, nezâket ve görgü kuralları anlamında edep kelimesinin çoğulu bir terimdir.

Edep ise bir toplumda örf, âdet ve kural halini almış iyi tutum ve davranışlar anlamında bir terimdir.” diye söze başlayıp devam etti.

“Muaşeret ise, birliktelik, sosyallik, birlikte yaşama anlamına gelmektedir.

Bu durumda âdab-ı muaşereti; edebe uygun sosyal ilişkilerdeki görgü kuralları olarak da tanımlayabiliriz.” diye cevapladı.

Gençlerden biri; “Bize bu kuralların birinden bahseder misiniz?” deyince, pamuk dede; “Sevgili gençler az önce size kapıyı açınca zaten bu kurallardan birini yerine getirdiniz.” demesi üzerine gençlerden biri; “Yerine getirdiğimizin ne olduğunu söyler misiniz? ” diye sordu.

Pamuk dede: “Sizlere kapıyı açtığımda selâm verdiniz ben de selâmınızı aldım. 

İşte bu selâmlaşmamız sünnet olduğu gibi ayrıca âdab-ı muaşerettendir.” diyerek devam etti. “Müslüman iki kişi veya iki topluluk karşılaştığında selâmlaşırlar. 

Selâm yüce Rabbimizin güzel isimlerinden biridir. “Es- selâmü aleyküm” veya

“Selâmün aleyküm” (dünya ve ahiret selâmeti ve barışı üzerinize olsun) anlamında yapılan bir duadır .

Peygamber Efendimiz’in çeşitli hadislerinde müminler selâmlaşmaya teşvik edilmişlerdir.

“İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de ( kâmil manada) iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir işi haber vereyim mi? Aranızda selâmı yayınız.” ( Müslim, iman, 93)

Kur’an-ı Kerim’de yüce Rabbimiz “Size selâm verildiğinde, daha güzeliyle selâmlayın ya da aynı ile karşılık verin. Çünkü Allah, (cc) her şeyi hakkıyla hesap edendir.” diye buyurmaktadır.( Nisa suresi, ayet, 86)

İşte bu ayetin gereğince Selâmün aleyküm diye selâm verene ve aleyküm selâm ve rahmetullah, 

Selâmün aleyküm ve rahmetullah diyene de ve aleyküm selâm ve rahmetullahi ve berekâtuh diye selâm verilmektedir.

Böylece müslümanlar, selâmlaşmakla birbirlerine

“Allah’ın (cc) selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.” diyerek karşılıklı olarak dualaşmaktadırlar.

Günümüzde kullanılan, belirli vakit ve sınırlı anlam taşıyan “Hayırlı sabahlar, iyi akşamlar, günaydın” gibi selâmlaşmalar, iyi dilek ve temennide bulunma ve bir iletişim kurma cümleleri ise de selâmün aleyküm diye verilen selâmdaki anlam zenginliği ve dua gücü bunların hiçbirinde yoktur.

Ayrıca selâmün aleyküm yerine kullanılan 

“Merhaba” kelimesi aslında bir selâmlama değil bir ağırlama terimidir 

Yani “Darlık çekmeyesin, geniş olasın, rahat edesin, emniyettesin” anlamına kullanılır.

Onun içindir ki bir topluğa gelen kişinin önce verdiği selâm alınır. Sonra gelen kişiye merhaba denir.

“Merhaba” terimi bu anlamda Peygamberimiz ( s.a.v) tarafından da kullanılmıştır.

Sünnetten kaynaklanan bu güzel uygulama günümüzde de devam etmektedir.

Hüküm olarak selâm vermek sünnet, almak ise duruma göre farz-ı kifaye veya farz-ı ayndır.

Selâm vermek ve almak müslümanların birbirleri üzerinde olan haklarındandır.

Her şeyin olduğu gibi selâm vermenin de bir usûl ve âdâbı vardır.

Meselâ karşılaşan kişilerden küçük olan önce selâm verir. 

Az olan topluluk çok olana, binekli yürüyene, yürüyen oturana, arkadan gelen önde gidene selâm verir.

Bir kişinin veya bir topluluğun yanına varılınca selâm verilir. 

Ayrılırken de selâm verilir.

Girilen ev veya mescit boş ise giren kişi kendi kendine selâm vermesi gerekir.

Böyle bir durumda verilecek selâm da “Es- selâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhi’s salihin” şeklindedir.

Anlamı: “Selâm bizim üzerimize ve Allah’ın (cc) salih kullarının üzerine olsun.” demektir.

Toplulukta bulunan bir kişinin selâm vermesi ve selâm verilen topluluktan bir kişinin verilen selâmı alması yeterlidir.

Kur’an okuyan ve dinleyene, ezan okuyana, kamet getirene, cuma ve bayram namazlarında hutbe okuyana ve dinleyene, ilimle meşgul olana, namaz kılana, uyumakta olana, yemek yiyene selâm verilmez. 

Ancak, yemek yiyene selâm vermekte şöyle bir incelik vardır: selâm veren kişi aç ise ve selâm verince yemeğe davet edileceğini biliyorsa selâm verebilir.

Selâm vermenin uygun olmadığı durumlar da vardır. 

Şöyle ki: işlenmesi haram olan işlerle meşgul olana, tuvalet ihtiyacını giderene, mübah olmayan oyunları oynayana, avret mahalli açık olarak banyo yapana, fal bakana selâm verilmez.

Yüce Rabbimin selâmı, rahmeti ve bereketi üzerimize ve üzerinize olsun.

Cumamız hayra vesile olsun.

Selamlarımla.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP